Demokrasinin ortaya çıkışı [Demokrasi ve İslam-2]

YORUM | Dr. YÜKSEL ÇAYIROĞLU

Demokrasi, ilk olarak Eski Yunan’da ortaya çıkmış ve temsilcilere ihtiyaç duyulmadan doğrudan demokrasi şeklinde uygulanmıştır. Ne var ki uygulamaya bakıldığında Yunan demokrasisi, “kısmi bir demokrasi” veya “azınlığın demokrasisi” olmaktan öteye geçememiştir. Zira halkın sadece belirli bir kısmı yönetimde söz sahibi olmuş, demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanabilmiştir. Çünkü sınıflı bir toplum yapısına sahip olan Eski Yunan’da yabancılar, kadınlar ve özellikle de köleler siyasi haklardan mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla Eski Yunan, monarşik bir yönetimin reddedilmesi, yönetimle ilgili her meselenin yurttaşlar tarafından tartışılarak karara bağlanması, kararların çoğunluğun oylarıyla alınması ve alınan kararların uygulanması itibarıyla demokrasinin bazı temel ilkelerine sahip olsa da bunun, modern Batı’da ortaya çıkan demokrasiden oldukça farklı olduğu da bir gerçektir.

Çağdaş demokrasi düşüncesinin kökleri ise 16. yüzyıla kadar uzanır. Ortaçağ boyunca varlığını devam ettiren kilise despotizminin halk üzerindeki baskı ve tahakkümü, feodal yönetimlerin emek sömürüsü, burjuvazinin doğuşu ve aristokratlara karşı demokratik değerlerin savunuculuğunu üstlenmesi, asırlarca devam eden ve çok kanlı geçen din ve mezhep savaşları gibi tarihî hâdiselerin demokrasinin ortaya çıkmasında ve tekamül etmesinde çok önemli bir yeri vardır. Ortaçağ boyunca başta kilise olmak üzere krallar ve aristokratlar tarafından ezilen, istismar edilen, hakları elinden alınan, zulüm ve baskılara maruz bırakılan Batı insanı, asırlar süren uzun mücadeleler, ihtilal ve devrimler, kanlı savaşlar neticesinde geri alınamaz haklar elde etmiş ve birlikte yaşamanın en insanî yolu olarak demokrasiyi ortaya çıkarmıştır.

Demokrasi elbette sadece işçi sınıfının, geniş halk kitlelerinin veya burjuvanın krallara ve soylulara karşı giriştikleri mücadelelerle ortaya çıkan bir rejim değildir. Bilakis onun temelinde, insan hakları, eşitlikler, bireyin özgürlüğü, toplum sözleşmesi, güçler ayrılığı gibi John Locke, Montesquieu, Rousseau ve John Stuart Mill gibi filozoflar tarafından ortaya konulan çok önemli fikirler yatmaktadır. Nitekim söz konusu filozoflar tarafından ortaya konulan düşüncelerin siyasal sonuçları, 18. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Amerikan ve Fransız devrimleriyle ortaya çıkmıştır. Özellikle Fransız devrimi, demokrasiye dayalı yeni bir yönetim anlayışının ortaya çıkması açısından Avrupa’da ciddi etkili olmuştur. İkinci dünya savaşından sonra totaliter ve faşist rejimlerin yıkılmasıyla birlikte demokrasi mutlak üstünlüğü elde etmiştir.

Demokrasinin Tanım ve Mahiyeti 

Yunanca bir kelime olan demokrasi (demokratia), halk anlamına gelen “demos” kelimesi ile egemenlik anlamına gelen “kratos” kelimelerinden oluşur ve halk iktidarı, halk egemenliği anlamına gelir. En basit tanımıyla o, halkın kendi kendisini yönettiği bir idare şeklidir. Demokrasilerde halk, oylama yoluyla kendisini belirli bir süre idare edecek yöneticileri seçme hakkına sahiptir. Dolayısıyla demokrasi denildiğinde ilk olarak akla; seçim, oy, partiler, siyasi katılım, özgür bir muhalefet gibi kavramlar gelir. Zira bunlar demokrasi mekanizmasının temel parçalarıdır.

Ne var ki demokrasiyi sadece oydan ibaret görmek ve onu sandığa indirgemek oldukça dar ve sathi bir anlayıştır. Demokrasiden beklenen gayelerin tahakkuk etmesi ve demokratik sistemin işleyebilmesi adına, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasanın mevcudiyeti, halkı temsil eden ve iktidarı paylaşan bir parlamentonun varlığı, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalınması, kuvvetler ayrılığının benimsenmesi son derece önemlidir.

Hatta modern demokrasilerin ısrarla üzerinde durduğu önemli konulardan birisi de siyasi katılımın dinamik, aktif ve sürekli hâle getirilmesidir. Katılımcı demokrasi denilen bu sistemde, vatandaşın görevinin sadece oy vermekle sınırlı olmadığı düşünülür. Bilakis halkın, seçmiş olduğu yöneticileri görevde kaldıkları süre içerisinde de sivil toplum kuruluşları, kitle eylemleri, gösteri ve mitingler, baskı grupları vs. aracılığıyla denetlemeye ve yönlendirmeye devam etmesi, düşünce ve taleplerini gerek ferdî gerekse teşkilatlı olarak yöneticilere iletmesi gerektiği üzerinde durulur.

Öte yandan demokrasilerde iktidarın, halka ait olmasının anlamı, iktidar gücünün halktan alınması, devletin halk için ve halk adına yönetilmesi demek olsa da şu noktanın da gözden kaçırılmaması gerekir: Siyasi iktidarın taşıyıcısı halk olduğuna göre, yönetme yetkisi ülkede hiçbir şahıs, hiçbir aile veya hiçbir zümrenin tekelinde değildir. Halkın rıza ve onayını alabilen herkes yönetici olabilir. Dolayısıyla potansiyel olarak ülkedeki bütün vatandaşlar iktidar kuvvetine sahiptir. Bu yönüyle demokrasiyi diğer sistemlerden ayıran önemli noktalardan birisi, egemenliği belirli şahısların veya sınıfların elinden alarak onu halka emanet etmesidir.

Demokrasiyi önemli ve ayrıcalıklı kılan nokta, iktidarın nasıl kazanılacağı, nasıl kullanılacağı ve nasıl sınırlandırılacağıyla ilgili oldukça adil ve insanî çözümler sunabilmesidir. Yönetim şekli ister monarşik, ister oligarşik isterse teokratik olsun, iktidarı sınırlayacak mekanizmaların bulunmadığı bir devlette yozlaşmanın önlenmesi çok zordur. Hele bir de yöneticiler iktidar üzerinde sahiplik iddia ediyor veya kendilerini Tanrı’nın vekili veya yeryüzündeki gölgesi olarak görüyorlarsa, otoriter ve totaliter bir yönetim anlayışının ortaya çıkması adına bütün şartlar hazır demektir.

Beşer tarihine bakılacak olursa insanlığın zorba ve müstebit yöneticiler tarafından nasıl sömürüldüğü ve ezildiği esefle müşahede edilecektir. Belki de günümüzde demokrasiden hayranlıkla bahsedilmesinin ve onun hararetle savunulmasının en önemli sebeplerinden birisi, onun istibdadın karşısında en önemli alternatif olması; yani insanları totaliter rejimlerin kişiliksizleştirici ve köleleştirici baskılarından kurtarmasıdır.

Demokrasinin, bir yönetim biçimi veya yönetim hiyerarşisinin nasıl kurulması gerektiğini ortaya koyan bir siyasi yöntem olmasının ötesinde, siyaset ve yönetimin şekil ve biçimini belirleyen bir bakış açısı ve bir anlayış tarzı olduğu üzerinde de durulmaktadır. Nitekim Ali Fuad Başgil, demokrasiyle ilgili şu değerlendirmeleri yapmıştır: “Demokrasi, evvela muayyen bir hükümet ve idare sistemidir. Saniyen muayyen bir zihniyet, bir terbiye, bir cemiyet görüşü, bir hava ve bir muhittir. Demokrasi, nihayet insan varlığı üzerinde manevi bir değer hükmü ve yüksek bir hayat ve saadet temennisine uzanan bir idealdir.” (Ali Fuad Başgil, Demokrasi Yolunda, 25)

Bu yaklaşım tarzına göre bir toplumda demokrasiyi uygulamaya koyan itici güç, toplum fertlerinin hem birbirleri hem de “başkaları”, “ötekiler” ve “yabancılar” hakkındaki zihniyetleri, tutum ve düşünceleridir. Buna göre toplum fertlerinin, başkalarını önemsemediği, kendilerini birilerinden üstün gördüğü, uzlaşma ve paylaşma gibi değerleri içselleştiremediği bir toplumda demokrasi anlayışının yeşermesi de mümkün değildir.

Nitekim günümüzde “demokrat” veya “demokratik” kelimelerinin artık fikirlerin, insanların, kurumların, grupların vs. sıfatı olarak kullanılmaya başlaması ve bu kelimelerin “açık görüşlü, uzlaşıcı, farklı fikirlere saygılı, alçakgönüllü” gibi manalar kazanması da bu bakış açısının bir uzantısıdır. Farklı bir ifadeyle demokrasinin siyaset alanındaki kullanımının yanında, insanlar arası tüm ilişkilerde uyulması gereken bir ilke veya farklı insanlarla, fikirlerle, inançlarla, kültürlerle birlikte yaşama tecrübesi haline geldiği de söylenebilir.

Şunu da hatırlatmak gerekir ki demokrasi tek başına adaleti getiremez. Yaşamaya değer iyi bir dünya kuramaz. Sınıf çatışmalarını önleyemez. Huzurlu fertler ve temiz bir toplum inşa edemez. Ekonomik kalkınmayı, toplumsal refahı sağlayamaz. Toplumları modernleştiremez, çağdaşlaştıramaz ve medenileştiremez. Asayiş ve güvenliği temin edemez. Fakat bütün bunların gerçekleştirilmesinin önündeki engelleri önemli ölçüde bertaraf eder ve bu konuda sağlam bir zemin hazırlar.

Aynı şekilde demokrasi, insanlara nasıl yaşayacaklarını, nasıl düşüneceklerini, nasıl inanacaklarını telkin edemez; bu konuda onlara yol gösteremez ve hele asla belirli bir hayat tarzı dayatamaz. Demokrasi, varlık, insan ve Tanrı hakkında bütüncül bir dünya görüşü sunamaz. İnsanlığın anlam arayışına ikna edici cevaplar veremez. Hayatı anlamlandıracak değer yargıları ve ahlaki ilkeler vazedemez. Zira o, ne bir dindir ne bir felsefedir ne de bir ideoloji.

Bilakis demokrasi insanların hür ve bağımsız bireyler olarak kendi tercihlerine göre yaşayabilecekleri, kendi inanç ve idealleri arkasında koşabilecekleri özgür bir ortam hazırlar. Başta devletin ceberut gücü olmak üzere her türlü ferdî ve toplumsal baskı karşısında fertlerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almaya çalışır.

Demokrasi, farklı değer yargılarına ve dünya görüşlerine sahip fertlerin aynı toplumda, aynı devlet çatısı altında çatışmasız ve kavgasız bir şekilde beraber yaşayabilmelerini; haksızlık ve zulme uğrayan fertlerin korkusuzca haklarını arayabilmelerini ve elde edebilmelerini; insanların, özgür iradeleriyle seçmiş oldukları dinlerini veya hayat tarzlarını kimsenin iznine ve müsamahasına bağlı olmadan ve herhangi bir sınırlama ve kısıtlamaya maruz kalmadan rahatça yaşayabilmelerini temin eder.

Demokrasinin İdeal ve Hedefleri

Demokrasinin hakkıyla anlaşılabilmesi adına üzerinde durulması gereken önemli noktalardan birisi, onu ortaya çıkaran temel ihtiyaçları görebilmek ve onunla ulaşılmak istenen ana hedeflerin farkında olmaktır. Çünkü demokrasi kendi başına bir amaç değil, belirli değerlerin elde edilebileceği bir araçtır. Demokratik mekanizmanın kurulması ve işletilmesiyle ulaşılmak istenen hedef, öncelikle denetlenebilir, hesap verebilir, açık ve şeffaf bir yönetim anlayışı getirmektir. Zira yöneticilerin sahip oldukları otorite ve yetkiyi kötüye kullanmalarını, keyfi uygulama ve suiistimallere yönelmelerini engellemenin en etkili yollarından birisi budur.

Ayrıca yönetimde şeffaf ve denetlenebilir bir yapı kurulduğu takdirde, devlet imkanlarının yönetimdeki oligarşik bir azınlığın çıkarları uğruna kullanılmasının önüne geçilebilecek, iktisadi ve siyasi kurumların toplum menfaatlerini gerçekleştirecek şekilde daha kapsayıcı hale gelmelerinin önü açılacaktır.

Hak ihlalleri, zayıfların ezilmesi ve özgürlüklere getirilen kısıtlamalar demokrasiyi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkaran önemli olgular olduğu gibi, toplum fertleri arasında eşitlik ve özgürlüğün sağlanması, genelde insan haklarının özelde ise azınlık haklarının güvence altına alınması, farklı kesimler arasında uzlaşı ve hoşgörü ortamının sağlanması, sosyal barışın ve iç ahengin temin edilmesi de demokrasilerle ulaşılması hedeflenen en önemli değer ve ideallerdir.

Farklı bir tabirle (çoğulcu) demokrasiden beklenilen ve onunla ulaşılmak istenilen hedef; küreselleşmeyle birlikte en büyük toplumsal gerçeklik haline gelen etnik, kültürel veya dinî farklılıkların barışçıl bir şekilde yönetilebilmesidir. Çoğulculuğun kaçınılmaz hale geldiği modern toplumlarda “ötekiyle” birlikte yaşama tecrübesinin kalıcı hale getirilebilmesidir. Kanun önünde herkesin eşit kabul edilmesi ve birilerinin diğerleri üzerinde tahakküm kurmasına sebep olabilecek her türlü imtiyaz ve ayrıcalığın ortadan kaldırılmasıdır. Böylece müreffeh ve huzurlu bir topluma giden yolun açılmasıdır.

Demokrasinin önemli kazanımlarından veya ideallerinden birisi de devlet aygıtını bireyin hizmetine vermek suretiyle onu ehlileştirmesi ve insanileştirmesidir. Demokrasilerde yaptıklarından sual olunamayan, yeri geldiğinde vatandaşlarını “yüce idealleri” uğruna feda edebilen kutsal devlet anlayışına yer yoktur, olmamalıdır. Zira devletin kendinden menkul bir kıymeti yoktur. Devlet, tek başına bir amaç değildir. Bilakis asıl olan insandır. Devlet ise insana hizmet ettiği, onun ihtiyaçlarını karşıladığı ölçüde kıymetlidir. Dolayısıyla insan iradesine saygı gösterilmesi, onun tercihlerinin önemsenmesi ve böylece bütün vatandaşların onur ve haysiyetiyle yaşamını sürdürebilmesi demokrasilerin önemli hedefleri arasındadır.

Demokrasi ve Laiklik

Bütün bunlar da göstermektedir ki aslında demokrasiyi önemli kılan ne onun laik yapısı ne dine karşı tutumu ne de dini, sosyal ve siyasi hayattan soyutlaması değildir. Bilakis onunla ulaşılması düşünülen asıl gaye, insanlar üzerindeki bütün baskı ve zorlamaların önüne geçmek suretiyle her türlü hak ve özgürlüğü garanti altına alabilme ve böylece huzur ve refah içinde yaşamanın yolunu açabilmedir.

Eğer bugün Batı dünyasında veya laikliği demokrasinin ön şartı kabul eden ve demokrasiyi de keyfine göre yorumlayan bazı İslam ülkelerinde, dini, toplumsal hayattan uzaklaştırarak vicdanlara hapsetme çabası varsa, bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi bütün dinî, iktisadî ve siyasi gücü ele geçiren ve bunu fertler, toplum ve hatta krallar üzerinde bir baskı ve tahakküm vasıtası olarak kullanan Kilisenin, Ortaçağ boyunca keyfi ve despotik uygulamalarıyla sebep olduğu hak ihlalleri, acılar, göz yaşları, yıkımlar ve ölümlerdir. İkincisi ise son birkaç asırdır Müslüman dünyasının özellikle de siyasal İslamcıların, radikal örgütlerin, selefi-cihatçı yapılanmaların vs. sebep olduğu baskıcı ve kısıtlayıcı din anlayışıdır.

Kilise’nin, akla ve bilime ters düşen söylem ve eylemleri, insanları zorla Hıristiyanlığa sokma veya istemediği kişileri dinden çıkarma (aforoz) hakkını kendinde görmesi, mensuplarına Cennet tapusu satması (endüljans), krallara taç giydirecek ölçüde dünyevî iktidar üzerinde hak iddia etmesi gibi bir kısım totaliter uygulamalarının faturası, demokratikleşme mücadelesinde “dine” kesilmiştir. Daha doğrusu Batı insanı, yaşadığı bu acı tecrübeden ötürü, bütün dinlerin, özünde, baskıcı, dayatmacı ve zorlayıcı olduğu ön kabulüne sahip olmuştur.

Gerçi İslam’ın ruhuna vâkıf olan bir kısım Müslüman âlimler, hürriyet, adalet, eşitlik, uzlaşı ve hoşgörü gibi değerlerin İslam’ın özünü oluşturduğunu; İslam’ın her türlü baskı ve zorlamanın karşısında olduğunu anlatmaya çalışmışlardır. Ne var ki oryantalistlerin çarpıtmaları, siyasal İslamcıların daraltıcı yorumları, Müslümanların dinlerini kötü temsil etmeleri, bir kısım İslamî devletlerin otoriter ve totaliter uygulamaları karşısında bu tür sesler çok cılız kalmış ve İslam hakkındaki önyargıları ve negatif algıları değiştirmeye yetmemiştir.

Durum böyle olunca da bazıları tarafından, İslam da dahil bütün dinlerin sosyal ve siyasal hayatta sebep olabilecekleri bir kısım “potansiyel tehlikeleri” bertaraf etme adına laiklik, demokrasinin ayrılmaz bir ilkesi kabul edilmiştir. Fakat tekrar etmek gerekir ki burada problem olarak görülen asıl husus, Müslümanların bütün hükümleriyle dinlerini yaşamaları değildir. Zira gerçek bir demokrasiden bahsedildiği bir yerde, bir insanın mensup olduğu dinini istediği şekilde tatbik edebilmesi onun en temel hakkı olmalıdır. Buradaki asıl korku, Müslümanların sadece kendi dinlerini yaşamakla kalmayıp herhangi bir dine inanmayan veya dindar olmayan ya da farklı dinlere mensup olan insanlar üzerinde baskı kuracakları ve onların özgürlüklerini kısıtlayacaklarıdır.

Bütün bunlara rağmen, günümüzde sahip oldukları bir kısım endişe ve korkulardan ötürü, dinleri ve özellikle de İslam’ı kamusal ve politik hayatın tamamıyla dışında tutmak isteyen bazı kimseler demokrasiden bahsederken mutlaka başına “seküler ve laik” kelimelerini ekleme ihtiyacı hissediyorlar. Onların iddiasına göre laik ve seküler olmayan bir demokrasiyle hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması mümkün değildir. Halbuki bugün Batı’da demokrasiyle ilgili yazılmış kitaplara göz gezdiren bir insan, bunların çoğunda laiklikten bahsedilmediğini hayretle görecektir. Aynı şekilde günümüzde tam demokrasiyle yönetilen ülkelerin önemli bir kısmının laik olmadığını da ifade etmek gerekir.

Elbette laiklikten ve sekülerizmden ne anlaşıldığı da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Zira bu kavramlarla ilgili de birbirinden oldukça farklı izah ve tanımlamaların yapıldığı malumdur. Dolayısıyla bu konuda yapılan çalışmalardan da anlaşılacağı üzere laiklik ve sekülerizmin mutlak manada İslam’la çatıştığı yönündeki bir algı da doğru değildir. Önemli olan konuya yaklaşım şekli ve yorumlama tarzıdır. Fakat konumuz bu olmadığı için sözü daha fazla uzatma gereği duymuyoruz.

Devam edecek…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin