Ekrem Dumanlı, Okuma Zamanı’nın 107. bölümüne dikkat çekici bir soruyla başladı: Türkiye’de eski bir cumhurbaşkanı ya da devletin en üst makamlarında bulunmuş bir isim, tanınmış bir romancıyla birlikte oturup devlet mekanizmasının iç işleyişini anlatan bir roman yazabilir mi? Dumanlı, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül gibi isimler üzerinden bu ihtimali düşündürdü; ancak Türkiye’nin siyasi ve kültürel iklimi içinde bunun pek mümkün görünmediğini söyledi.
Bu çerçevede sözü ABD’ye taşıyan Dumanlı, eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın James Patterson’la birlikte kaleme aldığı iki romanı anlattı: The President Is Missing ve The President’s Daughter. Dumanlı’ya göre bu romanları dikkat çekici kılan, yalnızca polisiye veya macera yönleri değil; bir başkanın, Beyaz Saray’ın, güvenlik bürokrasisinin ve kriz anında devlet reflekslerinin nasıl çalıştığına dair içeriden bir bilgi sunmaları. Ona göre James Patterson tek başına sürükleyici bir roman kurabilirdi; ancak Bill Clinton’ın sekiz yıllık başkanlık tecrübesi, bu hikâyelere başka türlü kurulamayacak bir arka plan kazandırdı.
Ekrem Dumanlı, ilk kitapta başkanın azil süreci yaşarken birden ortadan kaybolduğunu, hikâyenin ilerleyen kısmında ise ülkeyi sarsacak büyük bir siber saldırı tehdidinin öne çıktığını anlattı. Burada başkanlık sisteminin sınırları, güvenlik kurumlarının yetkileri ve kriz anında devletin nasıl işlediği gibi başlıkların romana derinlik verdiğini vurguladı. Kitabın yer yer Hollywood klişelerine yaklaştığını, ancak yine de “vakit geçirmek için okunabilecek”, akıcı ve öğretici bir metin sunduğunu söyledi.
İkinci kitap olan The President’s Daughter için ise daha hızlı akan, sinema dili daha güçlü bir macera kurgusu tanımı yaptı. Bu romanda başkanın kızının kaçırıldığını, olayın arka planında ise kişisel intikam, devlet operasyonları ve baba-evlat ilişkilerinin bulunduğunu anlattı. Dumanlı, ilk bakışta klasik bir siyasi gerilim gibi görünen hikâyenin, derinleştikçe iki babanın acısı ve hesaplaşması üzerinden daha insani bir zemine oturduğunu söyledi.
Programın önemli bölümlerinden biri, bu romanların Türkiye’de neden kolayca ortaya çıkamayacağı sorusuna ayrıldı. Dumanlı, Türkiye’de devletin ve devlet görevlilerinin uzun yıllar dokunulmaz, eleştirilemez ve kutsanmış bir çerçevede ele alındığını savundu. Sansür örnekleri verdi; geçmişte gardiyanın itilmesi gibi küçük bir sahnenin bile “devlet görevlisini küçük düşürmek” gerekçesiyle sorun edildiğini hatırlattı. Ona göre bu zihniyet sürdükçe, devletin zayıf noktalarını, kurumlar arasındaki çelişkileri ya da iktidarın karanlık ilişkilerini anlatan güçlü romanların ve filmlerin önünün açılması zor görünüyor.
Dumanlı daha sonra bölümü Netflix’in siyasi gerilim dizisi The Night Agente bağladı. Daha önce tavsiye ettiğini hatırlattığı dizinin yeni sezonunu değerlendiren Dumanlı, hikâyenin yine Beyaz Saray, başkanlık sistemi, istihbarat ağları ve devlet içindeki karanlık yapılanmalar etrafında döndüğünü söyledi. Dizide başkana doğrudan bağlı çalışan özel bir güvenlik mekanizmasının yer aldığını, yeni sezonda bu yapının içindeki kırılmaların ve iktidar ilişkilerinin daha da görünür hale geldiğini anlattı.
Dumanlı, dizinin dikkat çekici yönlerinden birinin kahramanı İstanbul’a getirmesi olduğunu belirtti. Özellikle Beşiktaş Stadı çevresindeki sahneleri, İstanbul manzaralarını ve bu atmosferin diziye kattığı görsel zenginliği öne çıkardı. Ancak onun asıl dikkat çektiği nokta, dizinin yalnızca bir aksiyon hikâyesi olmamasıydı. Dumanlı’ya göre The Night Agent, sistemin kendi içindeki boşlukları, koruyucuların nasıl denetlenebileceği sorununu ve iktidar ilişkilerinin kişisel bağımlılıklara nasıl dönüştüğünü de sorguluyor.
BİZ DE NEDEN OLAMIYOR?
Batı’da başkan, devlet, istihbarat ve güvenlik bürokrasisi; romanın, dizinin ve sinemanın konusu olabiliyor. Sistem eleştirisi, kurmaca içinde rahatlıkla işlenebiliyor. Türkiye’de ise benzer bir anlatı çoğu zaman “devletin itibarını zedeleme” ya da siyasal baskı tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Dumanlı, bu nedenle Bill Clinton’ın roman yazmasını yalnızca edebi bir olay olarak değil, aynı zamanda siyasi kültür farkını gösteren bir örnek olarak değerlendirdi.