Çürüme mi uyanış mı?

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Yakın zamana kadar iktidarın zulmüne alkış tutan, yol ve yöntem öneren bazı gazeteciler son dönemde ilgi çekici çıkışlar yapıyorlar.

En çarpıcı çıkış AK Parti eski milletvekili ve Erdoğan’ın uzun dönem metin yazarlığını yapan Aydın Ünal’dan geldi.

Ünal sıradan bir isim değil, geçmişte benim de aralarında bulunduğum bir grup gazetecinin adını vererek yurt dışında infaz edileceklerini duyurmuştu.

Fanatik bir isimdir. Hizmet’ten nefret eder, İran Devrimi’nin hayranıdır…

Garip ama halen TÜBİTAK yönetim kurulu üyesidir. İktidarın tüm nimetlerinden tam olarak faydalanmıştır. Vekilken bile Yeni Şafak’ta yazılar kaleme almıştır.

Ünal son yazısını sürpriz şekilde 21 Ocak 2019’da yazdı.

‘Müsaadenizle’ başlıklı yazıda Ünal şöyle diyor;

‘’Lakin kaçışımız çürümeden, seviyenin düşmesinden, tahammülsüzlükten kaçıştır. Kaçışımız düşmandan değil, ‘dost’ görünenden kaçıştır. Kaçışımız korkudan değil, pervasızlıktan; tehditten değil, aldırmazlıktan, gözü dönmüşlükten, hırstan kaçıştır. Kaçışımız, masumane kaygılarla dostça uyarılarımızı sınırsız iştihalarının ve kifayetsiz ihtiraslarının önünde mania olarak görenlerin iftiralarından, ithamlarından kaçıştır.

Kaçışımız Rahmet-i Rahmanadır…

Okur da bilir ki, elin ve kalemin naçar kaldığı zor zamanlarda dervişane sükut eylemden evladır…’’

İktidarı desteklemek uğruna nice ‘kılıçtan keskin’ yazılar kaleme alan, insanları hedef gösteren Ünal bile  ‘çürüme’den dem vuruyor ve kalemini kınına sokuyor.

Korkmuyorum diyor ama ‘sükut ormanı’na saklanıyor. Belli ki, yazacaklarını yazabileceği, gördüklerini paylaşabileceği bir ortam ve mecra artık yok!

***

İlgi çekici ikinci çıkış gazeteci Ahmet Taşgetiren’den geldi.

Taşgetiren, Yeni Şafak’tan iktidarın baskısı ile kovulmuş ve benim Genel Yayın Yönetmeni olduğum BUGÜN Gazetesi’nde yazılar yazmıştı. Taşgetiren’i vicdanlı bir yazar olarak tanıdım.

Gülay Göktürk ve Taşgetiren ile birlikte BUGÜN TV’de haftalık seri programlar da yaptık.

Ancak 17/25 Aralık sürecinde Taşgetiren Star Gazetesi’ne, Gülay Göktürk de Akşam Gazetesine ‘transfer’ oldu. Sanırım, 25 Aralık dosyasında yer alan bazı isimler ile ‘Erenköy’ yakınlığı, Taşgetiren’in bu kararında rol oynadı. ‘Tamamen duygusal’ olduğuna hiç ihtimal vermedim…

Göktürk ve Taşgetiren, kitlesel kıyımlar ve Türkiye’nin otoriterleşmesi sürecinde beklentilerin aksine ‘uyarıcı aydın sorumluluklarını’ yerine getirmediler. 28 Şubat’ın kahraman kalemlerinden Göktürk, eşinin de rahatsızlığı ve vefatı sonrası köşesine çekildi. Yazıları bıraktı. Akşam’daki yazılarını değil de zor zamanlarda kaleme aldığı analizlerini okumayı özledim…

Taşgetiren, Yeni Şafak’ta olduğu gibi eleştirel düşünce tarzı nedeniyle Star’dan da siyasi talimat ile kovuldu. Bir kez daha işsiz bırakıldı.

Destek verdiği, bir süreliğine vicdanını rafa kaldırdığı yazılar, fayda etmedi ya da Taşgetiren gidişatı erken görüp ifade ettiği için ‘körler köyü’nden bir kez daha kovuldu. Kendisine olan saygım, her şeye rağmen ikincisinin olmuş olmasını temenni eder.

Taşgetiren bir süredir çoğunluk itibarıyla ‘körler köyünden kovulmuş katarakt yazarlar kulübü’nde yazıyor. Çoğu nerede duracağına karar verememiş, siyasal islamcılıktan vazgeçemeyen Erdoğan’ı değil de Davutoğlu’nu ya da Gül’ü destekleyen, ‘incitmeden zulmedinciler’ ekolünden yazarlar…

Türkiye Gazetesi’nden ayrılmak zorunda bırakılan Karar yazarı Yıldıray Oğur’un TV 5’teki programına konuk olan Ahmet Taşgetiren yaşadığı ikilemi şöyle dile getirdi;

“12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat dönemlerinde yazdım. Kendimi bu zamandaki kadar kısıtlı bir duygu içinde görmedim…”

Türk medyasının içerisine düşürüldüğü açmazı çok iyi özetliyor. İktidarın medya baskısı ve sansürünün 12 Eylül’ü de 28 Şubat’ı da yani darbe dönemlerini aştığını beyan ediyor. Daha ne desin!!!

***

Uzun süredir bu köşeden uyarıyoruz.

İktidar, başarısız bir hain darbe girişiminden başarılı bir ‘karşı devrim’ çıkarıyor…

Cunta’nın darbe girişiminin başarısız olması için tüm tedbirleri aldıkları ve hatta çok öncesinden haberdar oldukları halde, eyleme geçilmesini beklemiş kimilerine göre de teşvik etmiş ve ‘karşı devrim’ sürecini başlatmışlardır.

Yeniden otoriter bir yönetim anlayışına ‘tek adam’ rejimine geçiştir.

Kemalistler, Cumhuriyet’in ilk dönemini iyi analiz etmiş olsalardı, ilk ‘partili cumhurbaşkanı’nın Atatürk olduğunu, ‘tek adam’ ve ‘tek parti’ ile tüm devrim ve dönüşümleri ‘jakoben’ bir tarzda ama ‘parçalara bölerek’ gerçekleştirdiği bilirlerdi.

Erdoğan’ın, ‘karşı devrimi’nin benzer yöntemlerle gerçekleştiğini ve Kemalistler’in ‘hassas damarı’ üzerinden ‘Cemaat’i hedef gösterip desteklerini alıp altlarından ‘kırmızı halı’yı çektiğini de görürlerdi.

Bu köşede defaatle ifade ettim. Yine belirteyim;

Tek adam rejimlerinde, muhalefet Suriye’de Esed, Venezuela’da Maduro, Irak’ta Saddam yönetimi kadar var olabilir.

Tek adam rejimlerinde, basın Esed’in Suriyesi, Saddam’ın Irak’ı, Mübarek’in Mısır’ı kadar özgür olabilir… Gazeteler ‘devlet bülteni’, gazeteciler de ancak tek adamın propaganda yazarlarıdır…

***

1997-1998 arasında Mısır’da Zaman temsilcisi olarak görev yaptım.

Orada medyanın durumunu ifade etmek için hep şu fıkrayı anlatırlardı;

Bir Mısırlı gazete bayiine gelip Al Ahram gazetesi istemiş, satıcı basılı bir gazeteyi alıp üzerine ‘Al Ahram’ bandı yapıştırmış…

Bir başka Mısırlı gelip ‘Al Ahbar’ gazetesi istemiş, satıcı yine basılı aynı gazeteyi alıp bu sefer Al Ahbar yapıştırmış…

Bu böyle devam edince birisi yaklaşık sormuş, ‘’Ne yapıyorsun? Kim ne isterse aynı gazeteyi veriyorsun, ama isimleri bantla yapıştırıyorsun?’’

Satıcı cevabı yapıştırmış; ‘’Mısır’da gazete isimleri farklı olabilir ama gazete içerikleri aynıdır…’’

Evet, iktidarın bundan böyle olmasını istediği medya da böyledir. Tek adam rejimlerinin fıtratında vardır bu sansür ve her şeyi kamulaştırma…

Muhalefete bakışları da böyledir. Koltuklarını riske sokacak olan varsa, onu en ağır suçlamalarla hapse atarlar. Varlığı fayda sağlıyorsa veya tehdit arz etmiyorsa, ona yaşama hakkı verirler…

***

Aydın Ünal ve Ahmet Taşgetiren ile başlattığımız örneklemeleri artırabilirim.

Uzun dönem YeniŞafak’ın yayın yönetmenliği görevini yürüten ve AK Parti milletvekili de seçilen Mehmet Ocaktan, Yeni Şafak ve Star gazetelerinin yayın yönetmenliğini yapan Yusuf Ziya Cömert de son dönemde iktidara ‘hukukun üstünlüğü ve merhameti’ hatırlatan yazılar kaleme alıyorlar.

Benim için bir o kadar çarpıcı olan itiraf da, yine Yeni Şafak’ta geçmişte yazılar kaleme alan, Cemaate ilk operasyonlar yapıldığında mangal başında başörtüsüyle halay çekecek kadar sevinen akademisyen Cemile Bayraktar’ın son tweetleri…

Ahmet Taşgetiren’e tepkiler ve küfürler sosyal medya da başını alıp giderken, Bayraktar şu tweeti attı;

’’28 Şubat gibi baskı yok, ne demek??? fala diye çemkirenlerin çoğu bırakın eleştiri yapmayı, hakkaniyetle eleştiri yapan 10 yıllık arkadaşlarına selam vermekten korkuyor, çünkü selam verse eleştiren arkadaşıyla anılacak onun da hesabı kesilecek… daha ne kadar baskı olabilir ki?’’

Bu listeye ‘usta gazeteci’ Fehmi Koru’nun son dönem çıkışlarını ve yazılarını da eklemek mümkün…

***

Kemalist ve sol aydınlar iktidarın ‘F…ö’ iksirinin halen etkisindeler… İslamcı yazarların bir kısmında ise ‘uyanış’ yaşıyor…

Merak ettiğim, bu ‘uyanış’ bahar çiçeklerinin habercisi mi yoksa önlenemeyen ‘çürüme’nin son çırpınışları mı? Umarım ilkidir…

Türkiye, yeniden ileri demokrasiye dönmeye insanın ekmek ve suya ihtiyacı  kadar muhtaç! Yoksa Venezuela benzeri bir çöküşün ayak sesleri duyuluyor maalesef…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin