Enformatik kirlilik!

YORUM | M.NEDİM HAZAR

Allah rahmet eylesin, Gülten Akın’ın o enfes İlkyaz şiirinde dediği gibi;

“Ah kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya!”

Öylesi bir çağda yaşıyoruz ki, her şey ışık hızıyla hareket ediyor adeta. Sanırım en önemli kırılmalardan biri Körfez Harbi esnasında yaşandı. CNN tarafından canlı yayınlanan bir savaş izledi tüm dünya o zaman. Hatta bir karikatür hatırlıyorum, cephede CNN seyreden bir grup Iraklı asker, “Kaçın la, bomba geliyor” şeklinde bağırıyordu!

İnternetin gelişimiyle, sosyal medya hayatımıza girdi ve şimdi bir bilginin eskime süresi bir dakikanın altına indi.

Gerçeğin yayılma hızının riskleri ayrı bir konu belki ama gerçek olmayan bilginin, yani yalanın bu kadar korkunç bir hızla yayılması sanırım yaşadığımız çağın en önemli sorunlarından biri olacak!

Hele hele işin içine bir de işi gücü propaganda olan muazzam yayılmış ve genişlemiş haber ağlarını eklersek, meselenin ciddiyeti anlaşılır sanırım.

Şüphesiz bizim havuzdan bahsetmiyorum. Onlar yalanın içindeki hakikati o kadar seyrelttiler ki, artık kendi sahipleri için bile inandırıcılıklarını kaybettiler.

Hemen bir örnek verip geçeyim.

Yeni Şafak malum, havuzun önemli organlarından. Önemli dediğime bakmayın kendilerine atfettikleri için bu vurguyu yapıyorum. Yoksa saray için bile artık bir kıymeti Harbiyelerinin kalmadığını bizzat en yakın kaynaklarından defalarca işitmişimdir.

Şöyle bir haber yayınladı bu havuz şeysi önceki gün:

Merak edenlerin haberin videosunu şuradan izleyebilir.

Bir dakikalık video izlendiğinde çok net olarak görülüyor ki, ne kaçırılma var, ne dağ, ne de PKK. Yeni Şafak insanların nasılsa videoyu izlemeyeceğinden emin olduğu için böylesi bir manipülasyonu rahatlıkla yapabiliyor. Hem de günde onlarca kez!

Benzer bir durum Putin’in dünyayı manipüle etmek için kurduğu Sputnik için de geçerli. Hatırlarsınız Davutoğlu meselesinde yedikleri naneyi.

Sputnik önceki gün bir haber paylaştı. Şuydu;

Meraklısı haberi şuradan okuyabilir.

Toplam iki paragraftan oluşan haber, ışık hızıyla sosyal medyada yayıldı. Sputnik’in THR diye açılımını yapmadan bir kaynağa dayandırdığı haberi bizim site de dahil onlarca ciddi yayın organı da paylaştığında aradan bir saat bile geçmemişti. Ve artık Sinema tarihinin en başarısız filmi belirlenmişti.

Kimseciklerin durup bir şeyleri anlamaya vakti olmayan devirde yaşıyorduk nasılsa. Ve buna medya organları da dahildi.

Yüzlerce örnek çıkarılabilir ama bu kadarı yeterlidir sanırım.

Bu yazının esas amacı, “Hollywood’un en başarısız filmi aslında şudur” demek değil şüphesiz. Gerçek olmayan bir bilginin yayılma hızı ve bu örnekten yola çıkarak içinde bulunduğumuz enformatik kirliliğe dikkat çekmek.

Sputnik haberini THR diye bir kısaltmaya dayandırıyor ve bunun ne olduğunu okuruna açıklamıyor. Beni esas şaşırtan ise bu alıntıyı yapan ciddi medya kuruluşlarının da bunu merak etmemesi.

Sanki bir kurum var, bu kurum her yıl oturup tarihin “en şu” filmini filan açıklıyorlar. Yani otoritenin kim olduğu, esas özne haberde yok gibi. Sputnik yine baş harflerini veriyor, ondan alıntı yapan organların öyle bir derdi de yok. Kafadan işi Sputnik’e refere ederek konforlarını bozmuyorlar.

Sputnik’in THR dediği bir Amerikan sinema dergisi. Yani The Hollywood Reporter. Genelde “berber dergisi” olarak bilinen sansasyonel magazin haberleriyle tanınan bir dergi. Küçümsemek amacıyla söylemiyorum şüphesiz. Ve haber derginin kurumsal bir araştırması filan da değil, bir yazarının kişisel gözlemi.

Sputnik ne tür bir mülahazaya binaen bu haberi böyle yaptı bilemiyorum, belki de bahsini ettiği filmin kahramanının Amerikan askeri oluşu ve başarısızlık filan olması, ola ki Putin kazara okursa enselerini filan okşasın diye de olabilir, günahlarına girmeyelim.

Stephen Galloway imzalı yazının orijinali şurada. Yazan arkadaşın twitter adresi de şudur.

Yazının ana temasının “başarısızlık”tan ziyade büyük beklentiler ile yapılıp hayal kırıklığı yaşatan filmler konusunda son derece kişisel ve sübjektif bir görüş olduğu aşikâr. Zira bu satırların yazarı gibi, sinemaya aşina olan sıradan biri bile, yazıda yer alan rakamlara baktığında Galloway’ın kişisel görüşünün tartışmaya açık olduğunu da anlaması zor değil.

Hollywood dediğiniz kocaman bir endüstri. Pek çok ülkenin savunma sanayiinden büyük bütçeye sahip.

Gerçi bir yılı diğerini tam olarak tutmaz ama yıllık (ortalama)  500’den fazla ciddi film çekilen (bütün dünyada çekilen film sayısı 2 binin biraz üzerinde yaklaşık) Hollywood’da dönen parayı (aşağı/yukarı) yazayım size…

Bir yılda Amerika sınırları içerisindeki sinemaseverler gişelere en am 10 milyar dolar para bırakıyor. DVD satış ve kiralamalarını da eklersek bu rakam 30 milyara yaklaşıyor. Gerçi Netflix gibi dijital mecralar bu rakamları çok yakında geçersiz kılacak ama yakın zamana kadar böyleydi durum.

Hollywood filmleri dünya genelinde yılda ortalama 45 milyar dolar gelir elde ediyor. Bu rakamın 20 milyar dolardan biraz fazlası sadece sinema bileti. Yani kabataslak yıllık 90 milyar doların üzerinde bir para dönüyor bu piyasada. Bu rakamlara oyuncak, sponsorluk, tv yayınları telifi filan dahil değil tabii.

Muazzam rakamlar. Pek çok ülkenin savunma sanayi değil, genel yıllık bütçesinin üzerinde.

Şimdi böylesi rakamların döndüğü bir endüstride siz 130 milyon dolar zarar etmiş filme tarihin en başarısız (ki başarısızlığı sadece gişede belirliyoruz diyelim) derseniz, affedersiniz ama halt etmiş olursunuz.

Haberde bahsi geçen film Andrew Stanton tarafından yönetilen ve ABD’li asker John Carter’in Mars’taki macerasını anlatan 2012 yapımı bilim kurgu fantezi filmi “John Carter: İki Dünya Arasında”

Bu film için yapımcı Walt Disney elbette büyük para harcamış; 263 milyon dolar. Marketin işi için de bir 100 milyon dolar harcadığı söyleniyor. (Bu ayrıntı da Sputnik editörlerinin ilgisini çekmemiş nedense) Dünya genelinde 284 milyon dolar gelir elde eden film aslında yapımcısını 36 milyon dolar batırmış.

Peki gerçek hayal kırıklığı listesinde hangi film lider?

Şüphesiz Kevin Reynolds’un yönettiği ve Kevin Costner’in başrolünde oynadığı Waterworld-Su Dünyası filmi. 1995 yapımı film daha çekim aşamasından itibaren akıl almaz talihsizlikler yaşıyor. İlk bütçe 175 milyon dolar, ancak çekim esnasında kurulan devasa platformlar fırtına ile birlikte denizin derinliklerine gömülünce (Üstelik bir değil tam 4 kez oluyor bu olay, yapımcı verilen ilahi mesajı anlamak istemiyor sanırım ısrarla devam ediyor ve)  bütçe bir anda 250 milyon dolara fırlıyor. Bu rakamlara marketin dahil değil. Üstelik çekimler esnasında setten iki kişi maalesef kazaya kurban giderek yaşamını yitiriyor. Bu sebeple Hollywood tarihinin en lanetli filmi olarak da biliniyor Waterworld.

ABD’de 21 milyon dolarlık bütçe büyük hayal kırıklığı yaşatınca Zarar 230 milyon dolar. (Tekrar ediyorum pazarlama hariç. O dönem filmin bir kopyasının fiyatı yaklaşık 3 bin dolar. Film 2 bin 268 kopya ile gösterime çıkmıştı) Dünya gösterimini ise neredeyse 10 yıla yaydı şirket. 2005 yılında bile satılan film paketlerinde yer alıyordu Waterworld.

Yapımcı Universal boş durmadı, filme Oscar dahil birkaç ödül kazandırıp, dünya satışına yüklenince zararı biraz hafifletti. Bugün bile filmin setini Universal stüdyolarında gezmek mümkün.

Aslında bu tür başarısızlık hikayeleri çok fazla ama yazı da çok uzadı. Durup okuyacak vaktiniz azdır…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin