Çünkü Suriyelisin!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Şöyle bir düşün şimdi: Suriyelisin, deden, baban, kendin yıllarca Esad ailesinin zulmü altında inim inim inliyorsunuz.

Çocuksun ama…

Suriyeli çocuksun…

Tek adam rejiminin en ağır şartlarına adapte olmaya çabalıyorsun çocukluğunu yaşamadan. Baban, amcan aylarca gelmeyebiliyor, hapiste olduğunu anlayabilmek için yılların geçmesini bekliyorsun sen. Çünkü Suriyelisin.

Sonra savaş çıkıyor, savaşların en kötüsü iç savaş…

Daha çocuksun… Pek bir şey anlayabilecek yaşta değilsin.

Baban eve gelmiyor bir gün. Annen gözyaşlarını içine akıtıyor…

Babanın öldürüldüğünü birkaç hafta sonra ancak anlayabiliyorsun.

Çünkü Suriyelisiniz..

Uçaklar bombalıyor şehirlerini, tanklar, top atışları altında korku ile titreyerek sarılıyorsun kardeşlerine.

Suriyelisin zira.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ardından sokak savaşları çıkıyor. Sloganlar eşliğinde baskınlar, makinalı tüfek sesleri. Roketler evinin duvarlarını darmadağın ediyor.

Evin filan kalmıyor aslında, yıkık bir virane…

Sonra taşıyabildiğiniz kadar eşyanızı yüklenip, günlerce çile dolu yolculuğa çıkıyorsunuz. Yollar delik deşik, her uçak geçtiğinde korkudan saklanacak bir yer arıyorsunuz.

Anneniz bağırmamayı öğretiyor size, korkudan ödünüz kopsa bile bağırmamayı öğreniyorsunuz.

Ama gelen her gürültü hatta çıtırtı bile ödünüzü ağzınıza getiriyor, hemen siniyor, bir yere saklanmak istiyorsunuz, çünkü Suriyelisiniz.

Bin bir güçlükle sınırdan geçiyorsunuz.

Bilmediğin bir dili konuşan bir ülkeye geliyorsun.

Biraz büyüdün aslında ama yine de Suriyelisin işte…

En berbat işlerde en az fiyata çalışmayı kabul ediyorsun.

Ev kirasını birkaç misli istiyorlar senden.

Bin insana davranır gibi davranmıyorlar sana. Kayıt dışısın ama Suriyelisin ya, az para, az hak, hiç özgürlükle yaşamaya alışman lazım.

Ama kaldığın kamplardan daha iyi diye şükrediyorsun yine de.

Suriyelisin ya…

Evine koca koca adamlar geliyor, daha çocuk yaştaki ablanı kuma olarak götürdüklerini annenin içi yana yana bir avuç para karşılığı ablanı verdiğini idrak edebilecek kadar büyüdün işte.

Yaşadığın toplum en ufak bir hatanı kolluyor, korkudan konuşmayı unutacak noktaya geliyorsun…

Ama en azından bomba sesleri yok, diye şükrediyorsun geceler boyu.

Büyüdün delikanlı oldun hatta.

Suriyelisin ama artık çat pat Türkçe de öğrendin bak.

Derdini anlatabilecek kadar.

Hayaller kuruyorsun; anneni kardeşlerini alıp ölümün, savaşın olmadığı, mutlu çocukların yaşadığı yerlere gitmeyi düşlüyorsun.

Bir gün gideceksin kendi kendine söz veriyorsun…

Mülteci hayata alışmışken tekrar uzaktan da olsa bomba sesleri duymaya başlıyorsun.

Bir sürü zırhlı araçlar, tanklar geçiyor evinin önünden… Korkuyorsun yine.. Suriyelisin çünkü bunlar iyiye alamet değil biliyorsun.

Bir gece aniden öfkeli devlet memurları kaldığınız yerden zorla apar topar alıyorlar seni ve aileni.

“Yunana gidiyorsunuz” diyorlar, “hep bunu istemiyor muydunuz, işte size fırsat o gün geldi…”

Neler olup bittiğini tam olarak bilemeden otobüslere dolduruyorlar sizleri.

Ülkenin diğer ucuna götürülüyorsunuz…

Sizi indirenler, ardınıza bakmadan kaçın gidin, aha orası, dikenli tellerin arkası Yunanistan diyor.

Suriyelisin hayatında hiçbir şey kolay olmamış o güne kadar. Bunun da olmayacağını aşağı yukarı biliyorsun.

Gittiğin yerde seni pek de gülerek karşılamıyorlar. Üzerine gaz sıkıyorlar, nefes alamayacak duruma geliyorsun, kardeşlerin annen perişan… Gerisin geri geliyorsun.

“Hayır” diyorsun, “Ben bu şekilde gitmek istemiyorum, beni kaldığım şehre, evime götürün”…”Bitti o günler” diyor öfkeli üniformalı adamlar. “Nehirden geçireceğiz sizi” diye tekrar otobüslere dolduruyorlar. İtiraz ediyorsun ama zorla bindiriyorlar.

Suriyelisin çünkü.

Gittiğin yer geldiğin yer kadar ürkütüyor seni.

Bilmediğin topraklarda bilmediğin dilleri konuşan, asık sert yüzlü, üniformalı insanlarla muhatap olmaktan bıkmışsın artık.

İnmek istemiyorsun otobüsten. Direniyorsun.

Silahlarını çekiyor seni oraya götürenler, “inecekseniz ve o botlara bineceksiniz” diyorlar acımasızca…

Botlara bindiriyorlar sizleri zorla ve “sakın ha sakın geri dönmeyin” diye silahlarını göstererek tembihliyorlar.

Azgın bir nehrin ortasında, küçücük bir botta titreyen onlarca Suriyelisiniz..

Daha karşı kıyaya varmadan alışık olduğunuz bir ses karşılıyor sizi: silah sesleri.

Bir devriye botu sizi devirmeye çalışıyor. Biri havaya ateş ediyor. Bir diğeri doğrudan üzerinize. Kimi başından yaralanıyor, kimi sırtından.

Yunanca bilmediğiniz kelimeleri bağırıyorlar üniformalı asık yüzlü adamlar. Elleriyle “Geri gidin” işareti yapıyorlar.

Geldiğin kıyıda da üniforması farklı yüzündeki ifade aynı üniformalı adamlar var. Onlar da aynı işareti yapıyor size.

Nehrin ortasında bir o bir bu kıyıya gidip geliyorsunuz.

Nefes alamayacak hale geliyorsun.

Göz yaşların nehir sularına karışıyor.

Coğrafyanın kader olduğunu birilerinin söylediğini bilmiyorsun henüz.

Suriyelisin çünkü…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin