Devletten alacak ve yasal faiz

YORUM | AHMET KURUCAN

KHK ile işinden atılmış, daha sonra OHAL Komisyonu kararı ile işlerine geri dönmüş kişilerin çalışmadığı dönemin maddi kayıplarının telafisinin hukuk ilkeleri çerçevesinde yapılması gerekiyor.

Ama bazı kurumlar söz konusu maddi kayıpların telafisi adına karar alıp sadece ödenmeyen maaşları ödüyor, yasal faizini ödemiyor. Bazı kurumlar ise ne kaybın telafisi için maaş ödüyor ne de yasal faizi. Halbuki komisyon kararı ile işlerine dönen bu kişilerin bırakın maddi kayıplarının telafisini, onun ötesinde bir de manevi tazminat ödenmesi gerekiyor. Nitekim 28 Şubat sürecinde ihraç edilip mahkeme kararı ile görevlerine geri dönen kişilerin manevi tazminat talepleri kabul edilmese de — belki edilenler vardır ben bilmiyorum — maddi kayıplarının telafisi için maaşlarının ödendiği tarihen sabit bir gerçek.

Nereden çıktı bu diyeceksiniz ihtimal. 15 Temmuz meş’um askeri darbe kalkışması sonrası KHK diye tarihe mal olan zulüm uygulamaları ile yüzbinlerce insan işinden edildi. Cemaat mensubu diye başlayıp kuracakları düzenin karşısına çıkma ihtimali bulunan muhalif herkesi uydurdukları “terör örgütü” çuvalı içine koydular. Aradan geçen yaklaşık 5 yıl zarfında KHK ile görevlerine son verilenler bu tasarrufun tabii sonucu olarak maaşları da kesildi. Süreç öncesi veya sonrasında emekli olan birçok insanın aynı gerekçe ile emeklilik maaşlarına mahkeme süreçleri sonlanıncaya kadar el konuldu. Daha fazla tasvire ihtiyaç yok. Son beş yılı şuurluca yaşayan herkes ülkede neler olup bittiğinin farkında.

Tabii bu zulme maruz kalan insanlar haklarını alabilmek için mahkemelere müracaat etti. Kimileri yukarıda ifade ettiğimiz gibi OHAL komisyon kararı ile görevlerine iade edildi. Kimileri aleyhlerinde açılan davalardan beraat etti ve. Devletin bir manada ‘pardon, özür dilerim!’ demesi anlamına gelen bu kararlar sonucu birikmiş maaşların, literatürde geçen adıyla mali ve sosyal hakların mahsup edilmesi ve mağdura ödenmesi gerekiyor. Ama…

İşte bu ‘ama’ bağlacından sonra koyduğumuz üç nokta ibreti alem uygulamalarla dolu. Patenti Sevgi Akarçeşme’ye ait olan kavramla “keyfokrasi”yi bütün yönleri ile cümle aleme gösteren uygulamalar bunlar. İlk paragrafta anlatmaya çalıştığımız da bundan ibaret. 

Tam da burada yazıyı bırakıp Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığının bakanlığa bağlı alt birimlere gönderdiği genelgeyi okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten iki insanın dudağı arasından çıkacak söze kaderi bırakılan yüzbinler. Yazık ki ne yazık!

Halbuki bu uygulamaya imza atan insafsız devletluların kendi ağızları ile ifade ettikleri “kurunun yanında nice yaşların da yandığı” bu zalim uygulama sonucu yüzbinlerce insanın, çocuk-çocuğunun bugününü ve yarınını alakadar eden bir şey bu kadar gayri ciddi bir şekilde ele alınabilir mi? İnkârı imkânsız çok büyük bir kıyımın yaşandığı bu alanda bir KHK’da bunlar için çıkarılamaz ya da herkesi ve bütün kurumları bağlayıcı bir kanun yapılamaz mı? Çıkarılsa ve yapılsa mağdur insanların kaderi kurumlardaki üst düzey yönetimlerin keyfiliğine bırakılmış olmaz.

Kanuni haklarını alamayan insanlar ne yapıyor? OHAL komisyonlarında yıllarca süründükleri yetmediği gibi bu defa maddi kayıpların telafisi için mahkeme yollarına düşüyorlar. Bildiğim kadarıyla Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” beyanına ve 657 sayılı yasanın bazı maddelerindeki düzenlemelere bağlı olarak maddi ve sosyal haklarının iadesi için mahkeme başvuruyor. 3095 sayılı kanuna göre belirlenmesi gereken faiz oranlarını da isteyerek…

2010’da Gaziantep’te açılıp 2014’te Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda son noktası konulan bir davayı örnek göstermek isterim size. Sözün burasında “belki emsal teşkil eder” demeyi ne kadar arzu ederdim. Ama yıl 2021 ve 2014’ten bu yana Türkiye hukuk devleti olma iddiasından o kadar uzaklaştı ki hiç de emsal teşkil edeceğini sanmıyorum. “Majestelerinin hukukunun” hâkim olduğu ve “siyasetin köpeği” haline gelen adalet saraylarında adaletin bulunamadığı her gün gördüğümüz yüzlerce örnekleri maalesef sabit durumda.

Gaziantep’teki davaya geri döneyim; 2010 yılında aynen bugün yaşadığımız türden haksız yere işinden edilmiş sonra da görevine “pardon” çekilerek iade edilmiş bir kişi ödenmemiş maaşlarının yasal faizlerini almak için dava açıyor. Demek ki o zaman keyfokrasi henüz hükümranlığı ilan etmemiş ve “Berlin’de hakimler var” deyimini hatırlatacak ölçüde Gaziantep’te hakimler olduğu için olsa gerek Gaziantep 1. İdare Mahkemesi faiz istenebilir diye bir karar veriyor. Karar temyiz için Danıştay’a gönderiliyor. Danıştay faiz istenemez diyor. Bunun üzerine mesele daha üst merci olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna gidiyor. Orası verdiği kararda “faiz istenebilir” diyen Gaziantep yerel mahkemesinin verdiği kararı haklı bularak son noktayı koyuyor. 

Meselenin önemi ve aşağıda okuyacağınız satırlarda benim de dile getireceğim noktalara temas etmesi itibariyle bu üst kurulun kararının gerekçelerini nazara veren ilgili kısmını aktarmak istiyorum: 

“(…) faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu; esasen bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği; ekonomilerde bir değişim vasıtası olan paranın, çeşitli ticari, sınai, zirai vb. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi ekonomik yararlar sağlayan bir değer olduğu; paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılmasının, sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğurmasının yanında, yüksek enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yanı alım gücünün enflasyon oranı ölçüsünde yitirmesine neden olduğu; hukuk devletlerinde, açıklanan nitelikteki bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için, açık yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceği; aksine anlayışın, Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de, açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceği ki, böyle bir anlayışın, Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan, “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” amir hükmü ile bağdaşmayacağı gerekçesinin de eklenmesi suretiyle, ilk kararının davacının faiz talebinin kabulüne ilişkin kısmında ısrar edilmiştir.” (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 19/3/2014 tarihli ve E.2011/358, K.2014/906 sayılı kararı)

Benim yazım şimdi başlıyor. Buraya kadar okuduğunuz şey bana ulaşan sorunun arka planını gösterme için yapılan bir tasvirden ibaret. Tahmin edeceğiniz gibi dini duyarlılığa sahip insanlar soruyor bu soruyu bana ve diyorlar ki:

“Maddi kayıplarımızın telafisi için mahkemeye müracaat ederken birikmiş maaşlarımızın yasal faizlerini de talep edebilir miyiz? Ettik ve mahkeme verilmesi kararı verdi, bu faizi almak helal olur mu?”

Takdirle karşılanacak bir hassasiyet örneği benim için. Bir tarafta bu hassasiyeti gösteren insanlar, diğer tarafta onlara bu zulmü yapan kendilerini Müslüman muhafazakâr, milliyetçi muhafazakâr olarak tanıtan Müslüman idareciler! Heyhat!

Haftaya devam edeceğim inşallah.

 

3 YORUMLAR

  1. Konuyu ele alırken ‘insana sadece çalıştığının karşılığı vardır” açısından da değerlendirirseniz seviniriz. Sonuçta haketsek de bir çalışmanın karşılığı değil ödenen paralar.Vaktinde çalışıyor olsaydık alacağımız ama çalıştırılmadığımızdan alamadığımız maaşlar… yani çalışmadan maaş almış olacağız! Faiz ve manevi yıpranmadan kaynaklanan zararlar ayrı…

  2. Ahmet Abi konudan bağımsız başka bir konu hakkında soru sormak istiyorum cevap verirseniz sevinirim. Bitcoin sanal para ile yatırım yapılıp para kazanılması caiz midir? Dinimiz açısından bi mahzuru var mıdır?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin