Cuma namazının sıhhatinin şartları (6)

YORUM | AHMET KURUCAN

Klasik fıkıh kitaplarımızda yerini alan Cuma namazının sıhhatinin şartlarından cemaate sıra gelmişti.

Cemaat: kurucu imamlar ve onu takip eden dönemlerde namaz kılan/kılacak olan kişi sayısı üzerinde müzakerelere konu olmuştur. Bir başka ifadeyle, fıkıh kitaplarında cemaat namazın derûnî boyutu, Allah-kul ilişkisinin toplumsal yönünü önceleyen, Cuma vesilesi ile bir araya gelmelerin dinî aidiyet hislerini tazeleme, dini kimlik kazanımı ve korunması üzerinde  oynadığı rol değil de namaz kılacak kişi sayısı itibariyle değerlendirmelere konu edilmiştir. Bu noktada bazıları imam dahil 3 kişi, bazıları imam hariç 3 kişi, bazıları en az 12 veya 40 kişinin olması gerektiğini söylemiş, bazıları da en az bir köy nüfusuna denk olmasını şart koşmuşlardır. Bu müzakerelerde söz söyleyen ulema neden bu 2,3,12 ve 40 rakamlarını telaffuz etmiştir, delilleri nelerdir konusuna detaylıca girmenin gereğine inanmıyorum. Ama şu kadarını söyleyebilirim; bu farklı görüşlerin hepsi o ulemanın yaşamış olduğu zeminin kültürel kodlarını yansıtmaktadır. Şöyle de ifade edebilirim, bu husus “kaç kişilik bir topluluğa örfen cemaat denir?” sorusuna verdikleri cevapta aranmalıdır. Dolayısıyla sosyal taban ve arka plan şartlarının alabildiğine farklı olduğu bir zeminde yaşayan kişiler olarak bizler bugün ister cemaat şartı üzerine yeniden düşünürken onu Cuma’nın sıhhatinin şartları içine koyup koymamaktan, kişi sayısı ya da cemaat niteliğine kadar her şeyi nazar-ı itibare almak zorundayız.

Vakit: Cuma namazının vakti öğle namazının vakti ile aynıdır. Hz. Peygamber (sas) ve sahabe pratiği de bunu desteklediği için Cuma’nın vakti konusunda kayda değer bir görüş ayrılığı yoktur.

İmam: şehir şartı üzerinde aktardığımız bilgilerde de bir nebze değindiğimiz gibi Cuma namazını kıldıracak imam mutlaka devlet başkanı olmalı ya da siyasi otorite/iktidarın izin verdiği kişi olmalıdır. İmam şartı ile kast edilen mana budur. Bu şarta haiz olmayan kişilerin namaz kıldırması, yine o yazıda bahsettiğimiz gibi Cuma namazının istisnalar hariç Hz. Peygamber zamanında başlayıp günümüze kadar devam eden siyasi karakteri münasebetiyle toplumda fitneye, kargaşaya, isyana sebebiyet verme ihtimalinden dolayıdır. Hutbelerde devlet başkanının/imamın isminin zikredilmesi, ona dua edilmesi ya da gelenekte kullanılan tabirle ifade edecek olursak devlet başkanı/imam/halife adına hutbe okunması hatta hutbelerde imamların elinde kılıçla minbere çıkıp hutbe iradı boyunca kılıcı elinde tutmaları bahsini ettiğimiz Cuma namazının siyasi karakterini gösteren delil ve uygulamalardır. Cuma namazı kılınan bir camide vakti içinde bile olsa ilk cemaate gelmeyen, gelemeyen kişilerin ikinci bir cemaat oluşturup Cuma kılmasını caiz görmeyen, bunun yerine öğle namazının kılınmasını hatta bir adım daha ileri gidip öğle namazlarını cemaatle değil ferdi olarak kılmalarını söyleyen içtihatlar da aynı şeyi göstermektedir.

Sakin ola ki anokranik bir yaklaşım sergileyip bu yorumları önemsemediğim, kaale almadığım, yanlış ve hatalı bulduğum zehabına kapınılmasın. Tam aksine bunları özetlemememin sebebi önemsediğimden dolayıdır. Önemsememin merkezinde de daha önce yazdığım gibi söz konusu içtihadî düşüncelerin beşerî niteliğini vurgulamak yer almaktadır. Bu kabullenildiği takdirde arka plan şartlarına bağlı olarak üretilen bu bilgilerin içinde yaşadığımız şartlara bağlı olarak değişebilirliği hatta değişmesi gerektiği de kabullenilecektir. Zihniyet değişikliğinin hem de asırlardır devam edegelen bir zihniyetin değişikliğinden söz ettiğimi ve bunun kolay olmadığının bilincindeyim. Fakat bu yapılmadan da sadece Cuma namazı değil hayatın bütününde İslami yaşanılır kılmanın zorluğu ortadadır. Onun için zihniyet bana göre bugün Müslümanların en büyük sorunudur. Eğer bu düşüncemi çok iddialı buluyorsanız, en büyük sorunlarından biri diyerek yumuşatmanız da mümkündür.

Hutbe: en yalın tanımı ile imamın Cuma namazı öncesi cemaate yapmış olduğu konuşmanın adıdır. Ulema, “Ey iman edenler, Cuma (toplanma) günü namaza çağırıldığınız zaman hemen Allah’ın zikrine koşun…” (62/9) ayetindeki ‘zikri’ hutbe olarak yorumlamış, Hz. Peygamberin (sas) halka hitap etmeden Cuma namazı kılmamasını da bu yorumu destekleyen bir unsur olarak görüp hutbesiz Cuma’nın sahih olmayacağı içtihadını yapmışlardır. Bazı ulemanın Cuma namazı kılanlar adına hutbeyi dinlemenin farz mesabesinde görmesinin sebebi de budur. Nitekim Efendimizin bir hadisi şerifte geçtiği üzere hutbe dinleme esnasında konuşan birisine “sus” denilerek ikaz edilmesini bile hoş karşılamaması ve bunu boş laf, malayani uğraş (Buharı, Cum’a, 36) olarak görmesi hutbe okuma ve dinleme adına verdiği önemi göstermesi açısından şayan-ı dikkattir.

Fıkıh kitaplarımızda yer alan hutbenin rükünleri ve sıhhatinin şartları olarak maddeleri tek tek ele alma yazıyı gereksiz bir şekilde uzatma anlamını taşır. Fakat hutbe konuları ekseninde şu düşünceleri aktarmadan geçmemek lazım. Hutbe Cuma namazının en önemli noktalarından birini teşkil eder. BU çerçevede Hz. Peygamber (sas) örnekliğinde gördüğümüz iki şeydir. Biri Kur’an ayetlerinin/surelerinin okunması; ikincisi ise hayatın tabiî akışı içinde sosyal, siyasî, iktisadî, askerî, hukukî içerikli hadiseler hakkında cemaate bilgi verilmesi, nasihat edilmesidir.  Efendimizin kaynakların verdiği bilgilere göre Medine hayatında 500’e yakın hutbesi vardır ama bize intikal eden hutbelerde ne konuştuğu hakkında rivayet çok azdır. Bunun nedeni hakkında yapılan ve ulemanın ittifak ettiği yorum şudur: Allah Resulü (sas) bu hutbelerin çoğunda o günkü şartlar altında toplumun tüm kesimlerini alakadar eden mevzularla alakalı sure ve ayetleri okumuş, sahabe de bundan dolayı herhangi bir aktarımda bulunmamıştır.

Şimdi; özetini yaptığımız gelenekte yer alan içtihadî bilgi ve uygulamaların kısaca anlatımından sonra batı ülkelerinde Cuma namazı kılınır mı sorusunun cevabına geçebiliriz. Aslında dikkatli okuyucular bu 6 yazı süren bu özet esnasında sözlerin mantûkundan hareketle cevabı bulmuş olabilirler ama biz yine de cevabı açıkça yazmaya çalışalım.

1 YORUM

  1. Muhterem Hocam, madem ki bugünkü Müslümanların en önemli sorunu -ya da en önemli sorunlarından biri- “zihniyet değişikliğidır”, o halde bu konuda sizden yeni bir makale hatta makale serisi bekliyoruz: Zihniyet değişikliğinin temel paramatreleri nelerdir?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin