Erdoğan varsa kriz var

AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın başkan seçildiği 24 Haziran 2018'den bu yana Türkiye krizle boğuşuyor.

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

Türkiye’nin maruz kaldığı iktisadî ve siyasî krizin temelinde Recep Tayyip Erdoğan vardır.

Zahiren enflasyonun yükselmesi, bütçe açığının patlaması ve iflaslara bağlı işsizlik dalgası şeklinde müşahede edilen buhran, parlamenter sistemden mevcut ucube idare sistemine geçilmesinden mütevellit bir doku uyuşmazlığı krizidir.

24 HAZİRAN’DAN BUGÜNE HEP HÜSRAN

Bunu kabul etmek istemeyen Erdoğan fanatiklerinin inkârı neticeyi değiştirmiyor.

24 Haziran 2018 tarihinde Erdoğan tipi başkanlık sisteminin ilk sandığından çıkan netice ile aradan geçen bir sene gibi kısa bir zaman diliminde memleketin ahvalinin ne kadar perişan hale geldiği fazla söze hacet bırakmıyor.

Erdoğan’ın lağvettiği parlamenter sisteme göre 10 Ağustos 2014’te yapılan son seçimden itibaren Türkiye’nin tek adam rejiminin cenderesine nasıl girdiği de sır değil.

Erdoğan ayak bağı olarak gördüğü kuvvetler ayrılığını yerle bir ederken ikide bir anayasanın ördüğü duvarlara tosluyordu.

17/25 ARALIK 2013’TE YAKALANAN TARİHİ FIRSAT HEBA EDİLDİ

Gazetecileri uslu durdukları ölçüde “gazeteci” kabul eden Erdoğan’ın medyayı doğrudan kendisine bağladı.

17/25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarında tereddüte mahal bırakmayacak kadar kati delillere rağmen operasyona imza atan hâkim-savcı ve polislerin cezalandırılmasına herkes sessiz kaldı.

Erdoğan muhalifleri, yargının Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) arka bahçesine dönüştürüldüğünü bile bile Reza Zarrab ve diğer hırsızların serbest bırakılmasına “Hizmet Hareketi’nin tasfiyesi için fırsat” gözüyle baktı.

Bin yılda bir yakalanabilecek fırsat basiretsiz ve samimiyetsiz demokratların elinde heba edildi.

“Sivil bir darbe” karşısında böylesine bir iki yüzlü tavır sergileyen muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları, Erdoğan’ın kendileri için kazdığı mezarı dahi göremeyecek kadar basiretten mahrumdu.

HAZİNE TALAN EDİLDİ

Erdoğan bir taraftan tatlı su gazetecilerini besleyeceği rüşvet havuzunu büyütürken, diğer taraftan Hazine’nin, bir başka ifadeyle 82 milyonun mülkiyetinde ne varsa yağmalamak için Kamu İhale Kanunu’nda onlarca defa değişiklik yaptı.

Hazine garantili projeler, kamu kredileri ile satılan gayrimenkuller ve nereye gittiği belli olmayan milyarlarca liralık teşvikler “türedi” bir sermaye sınıfı tesis etmek için kullanıldı.

Madem kendisine yakın işadamları çapsızdı, o hâlde yap-işlet-devret modelinin içine sakladığı kıyak ekonomisi imdadına yetişebilirdi. Nitekim yetişti de.

Bugün milyarlarca lira batığa denk çılgın projelerin yegane gayesi yandaşı ve rüşvet havuzunu ihya etmek için icat edilmiştir.

ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ

Erdoğan’ın kafasındaki siyasî ve iktisadî model Türkiye’yi batı liginden uzaklaştırırken lokomotifin makas değiştirdiğini görmek istemeyen muhalefet bugün ne yapsa nafile!

Artık ne bağımsız bir yargı ne 4’üncü kuvvet medya var. Erdoğan nasıl olsa kendisine bağladığı medya sayesinde halkın fakru zaruret içinde inlemesini gözden ırak tutabiliyor.

Soğan-patates kuyruklarının “varlık kuyruğu” diye tarif edildiği vicdansız bir propaganda dönemindeyiz. Propaganda canavarının dizginleri Erdoğan’ın elinde.

Askerî ve sivil bürokrasi liyakatsiz kadroların elinde sefil bir halde. Turgut Özal’ın temellerini attığı serbest piyasa Saray’dan idare edilen yarı kapalı bir piyasaya dönüştü.

HAZİNE’NİN ANAHTARI DAMATTA

Hazine’nin anahtarı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın elinde. Bütçe geçen sene 71 milyar TL açık vermişti.

2019’un ilk 5 ayında bütçe açığı Merkez Bankası’ndan gelen 38 milyar TL takviyeye rağmen 66,5 milyar TL’yi buldu.

Faiz dışı fazla vermesi lazım gelen kalemdeki 20 milyar liralık açıkla kara delik önüne gelen her şeyi yutuyor.

Hazine mayıs ve haziranda 11,5 milyar TL borçlanacaktı. Bütçe bu halde olduğu için borçlanma 15 milyar TL’ye çıkarıldı.

Faiz yüzde 24’ü buluyor. Yüzde 1’lik faiz artışının ilave 2 milyar liralık maliyet olduğu dikkate alındığında 2019 bütçesi senenin yarısı bitmeden çökmüştür.

Açık sene sonunda 150 milyar TL’nin altında kalırsa damat Berat namına büyük başarı sayılabilir.

Erdoğan tam da bu sebeple yine faiz faslını açtı. “Enflasyonla faiz doğru orantılıdır. Faizi aşağı çekerseniz enflasyon aşağı düşer.” nevinden kendisinden başka kimsenin inanmadığı tezini yeniden tedavüle sürdü.

ERDOĞAN TALİMAT VERİR, FAİZ DÜŞER

Yüksek faize karşı olduğunu tekrarladı. Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı politika faizi olan yüzde 24 için “Böyle bir şey olamaz.” dedi. Erdoğan’ın yüksek faize yakında kesin bir çözümü olacakmış.

Nasıl olacak bu? Dünyanın en yüksek 8’inci enflasyonunu masa başında düşürmek için Türkiye İstatistik Kurumu’nda dönmeyen dolap kalmadı. Erdoğan talimat verir. Faiz düşer, öyle mi?

Faizlerin Türkiye’nin bütün risklerinin bir toplamı olduğu niye kabul edilmiyor?

Kendisinin iktidar koltuğunda oturduğu son 17 senede 200 milyar dolar sadece faize gitse de Erdoğan faize karşı!

Başkan seçildiği günden bu yana faizler ikiye katlandı. Bütçede faize giden para tutarı 2014’te 30 milyar TL’ye kadar inmişti. Bu sene bütçeden 117 milyar TL faize gidecek.

FAİZ KAYMAĞI İÇİN DURUYORLAR

Piyasa onun sözleri ile fiilleri arasındaki makasın hiç olmadığı kadar açıldığının farkında. Kalan yatırımcı yüksek faizin kaymağın hatırına bekliyor.

Türkiye’nin fiilen battığının cümle âlem farkında. Kur ve faiz üzerinden vur-kaç yapmanın keyfini süren sıcak paracılara hiç olmadığı kadar muhtacız.

Serbest piyasa için gece yarısı 100 bin dolar ve üzerinde döviz almak isteyenlere “bir gün sonra gel” şartı getiren, döviz işlemlerinden yüzde 0,1 Kambiyo Gider Vergisi tahsil etmeye başlayan ve kamu bankalarına talimatla faiz indirimi yaptıran bir siyasetçiden daha büyük bir belirsizlik olamaz.

Türkiye’nin sistem krizi kronik bir hâl almıştır.

Erdoğan aile şirketi idare etmekle devlet idaresini aynı kefeye koyduğunu saklamıyor.

Erdoğan varsa kriz var. Acı hakikati anlamak istemeyenler yüzünden maliyet her geçen gün artıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin