Diyanet’in Hizmet Hareketi’ne yönelttiği suçlamalar [Dini kim istismar ediyor?-3]

YORUM | Dr. YÜKSEL ÇAYIROĞLU

Konuya girmeden önce bir hususu hatırlatmakta fayda var. Maksadımız, Diyanetin Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi aleyhine dile getirdiği iddia ve iftiralara cevap vermek değildir. Bunun için çok daha geniş ve derinlikli çalışmalara ihtiyaç vardır. Yer yer dile getirilen iddia ve suçlamaların ne kadar yersiz, delilsiz ve garazlı yapıldığını gösterme adına cevap mahiyetinde bazı açıklamalar yapmış olsak da, buradaki asıl maksadımız, Diyanet’in siyasallaşmasının ne gibi vahim neticeler doğurduğunu göstermeye çalışmak, din istismarının nasıl yıkıcı ve tahrip edici boyutlara ulaşabildiğine dikkat çekmektir.

Şunu da ifade etmeden geçemeyeceğiz. Biliyoruz ki dile getirilen iddia ve iftiralar, yapılan hakaret ve karalamalar, bunların kendileriyle, içinde bulundukları hareketle ve saygı duydukları bir şahsiyetle uzaktan yakından alakası olmadığını bilen Hizmet gönüllüleri için son derece üzücü ve rahatsız edicidir. Fakat Diyanet eliyle gerçekleşen tahribin boyutlarını, kin, düşmanlık, haset ve tarafgirliğin insana neler yaptırabileceğini, en masum ve temiz insanların dahi siyaset canavarının dişlileri arasında nasıl ezilebileceğini gösterme adına bunları nakletme lüzumu duyduk. 

Diyanet, yaptığı çalışmalar, hazırladığı raporlar ve hutbeleriyle Hizmet hareketi hakkında sistematik bir karalama kampanyası başlattı. Daha doğrusu uzun süredir AKP tarafından devam ettirilen karalama kampanyasına dinî bir meşruiyet kazandırmak istedi. 

İlmî ve akademik üsluptan ziyade çarpıtma, garaz, suizan, ön yargı ve art niyetin hâkim olduğu bu çalışmalarda Hocaefendi’nin şahsıyla, Hizmet gönüllülerinin karakter ve ahlak yapılarıyla, Hizmet hareketinin mahiyeti, hedefleri, ilişki ağları, yapısı, işleyişi, diğer hareketlere bakışıyla ilgili birçok asılsız iddia dile getirdi. Hocaefendi’yi ve Hizmet hareketini “örgütlü bir din istismarı” yapmakla suçladı. Hizmet hareketi mensuplarını sık sık “din tacirleri”, “din bezirganları” gibi vasıflarla yaftaladı. Mesela İSAM tarafından yapılan çalışmada şu ifadelere yer verildi: “Bu hareketin İslamî açıdan neredeyse çiğnemediği esas ve hüküm, istismar etmediği değer kalmadığı söylenebilir.” (s. 50-51) 

Başta Fethullah Gülen Hocaefendi olmak üzere bütün Hizmet gönüllüleri hakkında çok ağır itham, iddia ve iftiralar ortaya attı. Onları sapkınlık ve nifakla suçladı. Dinî tahrif ve istismar ettiklerini ileri sürdü. Farklı çalışmalarında onların temsil ve tebliğ ettiği din anlayışını “heretik”, “batınî”, “ezoterik”, “sapkın”, “mesiyanik”, “eklektik”, “makyavelist”, “pragmatist”, “egsantrik/benmerkezci”, “dejenere”, “totaliter”, “paralel”, “ibahiyeci” vb. vasıflarla niteledi.

a) Diyanet’in Hizmet Tanımı 

Diyanet’in Hizmet hareketine getirdiği tanım şu şekildedir: “Mesiyanik özellikli, karizmatik ve otoriter kimlikli bir dinî liderliğe dayanan, sıkı bir hiyerarşik yapılanması bulunan, açık teşkilat biçimlerini kullanmakla birlikte gizli, kendine mahsus ve komplike bir iç örgütlenmeye sahip bir yapılanma.”

Diyanet’in, 2016 yılında tertip edilen Din Şurasında, Hizmet hareketi hakkında verdiği hüküm de şudur: “Gülen örgütünün, ‘İslamlaşmak’ ile hiç alakası olmayan, sadece ‘İslam’ı dönüştürmek ve Müslümanları kontrol etmek’ amaçlı kökü dışarıda bir küresel projeye çoktandır evrildiği hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.” 

Diyanet’in 2019 yılında yayınladığı Farklı Boyutlarıyla FETÖ/PDY başlılık çalışmada ise şu ifadelere yer verildi: “Herkese hitap eden dinî söylem, gerçekte ‘kurtarıcı’ ve ‘seçilmiş’ kapalı bir yapı üzerinden paralel bir dini anlayış ve yapı inşasının aracı haline getirilmiştir.” 

Yine aynı çalışmada “FETÖ”ye benzer olukları ileri sürülen bazı şahıslar ve tarihî yapılar ele alınıyor; bu meyanda Muhtar es-Sakafî, Karmatiler, Fatımîler, Haşhaşiler, Dürzîler, Fazlullah Hurufî, Gulam Ahmed, Mirza Hüseyin Ali, Cizvitler, Moonculuk, Scientology, Opus Dei gibi örnekler veriliyor ve sonrasında da “FETÖ’ün tüm bu örnekleri geride bırakacak derecede şaşırtıcı özelliklere sahip, kendine mahsus bir dinî yapılanma” olduğu iddia ediliyordu. Dolayısıyla Diyanet’e göre Hizmet hareketi, ilk dönem aşırı Şiî-İsmailî cemaatlerden de, gözü dönmüş Haşhaşilerden de daha tehlikeli bir hareketti. 

İnsan merak ediyor: Acaba Hizmet hareketini bu denli tehlikeli kılan, ülkenin dört bir yanında açtığı yüzlerce eğitim müessesesiyle fakir Anadolu evlâdının elinden tutması, onlara maddî manevî destek çıkması ve onları geleceğin Türkiye’sinde söz sahibi kılması mıydı! Yoksa Hizmet hareketinin yetiştirmiş olduğu eğitimli, ahlâklı ve dürüst eğitimciler, kamu çalışanları, bürokratlar ülkede otoriter ve totaliter bir rejim inşasının önünde engel olduğu için mi bu kadar tehlikeli hâle geliyorlardı!

Bu yapılan tanımların Hizmet hareketiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Yazarlar zihinlerindeki kurgulara, suizanlara dayanmış; iftira ve karalama yoluna gitmişlerdir. Hizmet hareketiyle şöyle böyle dirsek teması olmuş avamdan bir insan dahi bu ifadelerin, vakıanın ne kadar uzağına düştüğünü rahatlıkla görebilir.

Müntesipleri bütün dünyaya dağılmış, çok farklı kültürlere ve dünya görüşlerine sahip insanları içinde barındıran, zamanın ruhuna uygun olarak sürekli değişen, çok farklı alanlarda faaliyet gösteren bir hareketi tanımlamak hiç de kolay değildir. Fakat ille de bir tanım yapma ihtiyacı hissediliyorsa Hizmet hareketini şu şekilde tanımlamayabiliriz: 

Hizmet, yetiştirmiş olduğu fedakâr ve diğergâm gönüllüleri vasıtasıyla cehalet, fakirlik ve iftirakla mücadele eden, bu mücadeleyi kendisine Asr-ı Saadeti model alarak ve müspet hareketi ilke edinerek gerçekleştiren ve neticede eğitim, diyalog ve hayır hizmetleri yoluyla dinî, ahlakî ve evrensel değerlerin yaşanmasına gayret eden ve dünya barışının sağlanmasına katkı sunmaya çalışan inanç temelli ve insan merkezli evrensel bir iyilik ve ıslah hareketidir.

b) Diyanete Göre Hizmet’in Hedefleri

Diyanet’e göre Hizmet hareketinin hedefi kesinlikle i’la-i kelimetullah olarak görülemez. Hizmet gönüllülerinin yapmış oldukları faaliyetlerin de tebliğ ve irşatla bir alakası yoktur. Bilakis onların “süfli amaçları”, “karanlık emelleri” ve “gizli siyasi gündemleri” vardır. Hizmet adına ortaya koydukları bütün faaliyetlerdeki temel amaçları, kendi konumlarını güçlendirmek, kişisel çıkar ve grup menfaatleri sağlamak, tüm dünyada etkin bir siyasi ve ekonomik güç unsuru haline gelmektir. 

Farklı Boyutlarıyla FETÖ/PDY isimli çalışmada Hizmet hareketinin temel fikriyatı “militan-ezoterizm” olarak isimlendiriliyor ve sonrasında da bu anlayış şu şekilde tanımlanıyordu: “Kendine has ezoterik fikriyatını hâkim kılmak için ülkesindeki iktidardan başlayarak tüm dünya iktidarını başta zor olmak üzere her türlü yolu kullanarak ele geçirmeyi mubah ve meşru gören anlayıştır.” 

İSAM tarafından hazırlanan ve 2017 yılında Diyanet Vakfı Yayınları tarafından neşredilen Gülen Yapılanması-15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler isimli çalışmada ise Hizmet hareketinin amacının öncelikle Türkiye Cumhuriyetini devralmak olduğu ifade ediliyor ve sonrasında da şu ifadelere yer veriliyor: “Bir sonraki aşama olarak hareket, mesiyanik karakterinin doğurduğu bir sonuç olarak Türkiye merkezinden başlayıp tüm dünyada etkin bir siyasi ve ekonomik bir güç haline gelmeyi hedefleyen daha büyük bir küresel planı gerçekleştirmek istemektedir.” (s. 16)

Diyanet tarafından yapılan başka çalışmalarda ise, “Bu kült son tahlilde başında halife olarak Gülen’in olduğu bir dünya devleti hayaline sahiptir.” (İSAM, s. 81) “Amacı paralel bir devlet yapılanması oluşturarak ülkeyi ele geçirmek ve dış güçlerin güdümüne teslim etmektir.” (FETÖ, s. 23) türü ifadelere yer veriliyor. 

Görünen o ki, her fırsatta ısrarla siyasi bir hedeflerinin olmadığını belirten, yaptıkları hizmetleri dünyevî ve uhrevî hiçbir beklentiye alet etmeme üzerinde sürekli duran, temel maksatlarının Allah rızasını kazanma, sahip oldukları değerleri dünyaya duyurma, cehalet, iftirak ve fakirlikle mücadele etme, kirlenen İslâm imajını düzeltme, yeryüzünde barış ve huzurun hakim olmasına katkı sunma, insanlar arasında sevgi ve diyalog köprüleri kurma, çatışma ve savaşların önüne geçme adına dalgakıranlar oluşturma olduğunu söyleyen Hocaefendi de, Hizmet gönüllüleri de Diyanet’e göre yalan söylüyor, halkı kandırıyorlar.

c) Diyanet’in Gözünde Hizmet İnsanı    

Diyanetin resmini çizdiği, portresini ortaya koyduğu Hizmet hareketi fert, toplum, ahlak, din, devlet ve ümmet açısından âdeta tam bir felaket sebebidir. Fert açısından felakettir, çünkü Hizmet’in yetiştirdiği fertler takıyyeci, ikiyüzlü, yalancı, ahlâksız bir karaktere sahiptir. Hizmet içerisinde kişisel özgürlük ve ferdiyetçilik bulunmadığı için fertler de zamanla robotlaşır, mankurtlaşır ve kimliksiz köleler haline gelirler.

Diyanet’e göre Hizmet insanları, Hocaefendi’nin yazdıkları dışında her türlü neşriyatı okumaktan menedilmişlerdir. Dışarıdan bilgi alamazlar. Tek yönlü bir enformasyona, ileri düzey psikoloji, beyin yıkama ve kontrol tekniklerine muhatap olurlar. Dolayısıyla da iradeleri felç olur, sağlıklı düşünebilme ve karar alabilme kabiliyetleri dumura uğrar, gerçeklikten ve dış dünyadan koparlar.

Diyanet’e göre Hizmet mensuplarının Hocaefendi’ye bakışları ve onunla münasebetleri de oldukça problemlidir. Onlar Hocaefendi’yi “Mehdi” veya “Mesih” olarak görür ve aynı zamanda onun masum olduğuna inanırlar. Şu cümleler Diyanet’in FETÖ: Din İstismarının Arkasına Gizlenen Terör Örgütü isimli çalışmada geçmektedir: “Örgüt mensuplarının, kendilerine verilen talimatları sorgulamaksızın ve sonuçlarını düşünmeksizin yerine getirmeleri esastır. Örgüt, din yolunda hedef saptırarak Allah’a yöneltilmesi gereken “itaat ve teslimiyeti” ihanet şebekesinin liderine yönlendirmiştir.” (s. 24) 

Aynı kitabın başka bir yerinde ise şu iftiralara yer verilir: “Örgüt mensupları, liderlerinin Allah Teâlâ ile doğrudan konuştuğuna inanmakta ve bu sebeple onun sözlerini bütün insanların sözlerinden üstün tutmaktadır.” (s. 34) 

Diyanetin her birisi diğerinden daha tutarsız bu hayal mahsulü uçuk kaçık iftiralarıyla, gerçekte olanın uzaktan yakından bir alakası yoktur. Sayısı yüzbinleri bulan Hizmet hareketi içerisinde Hocaefendi’nin Allah’la konuştuğuna inanan tek bir insan bile bulunabileceğine ihtimal verilemez. Hizmet mensuplarının tek yönlü enformasyonu gibi hikayelerin de hiçbir gerçeklik payı yoktur. Hizmet insanları Bediüzzaman’ın ve Hocaefendi’nin eserlerini okumaya ayrı bir önem verseler de bu, onların başka kaynaklara karşı alakasız kaldıkları anlamına gelmez. Aksi takdirde bu güne kadar Hizmet hareketine mensup olan çok sayıda akademisyen, entelektüel ve mütefekkir yetişmesi mümkün olmazdı.

Eğer Diyanetin iddia ettiği gibi Hizmet hareketi, iradeleri felç olmuş, sağlıklı düşünebilme ve karar alabilme kabiliyetleri dumura uğramış insanlardan oluşmuş olsaydı, şimdiye kadar dünyanın dört bir tarafında gerçekleştirdiği bu eğitim ve diyalog hamlesini gerçekleştiremez, bunca güzelliğe imza atamazdı. 

Diyanetin, Hizmet hareketi içerisine yer alan herkesin peşinen reddedebileceği bu kadar büyük iftiralara yer vermesinin tek sebebi, toptan bir hareketi itibarsızlaştırmak ve kamusal vicdanda ademe mahkûm etmek istemesidir.

d) Diyanet’e Göre Hizmetin Topluma Verdiği Zararlar

Diyanet’e göre Hizmet hareketi toplum için bir felâkettir; çünkü Hizmet mensupları kendilerinin Allah tarafından özel seçilmiş kişiler olduğuna inanır, müntesip bulundukları cemaatlerini kutsar ve kendileri dışındaki bütün Müslümanlara yukarıdan bakar ve onları aşağılarlar. Toplumun problemleriyle hemhal olmazlar. Müntesiplerini kapalı yapılar içinde yaşatmak için farklı toplumsal kesimler ile aralarına duvarlar örerler. Kendilerine rakip olarak gördükleri manevi benzerlerine mütemadiyen düşmanlık üretirler. (Farklı Boyutlarıyla FETÖ, s. 216) 

Şu cümleler Diyanet’in hazırladığı raporlarda geçmektedir: “Örgüt mensupları kendilerine bağlı olanları halis mümin, onların dışındakileri en iyimser ihtimalle ‘müellefe-i kulûb’ olarak görürler.” (Din İstismarının Arkasına Gizlenen Terör Örgütü, s. 29) “Gayrimüslimlerle kurduğu diyaloğu, Müslüman gruplardan esirgemiş, onlara karşı daima mesafeli durmuştur. Hatta kardeşlik hukukuyla asla bağdaşmayacak şekilde İslamî grupları küçümsemiş, bazen de hile ve tuzaklarla onları bastırmaya ve susturmaya yönelik tutumlar içerisine girmiştir.” (Dini İstismar Hareketi FETÖ, s. 56)

Diyanet, Hizmet hareketini, Müslümanlar arasına nifak tohumları saçmakla ve tefrikaya sebep olmakla suçlamıştır. Şu ifadeler de İSAM tarafından yapılan çalışmada geçmektedir: “Bu örgütün İslam’a aykırı nitelikteki eylemleri genelde dünya, özelde ise Türkiye Müslümanları arasına nifak tohumları atmış ve zaten kronik bir sorun olan tefrika ve Müslümanların birbirinden yabancılaşması sorununun daha da akut hale gelmesine sebep olmuştur.” (İSAM, s. 113) 

Dahası Hizmet mensuplarının kendileri dışındaki Müslüman gruplara “olumsuz bakışları” kendileriyle de sınırlı kalmamakta, onlar “çocuklarına ve sonraki nesillere kendilerinden yana bir tutum almayan ana akım İslamî kesim aleyhine bir nefret zerketmektedirler.” (İSAM, s. 117)

Diyanet’in bu konuda yönelttiği diğer bir suçlama ise Hizmet hareketinin “tekelci” bir mantıkla hareket etmesi ve diğer cemaat ve hareketlere alan bırakmamasıdır. Diyanet, Hizmetin hareket felsefesini “hegomanik” olarak vasıflamış ve onu diğer cemaatlerin faaliyetlerini sabote etmekle suçlamıştır. Uzun yıllardır Müslümanların yardım ve infaklarından en büyük payı aldığı, dolayısıyla da diğer cemaatlere yeterince imkân bırakmadığı da dile getirilen suçlamalardan bir diğeridir. Kısaca Diyanet tarafından, Hizmet hareketi, hem toplum hem Müslümanlar hem de diğer grup ve cemaatler açısından büyük bir tehdit ve felaket sebebi olarak sunulmuştur.

Bütün dünyada diyalog ve hoşgörü faaliyetleriyle öne çıkan, sürekli birlik ve beraberlik üzerinde duran, farklı programlarında çok farklı dünya görüşlerine sahip insanları bir araya getiren, dünyadaki çatışma ve kavgaları sona erdirebilme adına sürekli projeler üreten, her daim insan sevgisi üzerinde duran, herkesi kendi konumunda kabul etme felsefesini kendine ilke edinen, Ahmed Yesevi, Mevlana ve Yunus Emre gibi sevgi ve hoşgörüyü bayraklaştıran büyük zatların izini takip etmeye çalışan bir harekete yukarıdaki suçlamaları yöneltmek ne aklen ne ahlaken ne vicdanen ne de dinen kabul edilemez. Bir hareketi, gerçekte olduğunun tam zıddı gibi göstererek onun kıymet ve değerini düşürmek isteyen insanlar, gerçekte kendi kıymet ve değerlerini düşürmüş olacaklardır.

Devam edecek…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin