”Erdoğan, ‘deprem korkusundan’ rant devşirme derdinde”

çapa tıp fakültesi

Cumhuriyet’ten Şükran Soner, bugünkü köşe yazısında, ‘Göz koyulmuş’ rant vurgunu alanlarının deniz dibinden gelen bir küçücük depremle hızla boşaltılmasına dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Soner, Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun zaman önce ‘Kupon arazi‘ olarak gözüne kestirdiği,  Çapa Tıp Fakültesinin eşsiz arazisinindeki binalarının kasten yenilenmediğine, çürümeye terk edildiğine, 5.8’li depren bahane edilerek hızla boşaltılmasına dikkat çekiyor ve ‘Yenilerinin yapılmış olması zorunlu iken bilerek yapılmamaları yüzünden, en kötüsü de çalıp çırparak yapılmış yeni yapıların da çökmesi nedeniyle ortaya çıkan çok acıklı bir tablo. Yağma, vurgun düzeninin eserleri.. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz..” karadeyişi, en haktan yana, Allah korkusu ile yükselen siyasetin eseri.’ diyor.

İşte Yazının ilgili bölümleri:

Çapa – Cerrahpaşa okul yıkımları, deprem vurgunlarının uç noktası

Rant, vurgun düzeninde, deprem üzerinden açılan kapıların anahtarsız, hesapsız kullanılabilmesinin uç noktalarıyla, Çapa-Cerrahpaşa, İstanbul üniversiteleri, yüksekokullar, orta dereceli okulların, kamu binalarının 5.8’le çöküşleriyle çok acı yüzleşiverdik..

***

Deprem üzerinden kent merkezinin en rant vurgunu alanları arasında, yandaşlara sunulmak üzere göz koyulmuş en iştah çekenleriydi. Daha doğrusu İstanbul’un doğal afetlere karşı yapılaşmasında gözü kara, fay hatları, cinayet niteliğindeki yapılaşma vurgunlarında, gökdelenler, gelecek kuşaklarımız için de çok ağır bedel ödetecek dev projeler yağmaları arasında henüz sonuç alınmamış gibiydi.

Oysa sağır sultan, en yandaş gözü kara cahiller için bile, iki gözde alanda, birçok fakültenin birikimlerinin yer aldığı bilim merkezleri, yıllardır sadece bilim insanları, öğrencileri, yararlanan hastalar da içinde gelecekleri ile oynan bir tablo geçerli idi. Boşaltmanın kader olarak yazıldığı reçetelerinde, biat edilmiş yöneticiler atamaları sayesinde, susturulmuş üniversiteler, bilim kurumları çatıları altında işlenen insanlık cinayetleri örtülüveriyordu.

Kimimizin özel yaşam tanıklıkları içinde, donanımlı kadrolar, araçların yerleşik olduğu yapılar içinde çöktürülen koşullar nedeniyle, en acil tedavi hizmetlerinde alınamamış, aylar gecikmeli randevuların verilemiyor olması yaşanmamıştır ki.. Çaresiz ek yüksek ödemelerle dışarılara, pahalı ameliyatlara, laboratuvar taramalarına konu yapılmış zorunlu rızalar eksik ki..

Şimdilerde gözü yaşlı öğrenciler, aileler, hastaların ne yapacaklarını bilmeksizin tedavilerini, eğitimlerini ortada bırakarak eşyalarını taşırkenki çaresizlikle yakınmaları sadece haber konusu. Yüz yüze kaldıkları sorunlar, taşınmalar, eğitimin dondurulması, gidilemeyecek uzaklara mahkûm olmaların birbirinden çarpıcı öykülerini dinleyerek, aslında amaçlanan tuzağa ulaşılması gibi kapkaranlık kara delikler de açılmakta.

Belki de gerçekte istenen, hedeflenen bir bir bu türden sonuçlardı. Ne de olsa göz koyulmuş rant vurgunu alanlarının hızla boşaltılmasını, uçuk kaçık, hafif, uzaktan deniz dibinden gelen bir küçücük deprem gerçekleştirmişti.

Kim kime, hangi, zamanında yapılmamış depreme dayanıklı yeni binaların hesabını sorabilecek ki.. Dudak uçuklatacak boyutlarda tıbbın, bilimin hizmetinde dev eğitim donanımlı yapılar zamanında depreme dayanıklı donanımları eksik kaldığı, ya da yenilerinin yapılmış olması zorunlu iken bilerek yapılmamaları yüzünden, en kötüsü de çalıp çırparak yapılmış yeni yapıların da çökmesi nedeniyle ortaya çıkan çok acıklı bir tablo.

Yağma, vurgun düzeninin eserleri.. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz..” karadeyişi, en haktan yana, Allah korkusu ile yükselen siyasetin eseri.

Kaynak: Cumhuriyet

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin