En büyük hastalıklarımızın çaresi!.. 

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Kader meselesi doğru şekilde kullanıldığında, ne kadar harikulade faydalar sağladığını ele almaya çalışalım.

Atf-ı cürümlere girmenin önünü almak, uhuvveti, vifak ve ittifakı koruyabilmek için…

Üstad Hazretleri ve Hocaefendi başa gelen musibetler karşısında atf-ı cürümlere girmemek, uhuvveti, vifak ve ittifakı koruyabilmek ve dolayısıyla düşmanların oyunlarına gelmemek için kadere iman hakikatine ısrarla vurgu yapmışlar ve bu çok önemli iman esasını anlamamız adına sürekli tahşidat yapmışlardır.

Üstad Hazretleri müminlerden bir fenalığa maruz kaldığımızda kader meselesinin nasıl  kullanılacağını uhuvvet risalesinde şöyle ele almaktadır: “Hâlbuki mümin kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip, onu mahkûm edemezsin. Çünkü:Evvelâ, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir. Sâniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlup olduğundan acımak ve nedâmet edeceğini beklemek…Sâlisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver. Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlup edecek afv u safh ile ve ulüvv-ü cenâblıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun…”

Bu hakikati 13. Şua’da da görmek mümkündür: “Kardeşlerim, gerçi yeriniz çok dardır; fakat kalbinizin genişliği o sıkıntıya aldırmaz. Hem yerlerimize nispeten daha serbesttir. Biliniz, en esaslı kuvvetimiz ve nokta-i istinadımız tesanüddür. Sakın, sakın bu musibetlerin verdiği asabîlik cihetiyle birbirinizin kusuruna bakmayınız. Kısmet ve kadere itiraz hükmünde olan şekvâlar ve “Böyle olmasaydı şöyle olmazdı” diye birbirinizden gücenmeyiniz. Ben anladım ki, bunların hücumundan kurtulmak çaremiz yoktu. Ne yapsaydık onlar hücumu yapacaktılar. Biz sabır ve şükür ve kazâya rıza ve kadere teslimle mukabele ederek tâ inayet-i İlâhiye imdadımıza gelinceye kadar, az zamanda ve az amelde pekçok sevap ve hayrat kazanmaya çalışmalıyız.”

Aynı hakikate 28. Lema’da “Bir Tenbih” başlığı altında ayrıca vurgu yapılmaktadır:“’Acaba hatamın cezâsı mıdır çekiyorum?’ diye geçmiş hâleti tetkik ettim. Gördüm ki, bu musîbeti kaynatmaya ve tahrik etmeye hiçbir cihette müdahalem olmadığını ve bilâkis kaçmak için mümkün tedbirleri istimâl ediyordum. Demek, bu bir kazâ-yı İlâhîdir. Ve bil-iltizam bir seneden beri müfsidlerin tarafından aleyhimize ihzâr ediliyordu. Kaçınmak kàbil değildi. Alâküllihâl başımıza geçirecek idiler. Cenâb-ı Hakka yüz bin şükür ki, musîbeti yüzden bire indirdi. İşte bu hakîkata binaen ‘Senin yüzünden bu belâyı çektik.’ diye minnet etmeyiniz. Belki beni helâl ediniz. Ve bana dua ediniz. Hem birbirinizi tenkit etmeyiniz. Demeyiniz ki: ‘Sen böyle yapmasaydın, böyle olmayacaktı.’ “

Süreçte yaşanılan hadiselere burada ifade edilen hakikatler zaviyesinden bakılması çok önemlidir. Olaylara ne şekilde yaklaşılması gerektiği ne kadar da güzel ifade edilmiştir.

Benzer şekilde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin şu kullanımına bir göz atalım: “Bazen, belâ ve mesâib karşısında, balyozların başa inip-kalktığı hengâmda, atf-ı cürümler mülahazası baş gösterir: “Falanlar böyle yapmasalardı, filanlar şöyle yapmasalardı, biz de bunlara maruz kalmazdık!” gibi tamamen şeytanın dürtüleri ile atf-ı cürümler başlar; dilden-dudaktan dökülen şeyler ama şeytanın dürtüleri ile, başkalarını, en yakınındakileri karalamalar başlar.”

Zahmetlerin rahmete inkılâp etmesi için musibetlerde kader-i ilahi cihetini görebilmek…

Üstad Hazretleri’nin Şua’larda geçen ve musibetlerde kader-i ilahi cihetiyle ilgili değerlendirmesi de bu konuda çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ayrıca Hizmet hareketinin bu süreçte yaşadıklarını anlamamız açısından da çok güzel tesbitleri içermektedir: “Ben bu musibette kader-i ilâhî cihetini düşünüyorum. Zahmetim rahmete inkılâp eder. Evet, Risale-i Kader’de beyan edildiği gibi her hâdisede iki sebep var: Biri zâhirîdir ki insanlar ona göre hükmederler, çok defa zulmederler. Biri de hakikattir ki kader-i ilâhî ona gore hükmeder, o aynı hâdisede beşer zulmünün altında adalet eder. Meselâ bir adam, yapmadığı bir sirkat ile zulmen hapse atılır. Fakat gizli bir cinayetine binâen, kader dahi hapsine hüküm verir, aynı zulm-ü beşer içinde adalet eder.

İşte bu meselemizde elmaslar, şişelerden.. sıddık fedakârlar, mütereddit sebatsızlardan.. ve hâlis muhlisler, benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılmak için bu şiddetli imtihana girmemizin iki sebebi var: Birisi: Ehl-i dünya ve siyasetin evhamlarına dokunan kuvvetli bir tesânüt ve ihlâsla fevkalâde hizmet-i diniyedir. Zulm-ü beşer buna baktı. İkincisi: Herkes kendi başına bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesânüt ile tam liyakat göstermediğimizden, kader dahi buna baktı.

Şimdi kader-i ilâhî, ayn-ı adalet içinde hakkımızda ayn-ı merhamettir ki; birbirine müştâk kardeşleri bir meclise getirdi, zahmetleri ibadete ve zâyiatları sadakaya çevirdi. Ve yazdıkları risaleleri her taraftan nazar-ı dikkati celbetmek ve dünyanın mal ve evlâdı ve istirahati pek muvakkat ve geçici ve her hâlde bir gün onları bırakıp toprağa girecek olmasından, onların yüzünden âhiretini zedelememek.. ve sabır ve tahammüle alışmak.. ve istikbaldeki ehl-i imana kahramanâne bir numûne-i imtisal, belki imamları olmak gibi çok cihetle ayn-ı merhamettir.

Fakat yalnız bir cihet var ki, beni düşündürüyor. Nasıl bir parmak yaralansa göz, akıl, kalb, ehemmiyetli vazifelerini bırakıp onunla meşgul oluyorlar. Öyle de bu derece zarurete giren sıkıntılı hayatımız, yarasıyla kalb ve ruhumuzu kendiyle meşgul eder”

Kader-i ilahinin ifritten sürece izin vermesindeki harikulade sırlar… 

Bugün başımıza gelen musibetleri açıklarken de aynı yaklaşımdan istifade edebiliriz. Birinci sebep: Yapılan hizmetlerdeki muvaffakiyeti gören şer güçlerin Hizmeti bitirmek için harekete geçmeleri ki bu zahiri sebebdir.

İkinci ve gerçek sebep ise herkesin kendi başına bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesânüt ile tam liyakat göstermediğimizden kaynaklanmaktadır ki bu gerçek sebebdir ve kader dahi buna bakmıştır.

Üstad Hazretleri kader-i ilâhînin adil olduğunu ve hakkımızda Allah’ın (cc) bir çeşit merhameti olduğunu ifade etmektedirler. Bu bakış açısıyla, bazı rahmet boyutlarını hizmetimiz açısından değerlendirmeye çalışalım.

Allah (cc) Hizmet insanlarının başına gelen hadiseler eliyle bütün dünyaya bizim hiç bir şekilde gerçekleştiremeyeceğimiz bir çapta Hizmet Hareketinin tanıtımını ve reklamını yapmıştır. Aynı zamanda hizmete zarar verebilecek insanlardan, gruplardan ve parti gibi unsurlardan da arındırarak bu olmuştur. Bu arada elmaslar, şişelerden.. sıddık fedakârlar, mütereddit sebatsızlardan.. ve hâlis muhlisler, benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılmaları için de bu şiddetli imtihana girilmesi gerekiyordu.

Bir taraftan Türkiye’de zülme maruz kalanlar, diğer taraftan yurt dışına cebr-i hicret etmekte zorunda kalanlar  ve umumi olarak mağdur olan hizmet insanları bu süreçte başlarına gelen olaylar ile tasaffi edip manen terakki etmektedirler.  Dünyanın mal ve evlâdı ve istirahati pek geçici ve her hâlde bir gün onlar bırakılıp toprağa girileceğinden, bu fani ve muvakkat dünyevi şeylerin ahiretlerine zarar vermemesi için de bu süreçin önemli faydaları olmuştur.  Aynı zamanda yaşanan hadiseler hizmet insanlarını sabır ve tahammüle alıştırarak onları çok daha büyük hadiselere hazırlamaktadırlar. Bu yaşanan ciğersûz hadiseler karşısındaki tavizsiz ve dik duruşlarıyla da istikbalde gelecek olan ehl-i iman için tabi olunacak çok güzel örnekler olmuşlardır.

Ancak burada asıl endişe edilmesi gereken bir cihet vardır. Başlarına gelen hadiselerin etkisiyle hizmet insanlarının hayatları değişmiş, sahip oldukları imkanlar ellerinden alınmış ve zaruret içerisinde sıkıntılı bir hayatı yaşamak durumuna düşmüşlerdir. Bu zorlu hayat, ister istemez onların kalplerini ve ruhlarını kendiyle meşgul etmektedir. Bu durum onların asıl ehemmiyetli olan vazifelerini aksatmalarına yol açmaktadır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin