Demirtaş yine ‘Cemaat’ dedi yine olmadı!..

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Selahattin Demirtaş’ın duruşması vardı yine bu hafta.

Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü’nde 18 ila 19 Haziran’da yapılan duruşmalarda Demirtaş, bulunduğu konumu kanıksamış ve kabüllenmiş durumda idi bir bakıma, şu sözlerinde ifade ettiği gibi:

“Ben hukuk ve kanun çerçevesinde tutuklu olsaydım tahliyemi talep ederdim. Ama ben bir siyasi rehineyim. Siyasi rehineler tahliye talep etmezler. Ben de tahliyemi talep etmiyorum.”

Demirtaş savunmasını yine “Fezlekeyi hazırlayan savcıların şu an hapiste olmasından” hareketle Cemaat’e yüklenerek, “Cemaat’e asıl kendisinin karşı olduğunu” vurgulama üzerine kurmuştu. 2010 ve 2012 yılındaki konuşmalara atıflarla geçen yargılamanın duruşması sonunda mahkeme heyeti, 1’e karşı 2 oyla Demirtaş’ın tutukluluğunun devamına kararı verdi.

Yeni duruşma tarihleri 16-17 Temmuz 2019 olarak belirlenirken, mahkeme heyetindeki muhalif üyenin karşı oy gerekçesi şöyle idi:

Ne kadar yerinde bir şerh!

Bakalım o muhalif oy kullanan ve Demirtaş “salıverilsin” diyen meslektaşımın başına ne gelecek?

Bundan önce bu tür kritik davalarda özgürlükler yönünde muhalif oy kullanmışların başına hiç iyi şeyler gelmemişti. Umarım bu muhalif hakime de öyle bir şey olmaz…

ORTAK REFLEKS!

Şu an herkes mağduriyetini giderme adına Cemaat’e atıfta bulunma, ona bir salvo atma gereği duyuyor. Ortada dönen bir başka “mağduriyet” ve “kumpas” söylentisi ise İmamoğlu ile Yıldırım’ın ekranlardaki “düellosu” ile ilgili…

Ekrem İmamoğlu ile o seçim tartışması programının moderatörlüğünü yapmış olan İsmail Küçükkaya’nın The Marmara Otel’de buluşması ve bu görüntülerin hükümetçe otelden alınıp kamuoyuna servis edilmesi… Bunun böyle yapılacağını da Erdoğan bizzat duyurmuştu zaten…

Erdoğan ayrıca, “Ekrem İmamoğlu’nun ‘it’ dediği iddia ettiği Ordu Valisinden özür dilenmemesi halinde kendisine mazbata vermeyeceğini,” ayrıca “zaten seçilse bile Vali’nin şikayeti halinde yargının gereğini yapacağını” da ilan etmişti… (Hasseten ekliyorum ki, bütün bu orkestranın şefinin kim olduğu, çarkın nasıl döndüğü daha iyi bilinsin diye. Bilen biliyor da, bilmiyor numarası yapanlara nazire olsun diye…)

Bu aleni kumpasta bile anamuhalefet CHP’nin vekili ve Grup Başkan Vekili Özgür Özel bir şekilde meseleyi Cemaat’e bağlayarak hak iddia etmesini bildi:

“Yapılan iş tam bir kumpas, bu kumpası kuranlar, eski ortaklarından öğrenmişler. Bu kadar kusursuz kumpası kimse kuramaz. Kusursuz bir kumpastır, Fetö işidir.

İlk gördüğünüzde, “Cemaat, son 3-4 yıldır sürekli olarak iftira ve kumpaslara maruz kalıyor. CHP ilk defa böyle bir muameleyle karşılaşıyor. Acaba ondan mı böyle bir şok ve panik haliyle bir başka mağdura vurma ihtiyacı hissetti ki!” diyebilirsiniz… Ama sayın Özel’i bilenler, onun bu çıkışının ilk olmadığını, hemen her olayda işi Cemaat’e bağlayıp, ona atıfta bulunup hakaret ettiğini bilir. Yani mütemati bir durum bu…

Düşene vurmak bu toprakların rajonlarındandır zaten, normal…

DEĞSEYDİ BARİ!

Demirtaş’ın yargılamalarını başından beri takip etmekteyim…

Son görev yerim Diyarbakır Adliyesi olduğu için de bölgeye ve o bölge siyasetçilerine karşı özel bir ilgim olması normal sanırım… Şu son bir yıldır Demirtaş’ın yargılamaları ile ilgili yer yer değinmelerde bulunuyorum. Bazen bizzat kendisinin de yaptığı bazı açıklamalara dair tashihler yapma ihtiyacı duydum ve bilebildiğim kadarıyla yanlışları düzeltmeye çalıştım. Hatta bu açıklamalarımızla ilgili de dolaylı bazı göndermelerde bulunmuşlardı da…

Son savunmaları üzerine yine soranlar oldu, “Ne düşünüyorsun, bir diyeceğin var mı?” diye…

Ne diyeceksin ki?! (Zaten duvara konuşuyormuşuz gibi.. Duvar bile arada eko, yankı verir.)

İçeride rehin tutulan etkili bir siyasetçi var ortada… Oradan çıkmaya, kendisine hareket alanı oluşrurmaya çalışan birisi. Öbür taraftan ise onun suçladığı, sırtlarına basıp çıkmaya çalıştığı başka mağdurlar. “Aşağı tükürsen sakal…” hesabı.

İlk zamanlar, içeride tutulduğu için yanlış bilgilendirildiğini düşündüğüm Demirtaş’a hatırlatmalar yapmaya, onu asıl içeriye atanları ve tutanları göstermeye çalışmıştım. Bu kadar zaman sonunda görülen o ki yine işin başındayız!

Savunmasını ta en baştan yanlış hukuki zemine oturtmuş olan Demirtaş ve ekibi her defasında fezlekeyi hazırlayan savcılara yüklenerek, işi Cemaat’e bağlayarak, onları suçlayarak, “Asıl kendisinin Cemaat düşmanı olduğunu” ispatlayarak bir huruç yapmanın arayışında…

“Ne olacak?” diye soranlara, “İnşallah bari bu sefer değse de onu bir şekilde salsalar” demekle yetinmiştim. Neticede Demirtaş “Ortak düşman Cemaat” mottosuna yaslanarak bir uzlaşma eli uzatmış oldu iktidara yine/ yeniden. Ama olmadı yine maalesef!

Keşke dokunulmazlığını kaldıran muhalefete ve kendisini tutuklayan Erdoğan yargısına diyecek daha etkili bir söylemi olsaydı!

Evet, soruşturmanın başlangıcı olan fezlekeler hukuki hatalarla dolu ve orda imzası olanların bir kısmı “Cemaat soruşturması” kapsamında halen hapiste… Ama onun ısrarla soruşturmanın ve yargılamanın bütününü, görmeden yaptığı savunması hem etkili olmuyor, hem de onun imajına zarar veriyor, tarihi bir fırsayı kaçırıyor.

BİR MEKTUBA DAİR…

Sosyal medya hesabıma özelden bir mesaj geldi, isminin açıklanmasını istemeyen bölgedeki Kürt avukatlardan birisinin o yazdıklarını çok dikkate değer buldum ve paylaşıyorum:

“…Selocan’a kızdınız, ‘Cemaat üzerinden savunma yapıyor’ diye. Bilmiyorum bilginiz var mı ama şimdiye kadar girdiğim bütün duruşmalarda, okuduğum bütün savunmalarda, bir tane kişinin “evet ben cemaat üyesiyim” dediğini duymadım… Diyen de zaten itirafçı oluyor. Herkes inanılmaz bir şekilde inkar halinde. Kimse düşüncesinin arkasında değil.

‘Fetö’ demeye haya ediyoruz, ama yargılananlar lanet ediyor,’ fetö’ diyor, ‘terör örgütü” diyor, küfür/ hakaret ne deseniz var… Açıkçası şaşırıyorum. Halbuki herkes inandığının arkasında dursaydı, savunmasını bu yönde yapsa, bence bu kadarını yapmaya cesaret edemezlerdi.

Yargılayan hakimlerin karşılarında doğruyu söylemekten çekinmeyen insanlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Tecrübelerim bu yönde…

Bir duruşmada, sanık avukatı yaşlıca bir avukat hanımdı. Sıra ona geldi, hiç beklemediğimiz bir şekilde, yerinde oturarak hakimleri azarladı: “Savunma yapmayacağım, sizden adil bir karar beklemiyorum, bağımsız değilsiniz, dosyadaki delillere göre karar vermiyorsunuz, sizleri kınıyorum.”

Mahkeme askerin tahliyesine karar verdi.. Sonra sıra bize geldi, gür bir sesle dosyanın incelenmediğini, dilekçelerin okunmadığını, itirafçılara meydan okuduğunu, onlarla yüzleşmek istediğini dile getirdik, biz de tahliye aldık..

Diyecegim o ki, haksızlığa uğrayanın her şeyden önce cesur olması gerekir… Yüzlerine yüzlerine haykırmak lazım. Hakimler, sanıklardan daha çok korkuyor.. inkar üzerinden savunma etkili olmuyor.

Yüksekova’da büyüdüm, çocukluğum OHAL’le geçti. Asker görünce, beni görmesinler diye kendimi kanalizasyona attığımı bilirim. Çok korkardım, gördükleri yerde beni öldüreceklerini düşünürdüm… Gün geldi o askerlerin duruşma salonlarında ağlamalarına, bayılmalarına şahit oldum.

“Bunu göreceğime korkudan saklandığım günü tekrar yaşasaydım!” dedim, onların benden hiç de farkları yokmuş.

Hiç bir kimseye boşuna ümit vermem ama bu şerde çok büyük hayırlar olduğuna inanıyorum… Sürgünü bizzat babamla yaşadık, babam onurlu davrandı ve istifa etti ama aradan çok da uzun bir zaman geçmeden hayatımız tamamen değişti.. Allah isteyince hiç hayal edemeyeceğiniz yerlere gelebiliyorsunuz, hem de şerefinize, onurunuza sahip çıkarak..

Cemattekilere, hep şunu demek istiyorum, bu günler geçecek, bu zulüm bitecek ama siz yeterki dik durun. Cesur olun.”

Doğu bölgesinde neşet etmiş, orada görev yapmış, muhtemelen bir çok örgüt davalarına da bakmış olan bu avukat beyin sözleri çok hakikatli geldi bana. Fakat şu kadarını diyeyim;

Bir zamanlar Kürtler, Cemaat mensupları ya da bir başkaları… ferden ferda olarak, ya da grup halinde yanlışlar yapmış olabilirler. Ama yaşadıklarından dersler almalı, kendilerini geliştirip yol almalı. Diğer insanlar da onların kendisini değiştirme ve gelişmesine fırsat tanımalı, insanlara “doğal suçlu” muamelesi yapmamalı!

O hakkaniyetli Kürt avukat beyin Cemaat’ten beklediğini ben de beklemekle birlikte, bu “dik durma” beklentisini Demirtaş ve arkadaşlarından da umduğumu eklemek istiyorum. İktidarın kurduğu bu retorik parçalanmadan o ağdan kurtulmak imkansız yoksa!

Ve ayrıca kimse “suçu”nu itiraf etmeye zorlanamaz! Ağır ceza yargılamalarımızda sayısız PKK üyesi olmakla suçlanan kimseyi yargıladık, hatırladığım kadarı ile bir kişi hariç, kimse üyeliğini açıkça itiraf etmedi. (O itiraf eden bir de salonda slogan da atmıştı, takdiren ve teşdiden de ağır bir ceza almıştı nihayetinde…)

Evet; insanlar, ortada bir suç varsa bile onu itirafa zorlanamaz. Ama kendini savunamaz durumdaki insanlara iftiralar üzerinden savunma yapmaya kalkmak da insafsızlık olur! Hem kuklacıyı görmeden kuklalara ateş edip durmak biraz da abesle iştigal olsa gerek!

Şu an cezaevlerinde rehin tutulan bütün mağdurların serbest kalması ve haklarına ulaşması dilek ve temennileriyle…

1 YORUM

  1. Suc ve ceza hukuku degil, Esaret uygulamasi var…esirin oncelikli hedefi, kurtuluncaya kadar sag kalmaktir…Gasib idarenin hicbir omurgasi yok…yargiyi silah olarak kullaniyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin