Dilediğinizi yapın!

YORUM | M.NEDİM HAZAR

Hayat simetriler bütünü.

Her şey çift ve zıddıyla kaim…

Soğuk ile sıcağın kıymeti (ya da aksi), siyah ile beyazın idraki, gece ile gündüzün aydınlığı fark edilir ancak. Şairin ‘oluk’ metaforuyla betimlediği bu dualite insan için de geçerli. Galiba dünya hayatı biraz da şunun için var: İnsan nankör mü, yoksa şükreden bir varlık mı, ortaya çıksın diye!

Şükür, basit, öylesine üstünkörü değinilip etrafından dolaşılabilinecek bir kavram değil. Çünkü müteselsil mecburiyetleri ihtiva ediyor. Öncesi ve sonrası var yani. Bahşedilenler kadar sakındırılanlar, engellenenler için de teşekkür etmek imanın gereği. Def-i beladan şükür, verilen nimetlere şükür… Şüphesiz her şükrün bir disiplini var. Öylesine ve gelişigüzel şükür olmuyor. Nimetin sahibi yolladığı ‘fihrist’te ayrıntılarıyla anlatıyor bu disiplini.

Şükretmek, bahşedilen her nimet adına… Sadece sözle değil, lisan-ı hal ile ibadet ile talep edileni yerine getirerek. Şükür ancak, talep edilen formda eda edilince anlamlı olur. Yoksa, geriye nankörlükten başka bir şey kalmaz.

İşte bu disiplini umursamayan, unutan ve reddedenler için mukaddes kitap ‘nankörler’ diyor!

Mevzu Dehr (İnsan) Suresinde geçiyor. Bu sure (elbette tüm sureler öyledir) muazzam bir şey. İki cümlede evrenin ve insanın inşa özetini geçiyor ve bir anda meseleyi final noktasına taşıyor. 3 ayette dünyaya dair en önemli meseleyi bitiriyor Dehr Suresi. ‘Dehr’in kelime manası enteresan; tüm alemin var oluşunun başlangıcından son bulmasına kadar bütün süre, yani zamanın tamamı, demek. İnsanın yaradılışına kadar uzanıp, yaradılış özeti ve işitme, görme, hissetme gibi techizatlarla tezyin edildiğini ifade ettikten sonra durduğu yer şurası: “Ona yolu da gösterdik: Artık ister şükreder, ister nankör olur.” (Dehr/3)

Önce mekanı, ardından ortamı, akabinde insanı yaratıp, gerekli his ve uzuvlarla teçhiz ettikten sonra bununla yetinmeyip, ona doğru yolu gösterip ahirinde tercihi yine insana bırakmak! Allah-uAzimüşşan’ın büyüklüğüne yakışır bir yaklaşım… İnsanın tercihlerinde özgür bırakıldığı pek çok ayet ve hadisle sabit. Sadece insanî olandan kolay kolay sapmasın diye bir takım fıtrî eşikler eklemlenmiş.

Söz gelimi Fahr-i Kainat (SAV) şöyle buyuruyor:

“Utanmıyorsan dilediğini yap!”

Keza Kur’an-ı Kerim:

“Dilediğinizi yapın”(Fussilet, 41/40)

Ve insan buna karşılık ne yapıyor?

Aslında cevabı yine Kur’an-ı Mübin veriyor:

“Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (A’râf – 10)

“Sizin şükrünüz ne de az!” (Mulk – 23)

Esasen mesele şeytanın pazarlık bahsinde son derece sarih şekilde beyan edilir. Şeytan kendi erdemlerini (!) anlatırken insana dair mücadele yöntemlerinden bahseder ve şu son tahlili yapar: “Sen onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın.” (A’râf- 17)

Şükürsüzlük insanlığın en sinsi hastalığı, belki de asrın en ağır marazı… Ülkemizde ve dünyada yaşanan sıkıntıların hemen hepsinin temelinde yatan kavram şükürsüzlük.

Yani nankörlük…

İnsan nankörlüğü nispetinde şeytanlaşıyor zira. Malum; şeytanı cennetten kovduran doğrudan küfrü değil, nankörlüğün getirdiği kibirdi! Şu ayet ürperticidir: “Şimdi söyleyin bakalım: Cehenneme atılmak mı iyidir, yoksa kıyamet günü büyük duruşmaya tam bir güven içinde gelmek mi? Dilediğinizi yapın, çünkü O, bütün yaptıklarınızı görmektedir.” (Fussilet – 40)

‘Dilediğinizi yapın’ buyuruyor Cenab-ı Allah. Mesele, yaptıklarınızın neticesine katlanacağınız güne olan inancınızın sağlam olup olmaması!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin