Erdoğan’a seslenen Özel erken seçim çağrısını yineledi: ”Cesaretin varsa çık karşımıza. Hodri meydan!”

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanmasına tepki gösteren CHP Genel Başkanı Özgür Özel erken seçim talebini yineleyerek AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi. Özel, “Bozbey’i cezaevine gönderip Bursa’ya çökmek istiyorlar. Cesaretin varsa çık karşımıza. Hodri meydan” dedi.

CHP’nin tutuklu bulunan İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 103’üncüsü Kütahya’da düzenlendi.

AKP’nin propaganda organı Sabah’ta yayınlanan ‘ABD’de 3 milyon dolar daire almış’ başlıklı haberi yalanlayan Özgür Özel, ‘‘Bakın buradan büyük bir özgüvenle, Kütahya’dan söylüyorum: Ey Sabah ey havuz medyası! Özgür Özel’in değil Amerika’da, dünyanın herhangi bir yerinde değil daire, bir tırnak makası, bir kibrit kutusu varsa Dışişleri elinizde, MİT elinizde, Trump yanınızda; hodri meydan! Bu emekli öğretmen evladı eczacı karşınızda, hodri meydan.’’ İfadelerini kullandı.

Miting alanında toplanan kalabalığa seslenen Özgür Özel şu ifadeleri kullandı:

2,5 MİLYAR LİRAYA MAL OLAN ZAFER HAVALİMANI İÇİN 6 KATI PARA ÖDENECEK

“Kütahya’da tarım arazilerine yapılan haksızlıkları, imarı ifade ettim. Öyle bir süreçteyiz ki Türkiye’de AK Parti’nin kurduğu bir düzen var, AK Parti’nin kara düzeni. AK Parti’nin kara düzeninde bu yılın ilk iki ayında çiftçiye verilen para 2 milyar lira, faize verilen para 640 milyar lira. Yani çiftçiye verilen paranın 320 katını faize ödeyen bir iktidar var, o iktidarın kurduğu bir kara düzen var.

Ama bir yandan da burada yanlış hesapla, kitapla açtıkları bir Zafer Havalimanı var. Bu Zafer Havalimanı’nı 50 milyon Euro’ya mal ettiler; bugünkü kurla 2,5 milyar lira. Ve geçmişte diyorlardı ki: “Cebinizden beş kuruş çıkmadan havalimanı yapıyoruz, otoban yapıyoruz, köprü yapıyoruz, hastane yapıyoruz.” Sonra çıktı ki hastaneye hasta ya da tahlil, MR, röntgen garantisi; yola geçiş garantisi; köprüye geçiş garantisi; havalimanına uçuş garantisi… Hesabı kitabı iyi yapamayanlar, 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına şu ana kadar geçiş garantisi ödemeleriyle 4,1 milyar lira ödediler bile.

Ve maalesef 2044 yılına kadar öyle bir imza atmışlar ki; 2044 yılına kadar uçamayan, uçmayan yolcunun, uçmayan uçağın parası senin, benim, hepimizin cebinden ödenecek. Ve daha oraya 10,7 milyar lira ödenecek; yani 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına tam altı katı para ödenecek. İki katını şimdiye kadar ödediler, dört katını bundan sonra ödeyecekler ve hepimizin cebinden bu büyük zararı ettirecekler.

Ama diğer taraftan baktığında çiftçiye para lazım olunca ona hak ettiği desteklemenin beşte birini veriyorlar. Buradan, Kütahya’dan; Zafer Havalimanı’nın ettiği bu büyük zarar ve köylünün içinde bulunduğu bu durum ortada olunca açıkça söylüyoruz: AK Parti’nin kara düzeni bitince, Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı iktidarı gelince, kurucusunun dediği gibi yeniden millet, köylü milletin efendisi olunca artık uçana, kaçana, konana garanti değil; çiftçiye, köylüye, hayvancılıkla uğraşana garanti verilecek.

“PARAYI ZENGİN İSTESE İKİ ELİ KANDA OLSA BULUYORLAR”

Sütün paritesini ayarlamayanlara söylüyorum: Bire 1,6 pariteyle süt fiyatına alım garantisi verilecek. Çiftçi ne ekeceğine desteklemeye göre baştan karar verecek, o destekleme çiftçiye her şartta ödenecek. Bundan sonra zenginin yurt dışından bulduğu krediyle yaptığı yola, havalimanına değil; çiftçiye ve hayvancılıkla uğraşanlara gelir garantisi verilecek. Söz veriyoruz.

Tabii Kütahya’da rakamlara bakınca insan her rakamda bir gerçeklik, her rakamda bir hüzün, her rakamda bir haksızlık görüyor. Kütahya; çalışan sayısının 160.000, emekli sayısının 143.000 olduğu bir şehir. Kütahya’yı emekli kenti yaptılar ama emeklileri aç bıraktılar. Kütahya’daki emekçileri asgari ücrete mahkum bıraktılar.

Şu meydandaki emekliler bir el kaldırsın! O elinizdeki nasırdan, çalışa çalışa tutan nasırdan; dirseğinizin çürümüş dirseğinden, büyümüş gözlük numaralarınızdan utanmayan, tarihin en büyük haksızlığını size yapan AK Parti’nin kara düzeninden kurtulmaya bir sandık mesafe kaldı, bir sandık mesafe!

Emeklilere soruyorum: AK Parti’nin kara düzenini yıkacak mıyız? Hakkımızı söke söke alacak mıyız? Hepinizin, hepinizin hakkını hep birlikte alacağız. Bakın bunu bu meydandakiler duyuyor, biliyor. Duymayana duyuralım, bilmeyene bildirelim: Bu ülkede yoksulluk, açlık… Bir dur, bir bekle. Bir başına olmaz o işler; dur bir bekle. Bizim gücümüz tek başımıza olmamakta, organize olmakta, birlikte olmakta; o yüzden bir grubun yaptığı bir şeyle olmuyor iş, hep birlikte yapacağız.

Buradan çok önemli bir şey söylüyorum: Bu ülke emeklisine açlığı öğretmeye çalışıyor. Asgari ücretlisine boyun eğmeyi, teslim olmayı, emek sömürüsüne ses çıkarmamayı ülke öğretmeye çalışıyor bu iktidarın eliyle. Oysa bu ülke, ekonomisi en güçlü olacak ülkelerden biri. Üç tarafı deniz, denizlerinin içi bereket. Toprağının altı adeta madenler açısından eşi bulunmaz ganimet. Toprağın üstü adamı ters diksen düz çıkaracak kadar bir bereket. Genç nüfusu hepimiz için bir nimet. Ve bu ülkedeki tüm kaynaklar doğru kullanılsa, doğru harcansa, bu ülke doğru kalkınsa, adil bölüşse bu meydanda bugün emeklilerin yaşadığını yaşayan kimse kalmaz.

Ama şöyle yapıyorlar: Parayı zengin isteyince her iki elleri kanda olsa buluyorlar. Her türlü kıyağı dünyanın en zenginlerine, Türkiye’nin en zenginlerine çekiyorlar; emekliye gelince “kaynak kalmadı” diyorlar. Bütün AK Partili, MHP’li emeklilere anlatalım; bir hayali anlatmıyoruz: 3 Kasım 2002 günü AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücretten hesap etsen 28’den 42 bin lira yapıyor. Yani bugün “20 bin lira verip fazlasını veremiyoruz” diyorlar ya; kendilerinden önceki beğenmedikleri Ecevit, Bahçeli, Mesut Yılmaz hükümeti —hep kötüledikleri ki sanki Bahçeli ile şimdi ittifakta değillermiş gibi— o hükümet, o hesapla 42 bin lira veriyordu.

Biz asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunuyoruz; kısa vadede en düşük emekli maaşını bir asgari ücret diyoruz, hesap yine aynı noktaya geliyor. Hesap AK Partisi öncesi döneme geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret olunca 58 bin liraya geliyor. Bugün eldeki 20 bin liraya bakın ve geçmişteki hesapla anılan 58 bin liraya, alınacak 58 bin liraya bakın. Bugün bütün AK Partili, MHP’li emekliler; bu iktidar geldiği gün en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu, şimdi 2 çeyrek altın alamıyor.

“BUNUN ADI AK PARTİ’NİN KARA DÜZENİDİR”

Bunu yapan 5510 sayılı kanunu çıkarıp aylık bağlama katsayılarını değiştirip emekliye türlü çeşit numaraları çekip her sene TÜİK —Nedir TÜİK? Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu— kimi üzüyor? Emekliyi üzüyor. Gerçek enflasyon yüzde 80, yüzde 60 söylüyor; yüzde 20 senin cepten gidiyor. Gerçek enflasyon yüzde 45, yüzde 30 söylüyor; yüzde 15 senin cepten gidiyor. Gerçek enflasyon yüzde 32, yüzde 20 söylüyor; yüzde 12 senin cepten gidiyor. Birikiyor birikiyor birikiyor; 8 altın, 2 çeyrek altına, 1,5 çeyrek altına iniyor.

Aynı hesap asgari ücretliler için de geçerli. AK Parti geldiğinde asgari ücret 7 çeyrek altındı. Bugün asgari ücret 2,5 çeyrek altın. Alnının terinin bu kadar haksızca sömürüldüğü bir başka ülke yok Avrupa’da, hatta neredeyse dünyada. Bu kadar haksızlık olmaz, bu kadar ucuza emek sömürüsü olmaz. Bunun için bir kere asgari ücret dediğin ilk bir yıl alınan, sonra kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücretti. Bugün biraz önce il başkanım, parti meclisi üyem, belediye başkanım, milletvekilim izah ettiler: Burası asgari ücret ya da hemen üstünün alındığı, en çok asgari ücret ve üstünde işçi çalıştırılan bir şehir.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asgari ücret bir yıllık ücret olacak, hızla herkes o ücretten uzaklaşacak; herkesin CHP iktidarında cebi dolacak, karnı doyacak, yarınlarına güvenle bakacak. Açıkça söylüyorum açıkça: Dünyaya baksın herkes; emekliye kim sahip çıkıyor, asgari ücretliye kim sahip çıkıyor, ücretleri kim yükseltiyor? Bu dünyada sosyal demokratların işi. Bugün İspanya’da kardeşimiz, yoldaşımız Pedro Sanchez nasıl yoksullukla mücadele ediyorsa, nasıl düşük gelir seviyesindekiler için çalışıyorsa biz de öyle yapacağız.

Açıkça söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi sermaye düşmanı değildir, patron düşmanı değildir, yatırımcı düşmanı değildir. Ama kalkınmacıdır; kalkınmak için, ihracat için, üretim için tüm imkanları yaratmaktan yanadır. Ama Cumhuriyet Halk Partisi daha çok kazanmanın garantisidir; adil bir vergi düzeninin, hakça bölüşmenin garantisidir.

Bugün Kütahya’da bu kıymetli, bu gözümün içine umutla bakan topluluğa söylüyorum: Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor, 89’u bu meydandan toplanıyor. Nasıl mı? Dolaylı vergi dediğin dünyanın en adaletsiz vergisi. Zengin fakir ayırmıyor; en zenginden de aynı alıyor dolaylı vergiyi, en fakirden de. Elektriğe, suya, doğal gaza, üstüne aldığın kıyafete, evladın ayağına aldığın bota, okul çantasına, tırnak makasına “özel tüketim vergisi” adı altında ya da diğer isimlerde dolaylı vergi alınıyor. Kimden? Hepimizden, yüzde64-65.

Sonra gelir vergisi var; nereden alınıyor bu? Yine senden alınıyor. Maaşlardan alınan vergidir gelir vergisi. Bir de bankada varsa üç beş kuruş bir birikinti, oradan alınacak bir faiz, ondan kesilen stopajdır gelir vergisi. Bu da yaptı mı sana yüzde 23-24, varıyor yüzde 88’e. Yüzde 1 başka bir kalem var; yüzde 11 kurumlar vergisi. Üretenden, kazanandan, kar edenden alınan vergi yüzde 11; garibandan alınan vergi yüzde 88. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni değiştireceğiz, bu düzeni yıkacağız; çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan vergi almayacağız.

“İĞNEDEN İPLİĞE HER ŞEYE ZAM; SEBZEYE ZAM, MEYVEYE ZAM, HER ŞEYE ZAM”

Şimdi ekonomide öyle bir dönemdeyiz ve öyle bir beceriksizlikle karşı karşıyayız ki; Türkiye ekonomisini kırılgan, krizlere dayanıksız yapan bu iktidar… En basiti geçen sene, hatta önceden daha eskiye gidelim: Pandemi. Pandemide bütün dünyada enflasyon, bütün dünyada alınan tedbir faiz arttırma. Bir tek Türkiye’de yok. “Ben bilirim” diyor ve enflasyonu tek rakamlılara yaklaşan enflasyonu yüzde80’e kadar fırlattı. O günlerde enflasyon fırlarken, bir anda her şey farklıyken para isteyen zengine “Aman ha dolar alma, kur korumalı mevduat al” dedi; senin, benim cebimden zenginlere dünyanın en büyük kaynak transferini yaptı. Sonra seçimlere girdi, seçimleri atlattı, arkadan gidip “Kemeri sıkacaksın” diye yine hepimizin gırtlağına çöktü.

Şimdi bu dönemde bir kez daha büyük bir beceriksizlikle, geçmiş dönemde milyarlarca lirayı zengine verenler bu sefer seçimleri Ekrem İmamoğlu kazanacak diye, Cumhuriyet Halk Partisi kazanacak diye geçen sene 19 Mart’ta bir darbeye giriştiler. Bunun karşılığında Türkiye’nin dünya kadar kaynağını sattılar. Emekliye lazım paranın 150 katını, asgari ücretliye lazım paranın 110 katını, çiftçiye lazım paranın 90 katını yaktılar; korumasız, kırılgan, aciz bir ekonomi yarattılar. O şartlar altında İran’daki savaşa yakalandılar. İşte o yüzden şimdi Türkiye’de petrol fiyatları fırlayınca anında pompaya yansıyor.

Hemen Ekonomi Koordinasyon Kurulumuzu topladım; Türkiye’nin en kıymetli ekonomistlerinin olduğu 11 kişilik kurulu. Dedik: “Ne yapmak lazım? Biz olduğumuzda ne yapacağız? Ne yapmalılar şimdi?” Dediler ki: “Kesinlikle petrol artışı pompaya yansımasın. Yansırsa enflasyon patlar, tutamazsın.” “Ne önerelim?” “ÖTV var” dediler yüzde 40’ı kadar. Eşel mobil yapın, ÖTV’den karşılayın, pompaya yansımasın. Tam hatırlayın, arabalar dizilmiş petrol ofisinin önünde 1 kilometre. Zammı yapacaklar o gece ben önerdim, biz önerdik “Yapmayın” dedik, “İntihar olur” dedik. O gece zammı durdurdular. Ertesi gün dediğimizin dörtte üçünü; yani 4 lira artıyorsa 1 lira yansısın, 3 lira ÖTV’den karşılansın.

O günden bugüne bu şekilde tutuldu ama ÖTV’den karşılanacak pay aşıldı. Şimdi habire pompaya yükleniyorlar, 80 lirayı gördüler yine uyardık: yüzde 20 KDV var, KDV’den karşılansın, vatandaşa yansımasın. Niye? Çünkü şundan: Yarın Hürmüz Boğazı açılır, Brent petrol düşer, benzin fiyatını düşürürsün. Kaybın ÖTV kadar olur, kaybın KDV kadar olur. Ama sen bunu yapmazsan, her şeyin fiyatı artarsa daha sonra bu enflasyona döner, petrol düşse de fiyatları düşüremezsin. Ne oldu? Bu sefer bizi dinlemediler. Fiyatlar uçtu gitti ve dün maalesef dün akaryakıta olan zamlar yüzünden elektriğe yüzde 25 zam geldi, doğal gaza yüzde 25 zam geldi. Şimdi yandı gülüm keten helva.

Buradan sonra sen misin elektriğe zam yapan? Hadi bakalım ekmeğe zam. Sen misin doğal gaza zam yapan? Hadi bakalım ekmeğe zam. Sen misin elektriğe zam yapan? İğneden ipliğe her şeye zam; sebzeye zam, meyveye zam, her şeye zam. Sonra Hürmüz açılsa da kim alacak yapılan o zamları geri? Türkiye’de zammın geri geldiğini kim görmüş? Laf dinlemediler, yeni bir enflasyon dalgasını hayatımızın içine gelecek aydan itibaren sokuyorlar. Ayrıca Orta Vadeli Program’da enflasyon hedefi yüzde 16. Üç ayda; Ocak, Şubat, Mart yüzde 10’u geçti. Öyle anlaşılıyor ki bunların bir yıllık hedefi, 6 ayda fazlasıyla geçilecek. Olan kime olacak? Olan yine emekliye olacak, olan yine asgari ücretliye olacak.

Buradan Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Ya bu işi söylediğimiz tedbirleri alarak vatandaşı koru ya da bırak; sen bu işleri yapamıyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi gelsin emeklisine, emekçisine sahip çıksın.

Bakın, 2018 yılında Tayyip Erdoğan diyordu ki: “Enflasyon çift haneliyse yani yüzde9’dan yüksekse, yılda üç dört kere asgari ücret ayarlaması düşünülebilir.” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yapıyor bunu, Avrupa yapıyor bunu, dünya yapıyor bunu. Asgari ücreti yılda üç ayda bir güncelleyerek asgari ücretlisini, emeklisini zamlardan koruyor, yoksulluktan koruyor. Ama burada bizimkiler sadece kendine yakın olan sermaye gruplarını koruyor.

Onun için şimdi Kütahya’ya soruyorum: AK Parti’nin kara düzenini değiştirmeye hazır mıyız? Bir devri kapatıp bir devri açmaya var mısınız? Hep beraber bakan evlatlarının devrini bitiriyoruz, vatan evlatlarının devrini başlatıyoruz!

“SANDIKLARI ÇALDILAR, YARGIYA GÜVEN YÜZDE 18’E İNMİŞ”

Bugün Türkiye’de her şeyin kötüye gitmesinin varsa bir sebebi, o da AK Parti’nin kara düzeni. Bugün Türkiye’de yargıya güven yüzde 18’e inmiş; yargıya güvenmiyorum diyenler yüzde 82. Nasıl olmasın? Nasıl olmasın?

31 Mart 2024; Kütahya’da oyu sen kullandın, sen kullandın. Eyüp Başkanı sen seçtin, kararı sen verdin. Bir önceki dönem MHP’ydi, baş tacı; daha önce AKP’ydi, eyvallah. Bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi’na verdin. Efendim; geçen sefer oyu AK Parti’ye verince milli irade baş tacı, verilmediği zaman alaşağı. Sebep? Efendim, bir laf ettim çok büyük. Ne dedin? Efendim; “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” dedim, “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” dedim. Ne oldu? Kaybettim.

Nasıl? Önce Beylikdüzü bendeydi; karşıma Ekrem İmamoğlu geldi, AK Parti’den CHP’ye geçti. Orada arı gibi çalıştı. Yan tarafı ben yönetiyordum, AK Parti yönetiyordu; Esenyurt’ta sıfır virgül beş metrekare yeşil alan. Bu tarafı Ekrem İmamoğlu yönetiyor, Mehmet Murat Çalık yönetiyor; on metre on buçuk metrekare yeşil alan. Arada yirmi kat fark var. Bir tarafta AK Parti’nin yönettiği kent suçları müzesi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi’nin övünç vesilesi.

Bunu görünce İstanbullu ne yaptı? Bu sefer İstanbul’a sen Binali Yıldırım’ı aday gösterdin, biz Ekrem İmamoğlu’nu. Ne yapsın İstanbullu? Burayı cennet yapanı, burayı cehenneme çevirene tercih etti. Görevi Ekrem İmamoğlu’na verdi ve sen daha o ilk seçimlerde hazımsızlığa başladın. Ne yaptın? Yüksek Seçim Kurulu’na gittin, 13 bin farkla kazandığımız seçimi iptal ettirdin. Kırk gün sonra seçim oldu, İstanbullulara bir daha soruldu.

O sırada hatırlayın; sandıkları çaldılar, oyları saldılar, yok efendim şunculara gittiler buncuları yaptılar bir sürü yalan attılar. “Hiçbir şey olmasa bile bir şey olmuş” dediler ve seçimi iptal edip milletin karşısına geçip CHP’ye, İmamoğlu’na “Haddini bildirin, Osmanlı tokatını indirin” dediler. Sandıklar bir açıldı; 13 bin fark, 806 bine çıktı! Osmanlı tokadı bekleyenlere demokrasi tokadını millet patlattı.

“AKLA GELEBİLEN HER KÖTÜLÜK, HER İFTİRA OLDU”

Bu sefer İstanbul’da “topal ördek” dediler İmamoğlu’na. Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti’deydi, ne yaparsa karşı çıktılar, engel olmaya çalıştılar. Yetmedi; inanamazsınız, metroların çalışan otomatik elektrikli merdivenlerine kendi adamlarıyla tuttukları taş sıkıştırdılar, “çalışmıyor metronun merdiveni” demek için.

Allah’tan korkmazlar; İstanbul’da çalışan Halk Otobüsü altı gün çalışıyor, yedinci gün “film çekeceğiz” diye kiraladılar. Otobüsü bir köşeye çektiler, cimi cipleri böyle üç bir yanına kurdular; otobüsü “film çekiyoruz” diye yalandan yaktılar, “İstanbul Büyükşehir’in otobüsleri bakımsızlıktan yanıyor” dediler. Akla gelebilen her kötülük, her iftira oldu.

O Süleyman Soylu’nun ne yaptığını biliyorsunuz; bütün yolsuzluk dosyalarına geldi el koydu, AK Parti döneminin yolsuzluklarının üstüne oturdu. O Süleyman Soylu geldi, işi gücü bıraktı, ne dedi? “İstanbul Büyükşehir’de PKK’lılar çalışıyor” dedi. “İspat et” dedik. “İspat etmeyen namussuzdur” dedik ama o dönemde o yalanı attı. Ardından yalan çıkınca, İBB’de bir tane PKK’lı çıkmayınca “Ne yapayım, ben de siyaset yaptım” dedi utanmadan.

İşte AK Parti budur, AK Parti’nin kara düzeni budur. Geçmişin güya kudretli bakanı Süleyman Soylu’nun tıyneti budur, yaklaşımı budur, siyasi ahlakı, siyasi namusu budur. Yalana atanlar, kara çalanlardır. Sonra bir daha seçime gidildi bu kadar yalanın üstüne; “PKK’lılar belediyede”, “otobüsler yanıyor”, “metrolar duruyor”, “bilmem ne olmuyor”… Ne oldu biliyorsunuz; bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni 1 milyon 100 binin üstünde farkla bir kez daha İmamoğlu kazandı. Karşısına Başbakan çıktı kazandı, Meclis Başkanı çıktı kazandı, Şehircilik Bakanı çıktı kazandı. Bunlara karşı utanmadan, sıkılmadan döndüler ve bir darbeye giriştiler.

“BU EMEKLİ ÖĞRETMEN EVLADI ECZACI KARŞINIZDA”

Tayyip Erdoğan’da bu meydan olmayınca… Biz meydanların, biz mücadelenin, biz birlikteliğin partisiyiz. Karşımızda bir salon partisi var; yazın serinlettiği salonlarda, kışın ısıttığı salonlarda atadıklarına kendisini alkışlattıran, siyaseti il başkanları toplantısında yapan, tarafsız olacak savcıyı bir gecede bakan yapıp onu götürüp il başkanlarına konuşturan bir anlayış var.

Öyle bir kara düzen ki; önce bir siyaset ve haysiyet celladı, seyyar giyotin, Sırrı Süreyya Önder’den başlayıp ne kadar siyasetçi —örneğin geçen İstanbul İl Başkanımız Canan Hanım olmak üzere— gezdirip gezdirip gezdirip her yerde muhaliflere ceza verdirttiği seyyar giyotini önce Bakan Yardımcısı yapıp siyasete sokan, sonra bir gecede İstanbul Başsavcısı yapan, sonra koruma istediği için onu tekrar bakan yapan AK Parti’nin kara düzenidir.

O kara düzenin Adalet Bakanlığı’nda oturan kişinin toplam 190 yıl alacağı maaşlarıyla alamayacağı kadar gayrimenkul üzerine geçmiştir. Biz gayrimenkullerin teker teker ID (İ-D) numaralarını —Murat Kurum, Çevre Bakanlığı, ID deyince anlamıyorsa İ-D numaralarını— yayınladık. İnkar eden yok; girdiğinde sisteme o tapunun, o gayrimenkulün vaktinde alındığı, sonra nasıl elden çıktığı ortada ve 190 yıllık maaş ortada.

Yetmiyor; İstanbul’da Senfoni Evleri’nden 98 milyon TL’ye… Bakın şöyle basit bir hesap yapalım: Buradan bir emekli öğretmen el kaldırsın; bir tane, çok da varmış. Bir emekli öğretmen 30 yıl çalışıyor; sabah 7 kalkıyor, tıraş oluyor, kravatını takıyor ya da döpiyesini giyiyor, çantasını alıyor; okula gidiyor, sabah 8’den akşam 5’e kadar çalışıyor. Bunu 30 yıl yapıyor, 30 yıl! Ona bu devlet 1 milyon TL’nin altında bir emekli ikramiyesi veriyor, doğru mu hocam? Bu 1 milyon TL.

Bu kişi daha 40 yaşında savcı; şu ana kadar aldığı maaşların hiçbirini yemese içmese o paranın yanının üçte birine, dörtte birine ulaşamaz; 98 milyon TL verip Senfoni Evleri’nden —yani emekli öğretmenin 30 yılda aldığı 1 milyonun 98 katını— bir yere veriyor. O parayı ömrü boyunca karı koca yemeden içmeden sürekli biriktirseler, 90 yıl çalışarak biriktiremezler; o parayı sadece benim ilan ettiklerimin içinde olmayan Senfoni Evleri’ne veriyor.

Birisi mahkemeye düşmüş kaybetmiş, birden tekrar görülmüş kazanmış; o kişinin evlerinden Ankara’da bir tane, İzmir’de iki tane. Toplam değerleri 76 milyon TL; 76 öğretmenin 30 yıllık emeğine karşılık. Şimdi bu adam adalet dağıtıyor, öyle mi? Bu adam operasyon yapıyor, yolsuzlukları ortaya çıkarıyor, öyle mi?

Buradan milletimin önünde söylüyorum: Bugün Sabah gazetesi sabahın köründe “yeni bir iftira atalım, ortalığı karıştıralım” talimatı ya; Akın Gürlek’in tapusunu savunamıyoruz, ID’lerini veremiyoruz, suçüstü yakalandık, sahip çıkamıyoruz, yalnız bırakınca tepki topluyoruz; o yüzden hedefi şaşırtalım, başkalarına saldıralım. 50 çeşit yalan attılar, hepsini ispatladık. Şimdi çıkmış; “Ekrem İmamoğlu Amerika’da Özgür Özel’e 3 milyon dolara daire almış.”

Bakın buradan büyük bir özgüvenle, Kütahya’dan söylüyorum: Ey Sabah ey havuz medyası! Özgür Özel’in değil Amerika’da, dünyanın herhangi bir yerinde değil daire, bir tırnak makası, bir kibrit kutusu varsa Dışişleri elinizde, MİT elinizde, Trump yanınızda; hodri meydan! Bu emekli öğretmen evladı eczacı karşınızda, hodri meydan!

İstifa etmezsem namert oğlu namerdim! Bir kibrit kutum çıksın bu sınırların dışında, bir dakika durmam burada. Dahası var, dahası. Yıllardır tam gününde veriyorum mal bildirimimi. Öyle sadece kendim değil; eşimi, evladımın minicik hesabındaki parasını bile. Ve mal bildirimimde, Numan Bey’e verdiğim mal bildirimimde, 16 yıldır AK Parti’nin elindeki mal bildirimimde söylemediğim bir çöpüm varsa bir dakika durmam burada. Hodri meydan!

“VAR MISIN MEYDANA ÇIKMAYA, DÜELLODA DAVETİMİ YAZMAYA?”

Şimdi Savaş, var mısın, var mısın meydana çıkmaya, düelloda davetimi yazmaya? Benim ne Amerika’da ne dünyanın başka yerinde bir kibrit çöpüm yok. Peki Erdoğan’ın kendisinin, evlatlarının ya da birinci derece yakınlarının Amerika’da bir mülkü var mı yok mu? Onu açıkla bakalım. Manhattan’da diyorsun ya, Manhattan’da diktiler mi o binayı dikmediler mi? Eğer benim var da yok diyorsam ispatlamayan şerefsizdir, bir çöpüm varsa namussuzum, ahlaksızım. Peki sizde olanları yazmaya cesaretin yoksa namussuzsun, şerefsizsin.

Hadi bakalım, veriyorum mahkemeye bu yalan haberleri yapanları, yazanları, yayanları. Tek dertleri var, tek dertleri, tek dertleri… Bu millet gördü kirliyi de temizi de. Bu millet gördü yandaşa sahip çıkanı da vatandaşa sahip çıkanı da. Onun için bundan sonrasında artık geri dönmek yok. Her zaman ne diyorum? Eğer bu işte bir santim eğilirsek, bir kelime eksik konuşursak, bir adım geri gidersek bunlar bu milleti ebediyen sustururlar, ebediyen çöktürürler, yüzyıl geriye götürürler.

Aha burası; 200 yıl geri geri gitmiş Türklerin durduğu, taarruza geçtiği, zaferi bulduğu topraklardır. Hep birlikte iktidar için büyük taarruza var mısınız? Var mısınız? İşte o yüzden Kütahya’dayız. O yüzden cesaretin şehri, özgüvenin şehri, direnişin şehri, şahlanışın şehri, zaferin şehrindeyiz, zaferin şehrinde.

Ve dün, bu 40 saat boyunca uykusuz bıraktıkları Mustafa Bozbey’i bu sabah tutukladılar. Bursa’nın, Bursa’nın iradesine… Bursa oyu AK Parti’ye verirken iyiydi. Bursa AK Parti’deki yolsuzluktan bıkmıştı, hırsızlıktan bıkmıştı, kararını değiştirdi. Ve o günden bugüne Mustafa Bozbey de kazdılar kazdılar, bir çöp bir şey bulamadılar.

Yedi yıl öncesinden bir yalancı şahit ki üç ortak 500 Bursalıyı dolandırmışlar, bir kişiye daire vermemişler. Bu dolandırıcılar yakalanmışlar, hapse girecekken iftiracı olmuşlar. Bozbey’e iftira atıp yedi yıl öncesinden, 12 yıllık iftira atıp paçalarını kurtarmaya kalkıyorlar. AK Parti de belediye meclisinde çoğuz diye bunlara ‘iftirayı atın, paçayı kurtarın, Bozbey’i içeriye koyalım, Bursa Belediyesi’ne çökelim’ hesabının içinde.

Ben dün Bursa’ya gittim. Bir anda karar verdik bir gece önce ‘Bozbey’i cuma günü alacaklar’ diye. Dün akşam Bursa’yı gördünüz mü? Bursa dün akşam ayağa kalkmıştı, seçtiğine, seçme seçilme hakkına sahip çıkmak için. İşte bugün Kütahya’ya geldik. Kütahya’da bayram değil seyran değil, önümüz seçim değil ama Kütahya’da bu muhteşem kalabalıkla karşılaştık, kucaklaştık. Bu haklılıktandır. Haklılardadır psikolojik üstünlük. Ahlaki üstünlük bizdedir. Psikolojik üstünlük bizdedir. O yüzden çoğunluk enerjisi bizdedir, Kütahya’dadır, Türkiye’dedir, Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir.

“KÖTÜLÜĞÜN SONU YOK”

Erdoğan’a sesleniyorum: Senin yargı kolların var, hayırlı olsun. Ben kadın ve gençlik kollarıma, örgütüme, milletime güveniyorum.

Eğer cesaretin varsa; “Ya içeri atılacaksın ya partime katılacaksın” deyip partine kattığın Aydın’da; “Ya içeri atılacaksın ya partime katılacaksın” deyip içeri attığın Bursa’da; Gaziosmanpaşa’da iddianamesi bile yazılmayan boş kasa operasyonunda; Şehitkamil’de, Gaziantep’te; Beykoz’da, İstanbul’da… Biz millete soralım diyoruz.

Hatta eğer cesaretin varsa, İstanbul’dan tut nerede CHP’li bir belediye başkanı gözaltına alınıp tutuklanmışsa orada; CHP’nin ve AK Parti’nin belediye meclis üyelerini istifa ettirerek ya da mecliste AKP-CHP oyları yeterli o bölgelerde geçici maddeyle erken genel seçim getirerek… Eğer cesaretin varsa buralarda vatandaşın önüne sandığı koyalım.

Biz hırsızsak, biz yolsuzsak, bu vatandaş sana inanıyorsa biz belamızı bulalım. Ama yüzde 60’ı vatandaşın “bu işler siyasi” dediğinde, sadece yüzde 25’i sana inanırken, karşıma çıkamıyorken halen daha oradan buradan haysiyet suikastı yapmaya çalışıyorsun. Erdoğan, cesaretin varsa çık karşımıza! Hodri meydan, hodri meydan!

Buradan sokağa çıkamayan, hatır soramayan, esnaf gezemeyen, pazar dolaşamayan Erdoğan’a söylüyorum: Bu emeklinin, bu emekçinin, bu çiftçinin, bu esnafın ve gençlerin ıstırabı hat safhadadır. Çare sandıktadır. Gel kimse kimseyi üzmeden, kimse kimseyi yormadan, bu milletin önüne yaza varmadan seçim sandığını koyalım.

Millet karar versin. Eğer yetkiyi sana verirse o gün siyaseti bırakıyorum. Ama bu millet emeklisi, emekçisiyle, çiftçisiyle, esnafıyla artık bu kara düzeni bitirmeye karar verdi. Onun için sandıktan kaçıyorsun. Yaz gelmeden milletin önüne sandığı koyarsan yarışırız; kazanırsan 5 yılın daha var, ben yok olup gidiyorum. Ancak şunu da çok iyi biliyorum ki o sandık gelecek ve bu millet o sandığa damgasını vuracak, yumruğunu vuracak!

Ama kötülüğün sonu yok. Ekrem Başkan’ı içeride tutuyor, bırakması gerekiyor, bırakmıyor. “Canlı yayında ver, millet duysun” diyoruz; iddianamesine güvenmiyor, daha doğrusu nasıl perişan olduğunu görüyor.

Kütahya’nın namuslu güzel insanları; hatırlayın, geçen sene bu günlerde başladı, neredeyse 10 ay sürdü. Her yanda çıktım, dedim ki: “Ben buradayım. İddianamede bunlar olmayacak. Bunlar yalan, asla ispatlanamayacak. Ben o iddianameyi yargılanmak için değil, yargılamak için bekliyorum” dedim.

Nihayet iddianame çıktı. Hatırlayın TGRT’yi hatırlayın, A Haber’i, yandaş kanalları hatırlayın. Gece gündüz bir yalanı tekrar edenleri hatırlayın. “560 milyar yolsuzluk” dediler, 56 kuruşun ispatı çıkmadı. “1200 cep telefonu alındı, dağıtıldı” dediler, yalan çıktı, iddianamede çıkmadı; söyleyen kadın “Bana da öyle demişlerdi” deyip işin içinden çıktı.

“Parkelerin altından eurolar, dolarlar çıktı, videosu var” dediler; tamamen sahtekarlık ürünü çıktı. Söyleyene sorulunca “Anlatanın yalancısıyım” deyip işin içinden çıktı. Dediler ki: “Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin koltuğunun arkasında kasa çıktı.” Doğruydu, AK Parti dönemindendi. “İçinden dolar çıktı” dediler, yalan çıktı. Kasa boşmuş, mühür varmış. TRT’ye sorduk: “Bu dolar görüntüsü neredenmiş?” “Boş kasa görüntüsü yoktu, stoktan kullandık, şansınıza bu görüntü çıktı” dediler.

“BANA BİR CUMHURBAŞKANI ADAYI LAZIM. VAR MISINIZ?”

Kasadan sadece bir tane mühür çıktı. Ekrem İmamoğlu’nun arabaları dediler, 16 lüks araç; hepsi MHP’li milletvekilinin çıktı. Ne söylendiyse yalan çıktı. Beklenen iddianame bomboş bir peçete çıktı. O iddianame, her gün her bir arkadaşımıza sıra geldikçe, namuslu arkadaşlarımızın ayaklarının altında ezilmektedir.

Şunu bütün Kütahya bilsin ki, şunu herkes bilsin ki; Tayyip Erdoğan bir yıl önce “Bir ay almaz, insan içine çıkamayacaklar” dedi. Bir yıl sonra Kütahya’da insanların arasındayım. Tayyip Erdoğan bir yıl önce “Göreceksiniz, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar” dedi; Kütahyalıların yüzüne bakmaya geldim. Tayyip Erdoğan bir yıl önce “Eşlerinin bile gözüne bakamayacaklar” dedi; dünya kadar haysiyet cellatlığının hepsi yalan çıktı. Uçak dediler, AK Partili’nin çıktı. Ne yaptılarsa başka bir şey çıktı. Eninde sonunda Genel Başkan yine alnının akıyla Kütahya’da sizin karşınıza çıktı, bir yıl sonra.

Bugün 103. mitingdir, 103. eylemdir. Dünya siyaset tarihinde ilktir. Her hafta sonu bir şehirde, her Çarşamba bir ilçede yüze kadar getirdik bir yılın içinde. Bugün 103. kez buradayız. 381. gün eylemdeyiz, direnişteyiz, dimdik ayaktayız. İster şimdi, ister sonuna kadar kaçsın bin günün sonunda; dünyanın en büyük seçim kampanyasını hedefe ulaştırarak ne yapacağız biliyor musunuz? Bu güvenliğimizi sağlayan emniyet mensupları var ya, onlara bir alkış alayım önce. Onun da yüzünü güldüreceğiz; gece gündüz emeğini sömürüyorlar. Karşılarına diktikleri öğrencilerin de yüzünü güldüreceğiz. Ekrem Başkan’ın da yüzü gülecek, infaz koruma memurunun da yüzü gülecek; lojmanı olacak, maaşı olacak, emniyet sınıfında olacak. Jandarmanın da yüzü gülecek, öğretmenin de, atanmayan öğretmenin de.

Bu toplumda derdi tasası olan kim varsa hepsinin yüzünü güldürmek için bir seçimlik koşu kaldı. Şimdi Ekrem Başkan içeride olabilir. Yerine bana bir cumhurbaşkanı adayı lazım.”

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin