‘Din kolaylıktır’ ne demek?

Yorum | Süleyman Sargın

Dilimize pelesenk olan ifadelerdendir: “İslam kolaylık dinidir” veya “Din kolaylıktır”. Doğrudur, Efendimiz’in “Din kolaylıktır” mealinde bir hadisi de var. Ancak kolaylıktan kastedilen, herkesin dini kolayına gelecek şekilde uygulaması, nefsine ağır gelen yükümlülükleri terk etmesi olmasa gerek. Çünkü dinin muhtevası içinde normal şartlarda yerine getirilemeyecek bir emir ve yasak yoktur. Olsaydı “teklif-i mâ lâ yutâk”  olurdu ki bu Allah Teâlâ’nın “Allah herkesi ancak kaldırabileceği kadar bir yükümlülükle sorumlu tutar” (Bakara, 2/286) mealindeki vaadiyle çelişirdi. Demek ki dinin teşri kılınmış bütün emirleri ve yasakları normal şartlarda ve sağlıklı herkes tarafından rahatlıkla uygulanabilir.

“Kolaylığın” bir yönü de şudur; normal şartlarda ve sağlığı yerinde olan herkes için uygulanması kolay bulunan dinin bazı hükümleri bazı şartlarda ve bazı şahıslar için zorlaşabilir. Mesela yolculuk (sefer) her zamanki normal durumlardan olmadığı için illeti yolculuk, hikmetlerinden biri meşakkat olmakla yolculukta namazların kısaltılması ruhsat olarak teşri kılınmıştır. Yine yolcular ve oruç tutamayacak derecede hasta ve yaşlı olanlar da Ramazan’da oruçlarını kazaya bırakabilirler. Eğer hasta olanların hastalığı geçmezse ve yaşlı olanlar oruç tutabilecek bir güç ve takate ulaşamazlarsa bu defa tutamadıkları oruçların yerine fidye verirler. Kısaca din hiçbir zaman yaşanmayacak zorlukta değildir.

‘Sen buna güç yetiremezsin’

Din kolaylıktır ve dinde zorluk yoktur meselesi aynı zamanda istismara açık bir konudur. Bu bahaneyle normal farzlarını ve yapabileceği nafile ibadetleri terk eden insanlara rastlamışsınızdır. Bununla birlikte dini kendileri için onun altında ezilip kalacak şekilde zorlaştıranlar da yok değil. Mesela sahabenin zahidlerinden Abdullah b. Amr b. As’ın tecrübesi önemli bir örnektir; şöyle diyor: Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) benim “Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım, geceleri de namaz kılacağım”  dediğimi haber vermişler. O da beni çağırdı ve “Sen böyle demişsin, doğru mu?” diye sordu. “Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim Yâ Resûlallah!” dedim. “İyi ama” dedi, “sen buna güç yetiremezsin. Bazen oruç tut, bazen ye; gece namaz kıl ama uykuyu da ihmal etme. Ayda üç gün oruç tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ecir veriyor. Bu üç gün aynen senelik oruç yerine geçer” buyurdu. Ben, “söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm” deyince, “öyleyse” dedi, “bir gün oruç tut, iki gün ye.” Ben tekrar “bundan ötesine de güç yetiririm” dedim. “O halde bir gün oruç tut, bir gün ye; bu Hz. Dâvud’un orucudur. Bu, en faziletli oruçtur” buyurdu. Ben yine, “daha fazlasına da güç yetiririm” deyince, bu defa Efendimiz “Bundan efdali (daha faziletlisi) yoktur” diyerek konuyu kapattı.

Bu hadiseden sonra Abdullah b. Amr, Efendimiz’in buyurdukları gibi Ramazan harici günlerde bir gün oruç tutup bir gün yemeye başladı. Bilindiği gibi, devamlı yapmak üzere niyet edilen nafile bir ibadet niyet eden için bir nezir (adak) hükmünde olduğundan vacip hale gelir. Dolayısıyla insan nafile ibadetleri onlara takat getirebileceği bir tedricilikte kendisine adet edinmelidir. Nitekim Abdullah b. Amr, yaşlılığında bir gün oruç, bir gün iftar kendisine ağır gelmeye başladığı için şöyle demiştir: “İhtiyarladığım zaman, Resûlullah’ın tanıdığı ruhsatı kabul etmiş olmayı temenni ettim”.

Bu durum, dini zorlaştırmaya bir örnektir. Allah Resûlü dini bu şekilde zorlaştırmamak hususunda ikazda bulunmuş ve “Kişi kendisini din(i daha iyi yaşamak) konusunda ne kadar zorlarsa zorlasın din ona üstün gelir” buyurmuşlardır.

‘Dünya ile alakası kalmadı ki!’

Yukarıdakine benzer bir hadiseyi de Ebû Cuhfe (ra) anlatıyor: Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Selman’la Ebû’d-Derdâ’yı kardeş yapmıştı. Selman bir defasında Ebû’d-Derdâ’yı ziyarete gitti. Evde Ebû’d-Derdâ’nın hanımının üzerinde eski bir elbise görünce üzüldü ve “Bu halin ne?” diye sordu. Kadın, “Kardeşiniz Ebû’d-Derdâ’nın dünya ile alakası kalmadı ki!” diye cevap verdi.

Ebû’d-Derdâ, Selman’a yemek ikram etti; yemeği getirdiğinde “buyur kardeşim ye!” dedi ve ilave etti: “Ben (nafile) orucum.” Selman, “Hayır, sen yemezsen ben de yemem.” dedi. Ebû’d-Derdâ orucunu bozdu ve yemeği birlikte yediler. Gece olunca Ebû’d-Derdâ bütün gece ibadet etmek için yatmak istemedi. Selman ona, “Uyu!” dedi. O da sözünü dinledi, beraber uyudular. Bir müddet sonra Ebû’d-Derdâ namaza kalkmak istedi. Selman, tekrar “daha erken, biraz daha uyu!” dedi. Uyudular. Gecenin son üçte birine doğru Selman, “Şimdi kalk!” dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Sonra Selman, kardeşine şu nasihatte bulundu: Senin üzerinde Rabbin’in hakkı var, ailenin hakkı var, nefsinin hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver.” Ertesi gün Ebû’d-Derdâ, durumu Hazreti Peygamber’e anlattı. Resûlullah Efendimiz, “Selman doğru söylemiş.” buyurdu.

‘Az da olsa devamlı olan ibadet makbul’

Benzer başka hadiseler de rivayetlerde yer alıyor. Fıtratın zorlanmaması, ibadet ü taat noktasında taşınamayacak büyüklükte yüklerin altına girilmemesi hususunda Efendimiz’in tahşidatı var. Ancak bütün bunlar bizi nafileleri terk etmeye, onları gereksiz veya faydasız görmeye sevk etmemeli. Dikkat edilirse her iki rivayette muhataplara nafile orucu veya namazı terk etmeleri değil, taşıyabilecekleri kadarını yapmaları tavsiye ediliyor. “Az da olsa devamlı olan ibadetin makbul olması” hususu da bunu anlatıyor. Kolaylıktan kastedilen, nafilelere ilgisiz kalıp sadece farz ibadetlerle yetinmek değil. Bu sebeple, dinde kolaylığın esas olması meselesi dinde ve ibadetlerde laubaliliğe yol açmamalı.

Bazen nafile ibadetlere, teheccüde, hacet namazına, oruca, evrad u ezkara yapılan vurgular ve o yöndeki ikazlar “Din kolaylıktır, zorlaştırmayın” eleştirileriyle etkisiz hale getirilmek isteniyor. Bu, dine karşı laubaliliktir ve Rabbimiz’e karşı da sû-i edeptir. Bediüzzaman “Dinde laubaliler, ruhsatlarla okşanmaz; azimetlerle, şiddetle ikaz edilir.” diyor. (Mektûbat) Allah’la irtibatımızı, dini hayatımızı yukarıda Allah Resûlü’nün koyduğu ölçüler zaviyesinden düzenli ve kalıcı bir seviyeye getirmeliyiz.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin