Emin Şirin: Abdullah Gül 2000’de Gülen’i ziyaret etti, Fehmi bey doğru söylemiyor

AKP ilk dönem milletvekillerinden Emin Şirin son günlerin polemiği olan Abdullah Gül-Fethullah Gülen ile ne zaman görüştü konusuna açıklık getirdi. Yavuz Oğhan’ın Bidebunudinle Programı’na katılan Emin Şirin, o zaman evli olduğu Nazlı Ilıcak ve kendisinin 2000 yılının Aralık ayında Akif Beki aracılığıyla Fethullah Gülen’le görüştüğünü aynı günlerde Abdullah Gül’ün de bir görüşme yaptığını söyledi.

Ziyareti Akif Beki organize etti

Emin Şirin, Aralık 2000’de gerçekleşen Pensilvanya ziyaretinin detaylarını şu sözlerle anlattı:
“Bu Pensilvanya ziyaretini organize eden, Nazli Hanım ile birlikte Amerikada’yken gidip görmek ister misiniz diye teklif eden kişi Akif Beki. O sırada Kanal 7’nin Amerika Temsilcisi’ydi. Burdan katiyen Akif Beki’nin Fethullahçı olduğu manası çıkmasın, aynı seyahatte bizle bulunan Abdullah Gül de ziyaret etti Fetullah Gülen’i ama o sıralarda Abdullah Gül’ün de resmi bir görevi yoktu.”

Abdullah Gül, konunun gündeme gelmesi üzerine geçtiğimiz günlerde “Dışıişleri Bakanlığım, Başbakanlığım ve Cumhurbaşkanlığım döneminde Pensilvanya’ya gitmedim” ifadesini kullanmış, Gazeteci Fehmi Koru da, “Pensilvanya’ya gittiğini bilmiyorum, gitse haberim olurdu” demişti.

Herkul.org Editörü Osman Şimşek ise ziyaretin olduğunu ancak inkar edilmesine bir anlam veremediklerini açıklamıştı.

Fehmi bey doğru söylemiyor’

Emin Şirin,  programda Gül cephesinden gelen ‘gitmedim’ sözlerine şu karşılığı verdi:
“Zaman meselesi var benim bu bahsettiğim zaman Aralık 2000. Dolayısıyla o sırada hiçbir resmi görevi yoktu. Ama hiç gitmediği konusunda Fehmi Bey doğru söylemiyor. Hiç gitmedi derken her halde resmi görevde olduğu süreyi kastediyorlar. Fehmi Bey’in de orada dikkatli davranması lazım.”

1 YORUM

  1. İyi ki varsın tr724. Yoksa benim gibi basit ve avami biri de düşüncelerini nereye yazabilecekti! Kitaplarından ve medyadan tanıdığım, abilerin anlattıklarından dinlediğim kadarıyla Hocaefendi şimdilerde “keşke zaten pek çok insanın bildiği, onbinlerce insanın yanısıra, binlerce siyasetçi ve devlet adamının da aleni olarak gördüğü “kapımızın herkese açık olduğu” anlamındaki gerçeği ifade sadedinde, Abdullah beyin de ziyaret ettiğini söyleyip adamcağızı zor durumda bırakmasaydım” diye düşünüyordur. Bu olaydan benim esas anladığım şu ki, “Sayın Abdullah Gül, bu ziyareti inkar edemiyor ama bir kaç şeyi ilave ederek farklı yönlere çekilmesini sağlamaya çalışıyor. Birincisi 11. Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan “Düşünce, din ve siyaset anlayışım açısından hayatımın hiçbir döneminde yakınlık duymadığım bu örgüt lideri ile; Başbakanlığım, Dışişleri Bakanlığım ve Cumhurbaşkanlığı görevlerim süresinde kesinlikle bir görüşmem olmamıştır. Kamuoyunun bilgisine” mesaj bütün olarak ele alındığında, sanki hiç görüşme yapmamış gibi anlaşıldı ki, havuz medyası da bu açıklamayı böyle anladı ve mal bulmuş mağribi gibi saldırarak, gerçekleri manşetlerle bir daha sıvama gayreti içine girildi. Oysa Sayın Gül’ün vurguladığı yer “Başbakanlığım, Dışişleri Bakanlığım ve Cumhurbaşkalığım süresinde görüşmedim” kısmıymış. Yemin etse başı ağrımaz yani. Doğru mu? Doğru; “Tezvir” mi? Evet “tezvir”. 28 kelimelik mesajın girişinin başlangıcında kullandığı bir ifade de var: “Düşünce, din ve siyaset anlayışım açısından hayatımın hiçbir döneminde yakınlık duymadığım…” Bu sözlerde, kamuoyu önünde defalara ifade edilen bir durumun -gerçeğin demiyorum çünkü bizzat kendi inkar ediyor- örtülmesi gayreti var. Tr724’ün olayın hemen ardınca yayınladığı görüntülerde de, Sayın Gül: “Muhterem üstadım hepimizin hocasıdır. Dolayısıyla sadece bizim partimizin değil, başka partilerden de herkesin saygı duyduğu bir ilim adamıdır; muhterem bir hocaefendidir” diyor ve bunu da inkar edemez herhalde. (Her ne kadar kendisine “Kardeşim” diye hitap eden Sayın Cumhurbaşkanı’nın (haşa) “sahte peygamber”, “alim müsveddesi” derken Hocaefendiyi kasttettiği yazılıp çizildiyse de şimdi i’rabta mahalli yok. Aralarında anlaşsınlar…) Önemli olan Hocaefendi’yi ziyareti neden inkar ediyor görüntüsü verdiği ve “zaten hayatının hiç bir döneminde düşünce, siyaset ve din anlayışı açısından yakınlık duymadığını” vurgulaması. Üstüne üstlük “bir örgüt lideri” ifadesi. Tabii bunu da yarın Hocaefendi ile ilgili sözleri ortaya çıktığında, “Ben Hocaefendi için demedim, düşünce, siyaset ve din açısından hayatımın hiç bir döneminde yakınlık duymadığım aslında “örgüt”tür de diyebilir; yine yemin etse başı ağrımaz cinsi bir söz yani. Hatta “yakınlık hissetmek” de “korunaklı” bir kelime. Hani soramazsınız: “kaç km ya da kaç cm’lik bir yakınlık diye. Çünkü konu düşünce, siyaset ve din olunca yakınlık çok da bir anlam ifade etmeyebiliyor. Tabii kasıt herhalde “tamamen farklı düşüncelerdeyiz, siyasi görüşlerimiz de, dinimiz de…” değilse. Burada seçilen kelimelerdeki özen ortada da neden böylesi “korunaklı” kelimeler seçilmiş, konu yönlendirilmeye çalışılmış ve “hiç bir ilgim yok” düşüncesi özenle vurgulanma gereği hissedilmiş. Cevap: “konjonktür”. Evet ortam o kadar gergin ki, zaten hayatının hiç bir dönemi için, Hizmet Hareketi’nden -belki- hiç bir kimsenin “bizim adamdır” demediği, diyemeyeceği biri, hem de Parti’nin kurucularından, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yapmış biri bile, “bir şekilde F…ö ile ilişkilendirilip zor durumda kalabilirim” endişesi taşıyor olmalı ki maalesef bu hususta çok haklı. Aynı özeni Sayın Koru’nun açıklamasında da görüyoruz. Fehmi Bey, açıklamasında “Henüz Gülen’in ABD’ye yerleşmediği ve eğitime önem veren yapının henüz ‘Cemaat’ veya ‘Hizmet Hareketi’ olarak anıldığı dönemlerde, bir politikacı olarak Gül de kendisiyle görüşmüştür. Bülent Ecevit‘in bile görüştüğü biriyle Abdullah Gül neden görüşmesin ki” demişti. Yani Sayın Koru da tıpkı Hocaefendi gibi “kapının herkese açık olduğunu” vurgulamış, Bülent Ecevit’in “bile” –neden “bile” demek gereksinimi hissetsiyse- görüştüğü biriyle, Sayın Gül’ün görüşmesinin normalliğini vurgulamış. Tabii sakın yanlış anlaşılmasın “o zaman eğitime önem veriyordu”, “Hizmet Hareketi” ve “Cemaat” olarak anılıyordu “korunağına” sığınma ihtiyacını o da hissetmiş. Kolay değil tabii, zindanlardakilerin 55 bini, hakkında hukuki işlem yapılanların 160 bini, kamuda işsiz kalanların 130 bini, özel sektörle birlikte 200 bini aştığı ve Cumhurbaşkanı tarafından bütün bunların “vatan haini” olarak yaftalandıkları bir dönemde kim kendi geleceğinden emin olabilir ki! Emin Bey de: “Fehmi bey doğru söylemiyor” demiş. Bu yalan söylüyor anlamına gelmiyor tabii. Meşhur kaide: “Her söylediğin doğru olsun fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir; hakkın da değildir”. Yani herkes haklı aslında. Sayın Abdullah Gül de, Sayın Fehmi Koru da, Sayın Emin Şirin de haklılar. Benim merak ettiğim Osman Şimşek abi, topu Fehmi Bey’e de gönderip, top da Fehmi bey gibi bir söz üstadı tarafından “her tarafı”–özellikle iki tarafı demedim- idare etmeye çalışan bir açıklama şeklinde geri geldikten sonra Osman abi “iyi de Sayın Abdullah Gül ile birlikte yirmiye yakın insan vardı” dediğinde Sadece Emin Şirin beyin değil, diğerlerinin konuyu açıklayabileceği anlaşılmamış mıydı?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin