Devşirme sistemi neden uygulandı?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU 

Diğer İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti’nde uygulanan “Devşirme Sistemi”, yerli ve yabancı pek çok araştırmacının dikkatini çekmiş ve gayrimüslim kökenli bu çocukların bir süre sonra elde ettikleri göz kamaştırıcı statüler merak konusu olmuştur.

Özellikle bu sisteme neden ihtiyaç duyulduğu, padişahın “kul” denilen bu kişiler üzerindeki tasarruf hakkı ve bu çocukların ailelerinden koparılıp devlet için yetiştirilmelerinin nasıl onaylandığı gibi hususlar her zaman tartışılmıştır.

PENÇİK SİSTEMİ

Osmanlı Devleti’nin ilk döneminde savaşlarda alınan esirler, savaşa iştirak eden gaziler arasında paylaştırılmaktaydı. Daha sonra devletin para ve asker ihtiyacını karşılamak için esirlerin beşte biri devlet tarafından alıkonulmuş ve buna da Farsçası olan “penç ü yek” ifadesinden hareketle “pençik” denilmişti. Bu yönteme daha önce de Abbasiler’de ve Aydınoğulları’nda başvurulmuştu.

Tarihçiler pençik sisteminin ilk defa dönemin Kazaskeri Çandarlı Kara Halil’in tasvibiyle I. Murat devrinde uygulandığı görüşündedirler. Kazasker Halil’in bu yönteme onay vermesinde İslam Hukuku’na göre ganimetlerin beşte birinin Beytülmâl’e ait olması etkili olmuştu.

Esirler önce Bursa civarındaki köylerde cüzi bir ücret karşılığında çalıştırılıyor ve bu sırada Türkçeyi, İslamiyet’i ve Türk geleneklerini öğreniyorlar, sonra da Acemioğlanlar Ocağı’nda birkaç yıl süren askeri eğitim sonrasında Yeniçeri Ocağı’na alınıyorlardı.

Osmanlıların ilk savaşlarında Türklerden oluşan “yaya” kuvvetleri vardı. Ancak bu kuvvetler sadece belli zamanlarda görev yapmakta daha sonra köylerine dönmekteydiler. Bu askerler, “disiplinsiz” olup sefer dönüşünde yolları üzerindeki halka baskı yapmakta ve üstlerinin emirlerini dinlememekteydiler.

Bu nedenlerle hükümdara “sadık” ve disiplinli bir ordu kurulması ihtiyacı doğduğundan Yeniçeri Ocağı kurulmuş, insan kaynağını da savaş esirleri yani pençik sisteminden gelenler oluşturmuştu.

DEVŞİRME SİSTEMİ

Osmanlı Devleti’nin devşirme sistemine başvurması, Ankara Savaşı sonrasında ortaya çıkan durumla ilgilidir. 1402’de yaşanan bozgun sonrasında uzun süre Balkanlarda savaş kazanılamadığından esir alınamamış ve Yeniçeri Ocağı’nın insan kaynağı kurumuştur. Bu durum “gayrimüslim ailelerin çocuklarının devlet hizmetine alınması” esasına dayanan devşirme sisteminin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. 

Devşirme sisteminin uygulanmasına Çelebi Mehmet devrinde başlanmış, kanunlaşması ise II. Murat devrinde yani XV. Yüzyılın ortalarında gerçekleşmiştir. Araştırmalar devşirme işinin her yıl yapılmadığını ve daha çok ihtiyaca göre gerçekleştiğini göstermektedir. Kanuni döneminde yeniçerilerin sayısının 12.000 olduğu dikkate alındığında uygulamanın kapsamının geniş olmadığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim devşirmelerin sayısının eğitim gördükleri Acemioğlanlar Ocağı’nda çoğu zaman 10.000’i geçmediği görülmektedir.

Devşirme çocuklar ilk olarak Rumeli’den toplanmış; Arnavut, Boşnak, Sırp, Hırvat, Bulgar ve Rumlar asıl kaynağı oluşturmuş; Türk, Kürt, Acem, Yahudi, Çingene, Rus ve Gürcü çocuklar alınmamış, Ermeniler de az sayıda ve saray için devşirilmiştir.

Bunun yanında Anadolu’dan da devşirme alınmış, devşirmeler Hıristiyan ailelerin çocukları olsa da Bosna ve Arnavutluk’ta Müslüman çocuklar da devşirilmiştir. Uygulamaya bakıldığında bazı bölge ve mahallerin devşirmeden muaf tutulduğu da görülmektedir.  

Devşirme sisteminin belli kuralları vardı. Her aileden bir çocuk alınır, ailenin tek erkek çocuğu varsa devşirilmez, yetimler, köy kethüdasının, sığırtmacın ve çobanların çocukları, kel, köse, doğuştan sünnetli olanlar ve Türkçe bilenler alınmazdı. Devşirme, sekiz yaşından yirmi yaşına kadar çocuk ve gençleri kapsamaktaydı.

17. yüzyıla kadar Anadolu’dan devşirilenler Rumeli’deki, Rumeli’den devşirilenler de Anadolu’daki Türk ailelerin yanına verilir ve “Türk’e verme” denilen bu usulle çocukların İslamiyet’i ve gelenekleri öğrenmesi sağlanırdı. Sonra Acemioğlanlar Ocağı’na alınan devşirmeler, sonraki yıllarda sancakbeyi, beylerbeyi, vezir ve sadrazam olabilirlerdi.

Devşirme sisteminin uygulama esasları 16. yüzyıl sonlarında bozulmaya başlamış, yeniçerilerin çocukları “Kuloğulları” ve “Ağaçırakları” adıyla ocağa kaydedilmiş hatta sisteme rüşvet de karışmıştır. Son devşirme uygulaması ise 18. yüzyılda yapılmıştır.

PADİŞAHIN KULLARI

Devşirmeler yeniçeri olduklarında kendilerine “Kapıkulları” denilerek padişahın emrinde oldukları vurgulanmıştır. Buna karşılık görev yaptıkları süre içinde maaş almışlardır.

Padişahla devşirmeler arasında özel bir bağ kurulmuş ve padişah devşirmelerden “evlatlarım”, onlar da sultandan “babamız” şeklinde bahsetmişlerdir. Ayrıca padişahların kız kardeşlerini ve kızlarını devşirmelerle evlendirdiklerine dair pek çok örnek vardır.

Padişahlar bu kişileri kendilerine bağlılıklarından dolayı tercih ederek merkezi otoritenin tesisinde onlardan yararlanmışlardır. II. Murat devrinde bariz olarak görülen Türk kökenlilerle devşirme yani “kul kökenli” devlet adamları arasındaki çekişme, Fatih’in tercihiyle devşirmeler lehine sonuçlanmış ve “kul” asıllı vezir ve idareciler ön plana çıkmıştır. Fatih’in Türk kökenli Çandarlı ailesine vurduğu darbe sonrasında sadrazamların büyük bir bölümü devşirmelerden yani kul kökenlilerden tercih edilmiştir. Nitekim 1453-1656 arasındaki yetmiş bir sadrazamın sadece dokuzu Türk kökenlidir.

Yine Fatih, devşirme kökenli beylerbeyiler vasıtasıyla uç bölgelerinde serbest bir şekilde hareket eden Turahanoğulları, Evrenozoğulları, Malkoçoğulları ve Mihaloğulları gibi akıncı beylerini tamamen merkezi otorite altına aldı. Kul sistemi bundan sonraki dönemlerde iyice yerleşti. Toplumsal temeli olmayan kul kökenli devlet adamları, padişaha rahat bir tasarruf hakkı veriyor, padişahın bir sözüyle sadrazamlığa kadar yükselmiş olan kişi idam edilebiliyordu. Böylece padişahlar Çandarlı’nın idamında yaşadıkları sıkıntıları yaşamıyorlardı.

Nitekim bir devrin güçlü sadrazamları Mahmut Paşa, Gedik Ahmet Paşa ve İbrahim Paşa (Makbul-Maktul) hakkında kolayca “siyaseten katl” kararı verilmişti. Böylece kul sistemiyle Osmanlı hanedanı hem kendisini hem de devletin bekasını garantiye alıyordu.

DİNEN İZAH MÜMKÜN MÜ?

Devşirme sisteminin amacı konusunda farklı yorumlar vardır. Gibbons’a göre amaç Hıristiyan halkın İslamlaşmasıdır. Bu iddiaya karşı çıkan tarihçiler, Osmanlı Devleti’nin açıktan bir İslamlaştırma politikası izlemediğini, böyle bir politikanın halkın tamamına yakınının Müslüman olmasıyla sonuçlanacağını söylemektedirler.

Sonuçları itibarıyla da devşirme sistemi, çok az bir kitlenin İslamlaşmasına aracılık yapmıştır. Burada elbette unutulmaması gereken, devşirilen çocukların “Müslüman” oldukları ve bu kimlikle devlet hizmetinde görev yaptıklarıdır.

Hıristiyan ailelerin çocuklarını ileride gelecekleri konumu düşünerek “ısrarla” vermek istedikleri iddia edilse de arşivlerde bazen bir köy veya kasabanın devşirme vermek istemediğinden padişahın özel hükümler gönderdiğine dair kayıtlar vardır.

Diğer taraftan devşirilen çocukların ailelerini unutmadıkları tespit edilmektedir. Bu durumun en orijinal örneği Bosna’dan devşirilen Sokullu Mehmet Paşa’dır. Sokullu 1557’de kardeşini “Patrik” atayarak daha önce kaldırılan Sırp Patrikliği’ni yeniden kurdurmuştur. Yine sonradan sadrazam da olan Kaptan-ı Derya Cigalazade Sinan Paşa, devşirildiği Messina’ya gitmiş, orada halk tarafından hediyelerle karşılanmış, Paşa’nın kız kardeşi ve annesi, Müslüman olmaları için yaptığı teklifi reddetmişlerdir.

Devşirme yönteminin İslam’a uygun olup olmadığı ise ayrı bir tartışma konusudur. Bazı araştırmacılar zimmi çocuklarının devşirilmesini onların İslamiyet’e göre tanınan haklarının ihlali olduğunu ve dolayısıyla İslam Hukukuyla bağdaştırılamayacağını, bunun Osmanlı öncesi dönemdeki “gulam” sisteminin devamı olduğu kanaatindedirler.

Paul Wittek devşirmenin Şafii fıkhına dayandırıldığını ileri sürmektedir. Buna göre devşirmelerin alındığı topluluklar İslamiyet’in geldiği dönem sonrasında Hıristiyan olmaları nedeniyle Şafiilerce “zimmî” sayılmadıklarından, devşirme, İslam hukukuna aykırı değildir.  Ancak bu görüş de tutarlı gözükmemektedir. Özellikle İslamiyet’ten önce Hıristiyanlaşan Rumların ve Ermenilerin de devşirilmesi bu tezin yanlışlığını göstermekte ve her alanda Hanefi fıkhını esas alan Osmanlıların bu konuda Şafii fıkhına göre hareket etmeleri çok mantıklı gözükmemektedir.

İdris-i Bitlisî’nin, devşirmeleri “köle” sistemiyle bağdaştırma yorumu da problemlidir. Çünkü Osmanlılar fethettikleri yerin halkını köle değil “hür” olarak kabul ettiklerinden, devşirmeler, “hür” olarak yaşayan gayrimüslim tebaanın çocuklarıdır. Zaten devşirmeler hiçbir şekilde kiralanamaz ve satılamazlar.

Devşirme sisteminde iki problem öne çıkmaktadır. Birincisi çocukların ailelerin rızası olmadan alınmaları, ikincisi de Müslümanlaştırılmalarıdır.

Bir yoruma göre gayrimüslim tebaa askerlik yapmadığından, çocuklar, askerlik karşılığı bedel olarak alınmıştır. Devşirme yönteminin diğer izahı da Peygamberimizin “Her çocuk fıtrat üzerine doğar; daha sonra anne ve babası onu Yahudileştirir, Nasranileştirir ve Mecusileştirir” hadisidir. İslam alimleri buradaki “fıtrat” kelimesinin “hak din” yani İslam anlamında olduğunu belirtmektedirler. Dolayısıyla henüz buluğ çağına gelmemiş çocuklar devşirilerek hak dini benimsemeleri sağlanmaktadır. Ancak devşirme sisteminin yirmi yaşına kadar olan erkek çocuk ve gençleri kapsadığı düşünüldüğünde bu açıklama da mantıklı gözükmemektedir. 

Sonuçta devşirme sisteminin İslam hukuku yönüyle açıklanması çok zordur. Bu sistem devrin şartlarının bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve “zaruret ve örf” kapsamında değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu uygulamada dini bir açıklama aramak yerine “hikmet-i hükümet” kavramı daha uygun düşmektedir.

Sistemin, uygulandığı yerlerin toplumsal hafızasında nasıl yer ettiğine dair çalışmalar yeterli olmadığından bölge halkına etkilerini tam olarak anlamak mümkün değildir. Ancak Batı Anadolu Rumlarının Rodos şövalyelerine, Himara bölgesi Rum ve Arnavutlarının da Papa’ya mektup yazarak çocuklarının Türkler tarafından alınmasından şikâyet ettikleri gibi örnekler ve bazen de görevliye rüşvet verilerek çocuklarını kurtarmaya çalışmaları, sık sık görülen firarlar halkın memnuniyetsizliğine örnek olarak gösterilebilir. Yine devşirmeden muaf olan bölge halklarının bunu bir “imtiyaz” olarak algılamaları, halkın devşirmeden rahatsızlığının diğer göstergesidir.

***

Kaynaklar: Y. Ercan, “Devşirme Sorunu, Devşirmenin Anadolu ve Balkanlardaki İslamlaşmaya Etkisi”, Belleten,1986, C. L, S. 198; A. Özcan, “Devşirme”, C. 9; “Kul”, C. 26, “Pençik Sistemi”, C. 34; TDV İA, M. Z. Pakalın, “Pençik”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, MEB, C. II, İ. Petrosyan, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Yeniçerilerin Kökeni”, Türkler, C. 10; K. Beydilli, “Yeniçeri”, TDV İA, C. 43; S. Özdemir, Osmanlı Devleti’nde Devşirme Sistemi, MÜ SBE Doktora Tezi, İstanbul, 2003; A. Refik, “Devşirme Usulü, Acemi Oğlanlar”, DEFM,  1926, S. 1, 2.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin