Deprem paraları, siyasilerin sorumluluğu, vatandaşa düşen…

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

17 Ağustos Depremi’nden yaklaşık 20 yıl sonra ülke tekrar sallanmaya başladı. İrili ufaklı depremlerin yanında Elazığ’da yaşanan 6,8 şiddetindeki yer sarsıntısı bütün ülkeyi yasa boğdu!

Tam olarak ne olduğunu insanlar medyadan takip edemez halde… Depremin şiddeti dahi tartışma konusu. Sanatçı Berna Laçin bunu sosyal medya hesabından sorguladı diye hakkında hemen soruşturma başlatıldı.

Ölen ya da yaralanan sayıları bile net değil. En son 41 kişinin hayatını kaybettiği söylendi.

Ortada hiçbir hazırlık, tedbir görülmeyince de vatandaş haklı olarak “Deprem paraları nerede?” diye sormaya başladı. Bu konu sosyal medyada gündem olunca Cumhurbaşkanı Erdoğan sert bir çıkış yapmış, bu işareti gören savcılar da jet hızıyla harekete geçip 50 kadar kimse hakkında soruşturma başlatmışlardı.

Ülke klasik bir faşizm dönemi yaşıyor; 20 yıldır deprem için toplanan vergilerin ne olduğunu sormanın bile suç olduğu, bu konuda sağlıklı bir haber bile yapılamadığı yerde yargı da bu bastırma siyasetinin aleti durumunda…

Aslında ortada çok büyük bir hukuksuzluk ve cezai/ idari sorumluk var. Bir maksat (deprem) için toplanmış milyarları amacı dışında kullanan ülke idarecileri bu şekilde bir suiistimalin yanında, gerekli tedbirleri almamalarından dolayı oluşan zararlardan ve ölümlerden de sorumlu hale gelmişlerdir. İşte yargının asıl bunların üzerine gitmesi gerekiyor. Hukukun askıya alındığı, 15 Temmuz sonrası toplu ihraçlarla yargının sindirildiği yerde bu konuda bir girişim beklemek hayalcilik sanırım… Ama biz vatandaşları bilgilendirme noktasında üzerimize düşeni yapalım. İsteyen bundan hareketle hukuki girişimde bulunur, bulunmaz; o ayrı bir mesele…

BARDAĞI TAŞIRAN…

“Suriyeli mültecilere onlarca milyar para harcandığı”, “Kanal İstanbul için yüz milyarlarca paranın akıtılacağı” konuşulurken Elazığ depremi oldu.

“Deprem için şimdiye kadar 36 Milyar dolar toplandığı” ifade ediliyor. Buna rağmen Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın depremden dakikalar sonra sosyal medya hesabı üzerinden Elazığ depremi için maddi yardım talep etmesi bardağı taşıran son damla oldu.

Nitekim İstanbul Silivri’deki 5.8’lik depremin ardından 2 Ekim 2019 tarihli TBMM’deki grup toplantısında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Sadece AKP döneminde İstanbul’un depreme dayanıklı hale gelmesi için 17 yılda 36 milyar dolar toplandı. Bu deprem vergileri nereye harcandı?” diye sormuş, sadece “bu soruyu sormanın zamanı mı?” tepkisi ile karşılaşmıştı.

Kızılay’ın bu son çıkışından sonra medyaya konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, iktidara; “Bu paralar nerede? Nerede kullanıldı?” sorularını yöneltti.

Ağır soruşturma baskılarına rağmen on binlerce vatandaş da aynı soruyu yöneltmişti ülke idarecilerine…

Deprem sonrası anlaşıldı ki, okullar bile depreme dayanıklı hale getirilmemiş!

Bundan çok önce de “Deprem paraları nerede?” diye sorulduğunda eski Bakan Mehmet Şimşek, “onlarla yol yaptık” demişti. Tam bir “Sazan Sarmalı” anlayacağınız…

DEPREM VERGİSİ

Evet, 12 Kasım 1999’da yaşanan Düzce Depreminden sonra 26 Kasım 1999 tarihinde TBMM’de kabul edilen 4481 sayılı kanunla, geçici mahiyette bazı ek vergiler getirilmiş; o zamandan beri “Deprem Vergisi” adıyla da bilinen “Özel İletişim Vergisi” toplanıyor.

Başlangıçta sadece cep telefonu konuşma ücretlerinden alınan yüzde 25 vergi ile sınırlı iken 2003 yılında kalıcı hale getirilmesiyle birlikte kapsamı da genişletildi; radyo ve televizyon uydu platformu ile kablolu yayınlar da dahil edildi.

1999-2003 arasında toplanan para miktarı ise 7,3 milyar lira iken, bu zamana kadar toplanan paranın “36 milyar dolar”ı bulduğu ifade ediliyor. (Bugünkü kura göre yuvarlak hesap 6 ile çarparsanız bu rakamı TL olarak miktarı da çıkacaktır.)

SORULAR HAVADA…

İşin başında zaten bu paraların akıbeti belli olmuştu; deprem vergilerinden elde edilen gelirler ayrı bir fonda toplanması gerekirken doğrudan merkez bütçeye aktarılmaya başlanmıştı. Peki ne kadarı depreme kullanılmıştı bunlar?

Sözcü Gazetesi yazarı Çiğdem Toker, 27 Ocak 2020 tarihli yazısında eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile aralarında 16 Ekim 2003 tarihinde geçen diyaloğu aktarırken, deprem vergilerinin akıbetini sorduğunda şu cevabı almış: “Milleti aldatmanın alemi yok. Vergiyi getirirken bir gerekçe aranmış. Deprem vergisi denmiş. Bütçe açığını kapatmak için konulmuş. Bugüne kadar depremzedeye mi gitmiş? Yıllardır topluyorsun bu vergileri, vazgeçemiyorsun da. Bu vergilerde yeniden yapılandırmaya gideceğiz. Gerekli düzenlemeleri yaparak milletin karşısına da (evet bunlar budur) diye net çıkmak istiyoruz. Kimse kimseyi kandırmasın.”

Düzenlemeye gidilmiş mi, hesap verilmiş mi hiç?

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu cevaplıyor: “Bugüne kadar defalarca sormamıza rağmen ne kadar deprem parası toplandığına ve bunların nereye harcandığına dair hükümetten bir cevap alamadık.”

Tanrıkulu en son Elazığ Depreminin ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından cevaplanması için TBMM’ye bir soru önergesi vermişti ama ona da halen bir cevap yok…

YOL MU, KONUT MU?

Evet eski Maliye Bakanlarından Unakıtan, o paraları “duble yollara harcadık” demişti, eski Ekonomi Bakanlarından Mehmet Şimşek de “Yol yaptık demişti… Bütün o paralarla ülkenin her yolu yapılmış olsa 30 milyar TL’ye yakın bir para yapıyor. Deprem amacına uygun kullanılmasını geçtik de o kadar paranın kalanı nerede?

Hükümetten halen bir cevap yokken, Erdoğan tarafından soranlar tehdit edilirken cevap Sabah gazetesinden geldi, gazetenin yazarı Dilek Güngör 26 Ocak 2019 tarihli yazısında, ‘deprem vergilerinden 20 yılda elde edilen 67 milyar lira ile deprem yaşayan çeşitli illerde 80.321 kalıcı konut, kanalizasyon, yollar, eğitim alanları, hastanelerin yapıldığını, harcanan paranın da 103 milyar lira olduğunu’ iddia etti.

Evet, hükümetin bakanları “yol” derken, Erdoğan’ın Sabah’ı “konut” yapıldı diyor… Ama ortada hiçbir veri yok; sahiden de konut vs. yaptılarsa nerede, ne zaman, kaça, kaç tane yaptılar?.. Bunların kalem kalem açıklanması gerekir.

Deprem vergisi olarak tabir edilen özel iletişim vergilerinin ayrı bir fonda değil genel vergiler içerisinde toplandığı için nerelere harcandığının tespiti de çok zor! Bildiğiniz karadelik!

HESABI NASIL SORULACAK?

Saraylar, kanallar yapma çılgınlığa giren Erdoğan ve AKP’nin bütçede oluşturduğu bu karadelik o kadar büyük ki ne verseniz içinde kayboluyor… Oluşturulan “Varlık Fonu”na ülkenin en büyük varlık değerleri, kamu bankaları aktarılmışken bunlar kısa sürede eridi gitti, içleri boşaltıldı.

Geçen yıl Merkez Bankası üzerinden 80 milyar lira Hazineye aktarılmışken, bu yıl da 40 milyar lira aktarıldı… Arada eriyip giderler arasında işte bu deprem paraları da var…

AKP’li Nurettin Canikli’ye ait olduğu iddia edilen bir ses kaydında, “Sayıştay raporları bir açıklansa duman oluruz” diyordu. Sahiden hesap sorulabilse çoktan duman olup gitmişlerdi…

Ama kamu harcamaları çoktan denetimden çıkmış durumda, devlet yönetiminde şeffafiyet tamamen kalkmış halde! Ki, demokratik hukuk devletinde “şeffaflık” ve “denetlenebilirlik” en önemli ilkeler… Muhalefetin de sessiz onayı 17/25 Aralık soruşturmalarının akim kalması ile hukuk ve yargı dize getirildi ve 15 Temmuz’dan sonra da tamamen siyasi iktidarın emrine girdi.

Hesap sorabilecek, soruşturma açabilecek yargı mensuplarının hemen hepsi ihraç edilmiş durumda ve birçoğu halen hapislerde ve hatta özel hücrelerde tutulmakta…

Hukuk devletlerinde güçler ayrılığı vardır; Yasama, Yürütme ve Yargı. Şu an Yargı, Yürütme’nin bir alt birimi olarak çalışmakta. Ya Yasama?

“Deprem paralarının akıbeti”ne dair soru önergelerini hükümet cevapsız bırakıyor…

Bu “amaç dışı kullanılmaların araştırılması” için TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulabilir en azından… Böylelikle Yasama erki bir kez olsun işlevini görebilir!

Bu meclis denkleminde de bu zor görülüyor. Ama ileride meclis aritmetiği değiştiğinde, hukuk kısmen de olsa tekrar geldiğinde oluşturulacak Komisyonlar ile bu konu araştırıldığında, amacına aykırı kullanılmış paralara dair ilgili siyasilere soruşturmalar açılacak ve ardından cezai süreçler başlatılacaktır.

VATANDAŞA DÜŞEN…

Elazığ’da canını zor kurtaran yaşlı adam Ekrem İmamoğlu’na, ‘Müteahhitlerden hesap sorun.’ Diye çıkışıyordu… “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” hesabı… Aslında vatandaş da bal gibi de biliyor asıl sorumluyu! Sorması gereken Erdoğan! Ama ona bir imada bile bulunsa hakkında ne terör davaları, ne “Cumhurbaşkanına hakaret davaları” açılacağını çok iyi biliyor. Çünkü yargının onun emrine girdiğinin herkes farkında.

Hem ülkedeki hemen her müteahhidin belediyelerle ve hükümetle iş birliği içinde çalıştıklarını da biliyor vatandaş! Dönen komisyonları vs de…

1999’daki depremde müteahhit Veli Göçer’den hesap sorulmuştu sadece… Ne olduğu, ne kadar sorulduğu ise muğlak! Şimdi hangi müteahhitten hesap sorulabilir ki?.. Fatih Altaylı deprem için toplanan vergilerin ne yapıldığıyla ilgili eleştiri yöneltenleri köşesinde şöyle tiye almıştı: “Müteahhitlerden hesap sorma devri değil şimdi, müteahhitleri kurtarma devri. Ayrıca çok da tantana etmeyin. Deprem parasıyla yapılan yollar sayesinde kurtarma ekipleri daha hızlı ulaşıyor deprem bölgesine. Ayrıca enkaz altından çıkan cenazeler de asfalt yollardan gidiyor kabristana. Size de yaranılmıyor yani!”

Meclisin, Yasama olarak Komisyonlar kurup deprem için toplanan paraların ne kadarının kullanıldığının hesabını sorması gereği ayrı bir mesele… Vatandaşa düşen de ferden ferda ilgililerden hesap sormaktır.

Nitekim İdare Hukuku bağlamında İdarenin “Kusursuz Sorumluluğu” bulunmaktadır ve Anayasa 125. Maddesi ile bu hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla da ihmalden doğan her zarardan devlet sorumludur. Bu konuda ihmali bulunan yetkililere de rücu durumları saklıdır.

Depremde toplanmış vergilerin zamanında gerekli yerlerde kullanılmamış ve tedbirlerin alınmamış olmasından dolayı depremden zarar görmüş her vatandaş tepedeki sorumludan en aşağıdaki yetkiliye kadar herkesten hesap sormalı, davalar açmalıdırlar.

Meydana gelen ölüm ve yaralanmalardan dolayı da mağdur yakınları “ölüm ve yaralamalara sebep olmaktan” (TCK m. 85 ve devamı) suç duyurularında bulunmalıdırlar.

Görevli ihmal suçu”nu düzenleyen TCK.nun 230. maddesi ile “görevi kötüye kullanma” ile ilgili TCK 257/1 maddesi hükümleri gereğince de ilgili idareciler hakkında suç duyurularında bulunmalıdır.

Meydana gelen zararların tazmini için de İdare Mahkemelerinde tam yargı davaları açılmalıdır.

**

Vatandaşın haklarına sahip çıkması ve hesap sormaya başlaması bir nebze olsun siyasileri ve bürokratları kendilerine getirmelerine yardımcı olacaktır.

KHK’larla birlikte yüz binlerce insan hayatında adeta depremler yaşamış, evinden, barkından, işinden, ailesinden olmuştu. Herkesin gözü önünde yaşanan bu “felaket” karşısında toplumun geneli adeta görmezden gelmişti.

Şimdilerde ise uzmanların uyarılarına göre ülke çok ciddi doğal afetlerin eşiğinde. Deprem toplanma alanlarının hemen hepsi AVM ya da konut yapılmış durumda. Siyasiler ve uzantıları “Deprem kader”, “elimizden ne gelir”, “ölenler de zaten şehit” deyip işi geçiştirme telaşında. Açılacak soruşturma ve davalar ile belki bu aşamadan sonra tedbir alınması sağlanabilir.

İsveçlilerin güzel bir sözü var: “Kötü hava yoktur, kötü elbise vardır.” Deprem kuşağında olmak mesele değil, sorun gerekli tedbirleri almamakta. Bunun takibini yapmak da vatandaşa düşüyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin