Danimarka’dan Erdoğan’ı memnun eden muhtıra!

HABER ANALİZ | HASAN CÜCÜK

Türkiye günlerdir 104 emekli amiralin Montrö Sözleşmesi’ne yönelik bildirisini konuşuyor. İktidar cenahı AKP ve küçük ortağı MHP’ye göre, bu açık bir muhtıra. Demokrasi safında göz yaşartan bir birliktelik sergileyenlerin Türkiye’yi bu ligde küme düşürenler olduğunu hatırlatıp sizleri Danimarka’dan bir bildiri vakasına davet etmek istiyorum. Bugün amirallerin “siyasete karışmasına” tepki gösterenler, Danimarka’da yayınlanan bildiriyi ayakta alkışlıyordu.

Karikatür Krizi’nin en hararetli günlerini yaşıyorduk. 30 Eylül 2005’te Jyllands Posten gazetesinin “Muhammed’in yüzleri” manşetiyle yayınladığı 12 karikatür İslam dünyasında kısa sürede infiale yol açıyordu. Eleştiri oklarının hedefi sadece Jyllands Posten değildi. Dönemin başbakanı Anders Fogh Rasmussen de payını almıştı. Müslüman ülke liderleri, karikatürleri Peygamber Efendimize (sav) hakaret olarak görürken, Rasmussen ifade özgürlüğü savunması yapmıştı. Hatta dönemin başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Kasım 2005’te gerçekleştirdiği Kopenhag ziyaretine çıkmadan, “Kutsalım ifade özgürlüğünden önce gelir” deyip konuyu Rasmussen’le görüşeceğini ifade etmişti.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Konuyu ifade özgürlüğü sınırları içinde gören Rasmussen, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 11 İslam ülkesinin büyükelçisiyle görüşme talebini geri çevirince bu kez kendi elçileri sahneye çıktı. Danimarka’nın 22 emekli büyükelçisi bir bildiri yayınladı. İmzaladıkları metni ülkenin en büyük gazetelerinden Politiken’e gönderen imzacı büyükelçiler arasında 1987 yılında Ankara’da görev yapan Hans Henrik Bruun da vardı.

Rasmussen’i açıktan eleştiren bildiride şu ifadeler yer almıştı:

“Danimarka’da son yıllarda zirveye ulaşan kamuoyu tartışmasının tonunun, ülkede yaşayan Müslümanlardan oluşan azınlık toplumu hedef alan safhaya vardığına tanıklık ediyoruz. Din ve ifade özgürlüğü anayasada garanti altına alınmıştır. Bu özgürlüğü bilinçli olarak bir azınlığın inançları aleyhine kullanmak hiçbir zaman bir Danimarka tutumu olmamıştır. Biz aşağıda imzaları bulunanlar, bir gazetenin gözle görülür bir sebep olmadan İslam’ın en ileri gelen ve tarihî şahsiyetinin karikatürünü yayınlamayı iyi bir şey olarak görmesinden son derece rahatsızız. Hz. Muhammed’in resmini yapmak İslam ananesini çiğnemek demektir. Bu nedenle birçok Müslüman’ın rencide olmasını büyük anlayışla karşılıyoruz. Aynı zamanda, özellikle yurtdışında bazı Müslümanların söz konusu gazeteye ve çizerlerine yönelik tehditlerini anlamakta zorlanıyoruz.

“Bizler, duygusal yaraların konuşarak iyileşeceği inancındayız. Danimarka Başbakanı ve gazete yönetiminin, ‘derhal iyileştirecek bir şey yok’ reddinden ötürü büyük hayal kırıklığı içindeyiz. Bu tutumun yeniden gözden geçirilmesi gerekir ve ilk adımı atacak olana ‘hoş geldin’ demeye hazırız. Başbakanın Müslüman ülke büyükelçileriyle görüşmesi demokrasiye yakışan bir tavır olacaktı. Aynı zamanda, bir bakanın, Danimarkalı Müslümanların topladığı imzaları kabul etme zamanı olsaydı; bu da ‘demokrasi ruhuna’ uyardı. Davranış ve kelimeler sertliğini korursa, yaralanmış duygular reddedilirse, korkarız ki bu durum, toplumda üstesinden gelinmeyecek derin ayrılıklara yol açacaktır. Bizler inançlı inançsız bütün Danimarkalılara, Hıristiyanlara, Müslümanlara sesleniyoruz: Danimarka’nın değer yargıları, öncelikli olarak karşıdakinin düşüncesine saygıdan geçer.”

Bildiriye emekli büyükelçiler Jörgen Adamsen, Michael Bendix, Ole Bierring, Hans Henrik Bruun, Niels Ersböll, Per Fergo, William Friis-Möller, Per Groot, Herluf Hansen, Preben Hansen, Jörgen Holm, Bent Haakonsen, Henning Kjeldgaard, Jörgen Korsgaard Pedersen, Birgit Storgaard Madsen, Henrik Netterström, Dan Nielsen, Erling Harild Nielsen, Ole Philipsen, Jakob Rytter ve Wilhelm Ulrichsen imza attı.

İmzacı büyükelçilerden Ole Bierring hiçbir organizasyonu temsil etmeden sadece kendi düşüncelerini kamuoyuna yansıttıklarını belirtip, “Son dönemde ülkenin gündemini meşgul eden konu hakkında kaygılarımızı paylaştık. Yıllarca yurtdışında Danimarka’yı temsil eden birileri olarak, ülkemizin başka ülkeler nezdinde gözden düşmesinin kaygısını taşıyoruz,” diyecekti. Cezayir ve Tunus’ta büyükelçilik görevinde bulunan Herluf Hansen ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunan biri olduğunu söyledikten sonra, “ancak aynı zamanda çukura da düşmemek lazım. Bu konuda çok ileri gidildi. Bu karikatürler bana 1930’lı yılları hatırlattı. Şayet bu olayda Müslümanlarla Yahudiler yer değiştirmiş olsaydı birçok insan bunu problem olarak görürdü,” sözlerini kullanacaktı.

Danimarka’yı yıllarca yurtdışında temsil eden büyükelçiler, ülkelerinin imajı ve geleceği için konuşmayı bir sorumluluk olarak görüyordu. Ne dönemin başbakanı Anders Fogh Rasmussen ne de iktidarın diğer ortakları bildiriyi ‘muhtıra’ olarak görmedi. Doğrudan ülke yönetimini hedef alan bildiriden dolayı kimseyi vatan haini ilan etmedi. İfade özgürlüğü herkes için geçerliydi. Ülke ile ilgili söz söylemek için politikacı olma şartı yoktu. Bir krizin içine koşar adım giden ülkelerinin karşılaşacağı tehlikeyi önceden haber veriyorlardı. Rasmussen, “Varsa görüşünüz parti kurun” demiyor, yargıyı harekete geçirip, yandaş dernek ve vakıflarıyla karşı bildiri yolunu seçmiyordu.

Emekli büyükelçilerin Rasmussen’e “dine hakaret ifade özgürlüğü olmaz” çıkışı İslam dünyasında geniş yankı buldu. Zaman gazetesi haberi manşetinden verirken, bugün amirallerin uzmanı oldukları bir konuda görüş beyan etmesini ‘muhtıra’ görenler Danimarkalı elçileri alkışlıyordu.

Rasmussen, tecrübeli diplomatların fikirlerine itibar etmedi. Bildiğini okudu. Peki ne mi oldu? Danimarka, İslam dünyası genelinde protestoların hedefi oldu. Ülkenin ürünlerine boykot uygulandı, imajı sarsıldı. Bu durumu düzeltmek yıllar sürdü. Ticari kayıp telafi edilse de ülkenin imaj kaybının düzeltilmesi yıllar aldı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin