Cemaat’ten Hizmet Hareketi’ne dönüşümün sancıları

Konuk Yazar | Aydoğan Vatandaş*

Gazetecinin görevi, içinde yaşadığı toplum için haber değeri taşıyan ve bilinmesinde toplumsal fayda olan konularda gerçekleri yazmaktır. Gazetecilikte objektif olmak zor hatta imkansıza yakındır. O yüzden gazeteciler, belli bir toplumsal taban, dini perspektif, ideolojik görüşe yaslansalar da, önemli gördükleri konularda yaptıkları gazetecilik ve haber üretim faaliyetlerinde öncelikle gerçeği yazmakla mükelleftirler.

Gazeteci mesleğini icra ederken, toplumu ya da içinde bulunduğu cemaati dizayn etmeyi düşünmez. Ama tarihsel örneklerden de görülebileceği gibi gazetecilik faaliyetleri ve genel olarak medya toplumu şekillendiren en temel dinamiklerin başındadır. Gazeteciler görevlerini yapma cesaretini gösterdikleri zamanlarda, toplumlar aydınlanır, karar alıcılar, hükümetler keyfi ve yasadışı uygulamalardan kaçınmak zorunda kalırlar. ABD Başkanı Nixon döneminde New York Times ve Washington Post Gazetelerinin ABD Hükümetinin askerlerini kazanamayacaklarını bildikleri bir savaşa gönderdiklerini belgeleri yayınlaması ABD Demokrasi tarihinin önemli dönüm noktalarından biridir.

Amerika’nın kurucu babalarından Thomas Jefferson’un, ‘Özgür basını olmayan bir Hükümetle, Hükümeti olmayan özgür bir basın arasında tercih yapmak zorunda kalsam, ben Hükümeti olmayan özgür basını tercih ederim.’ sözü tarihe geçmiştir.

18.asırda Jefferson bu sözleri söylediğinde, Edmund Burke, İngiltere’de ‘Kral, Lordlar Kamarası ve Avam Kamarası’ olarak dizayn edilmiş siyasi sistemin en tepesine dördüncü kuvvet olarak özgür basını yerleştirmişti.

Yozlaşmanın, yolsuzlukların yüksek olduğu ülkelerde özgür basının ve denetleme mekanizmalarının olmadığı bilinen bir gerçekliktir. Bugün Türk demokrasisinin adeta karanlığa gömülmesinin en önemli nedenlerinden biri özgür bir medyasının kalmamış olması değil midir?

Hesap vermeyen unsurların varlığı keyfilik üretir

Tüm organizasyonlarda, devletlerde, cemaatlerde, kurumlarda denetlenebilirlik ve hesap verebilirlik başarının en temel iki anahtarıdır. Organizasyonlarda denetlenemeyen ve hesap vermeyen unsurların varlığı keyfilik üretir. Denetlenmeyeceğini ve muhtemel hatalarından ötürü hesap vermeyeceğini bilen kişi, kurum ve kuruluşlar aynı hataları yapmaya devam ederler. Nitekim bu yüzdendir ki, demokrasilerin, hesap verebilirliğin ve denetlenebilirliğin kurumsallaşamadığı, yapısallaşamadığı ülkeler yolsuzlukların, yozlaşmanın zirve yaptığı ülkelerdir.

Günümüzde yolsuzlukların, yozlaşmanın zirve yaptığı ülkelerin başında Müslüman ülkelerin gelmesi tesadüf değildir. Yolsuzlukların, yozlaşmanın, adaletsizliklerin en az yaşandığı ülkelerin başında İsveç, Danimarka, İngiltere, İzlanda, Avustralya, Fransa gibi denetlenebilirliği, hesap verebilirliği ilkeselleştirmiş ülkelerin gelmesi de tesadüf değildir.

Hizmet Hareketi, bugün yaşadığı sosyal kırıma rağmen dünyanın en büyük sivil toplum hareketlerinden biridir. Hizmet Hareketi kendisini sosyal bir sivil toplum hareketi olarak tanımladığı içindir ki, artık Türkiye ve farklı Müslüman ülkelerde benzerleri görülen Cemaat türü yapılar gibi karar alması, örgütlenmesi, faaliyet yürütmesi zordur. Hizmet Hareketinin özellikle yeni kuşakları aldıkları eğitim,  edindikleri görgü ve benimsemeye başladıkları uygarlık perspektifi dolayısıyla bugün ‘Cemaatten, Hizmet Hareketine’ geçis sürecinin sancıları yaşanmaktadır. Cemaat, ‘Abiler’ olgusuna koşulsuz, tartışmasız saygı ve itaatle yaklaşırken, Hizmet Hareketinin gönüllü katılımcıları, gerçekleştirilen faaliyetleri, daha rasyonel ve bilimsel bir perspektifle ele alma eğilimindedir.

AfSV’nin açıklaması neyi gösteriyor?

Örneğin bir gazetecinin önemli gördüğü bir konuda kamu yararı gözeterek mesleğinin gereğini yapmasını, bir Hizmet Hareketi gönüllüsü, ‘muhtemel bir fitne çıkarma faaliyeti olarak gördüğünü  sosyal medyada açıklarken, söz konusu paylaşımı yapan bireyin, temel hak ve özgürlüklerin toplumun en değerli kazanımları olduğu bilinciyle yetişmiş Hizmet gönüllüsü kızı, babasının görüşlerini kamuoyu önünde rasyonel argümanlar kullanarak eleştirebilmiştir.

Baba, Hizmet içi aksaklıkların yazılmasını fitne olarak değerlendirirken, kızı Hizmet Hareketinin bir Kült olmadığını ifade ederek söz konusu çabayı şeffaflaşma olarak gördüğünü yazmıştır.

Diğer taraftan bu dönüşüm yaşanırken, yeni kuşakların daha az dindar oldukları ya da olacaklarına ilişkin bilimsel bir veri de yoktur.

Hizmet Hareketinin mevcut yöneliminin yeni kuşakların beklentileriyle uyumlu olacağına dair göstergeler mevcuttur. Örneğin gazeteci Ahmet Dönmez’in 9 Kasım 2018’de kaleme aldığı haber metni ve ardısıra yazdığı yorum yazısıyla ilgili olarak Hizmet Hareketi’nin sözcülüğünü üstlenen AfSV adlı kuruluşun basın açıklaması beklenen şeffaflaşma, hesap verebilirlik, denetlenebilirlik ilkeleri konularında farkındalığın arttığını göstermiştir.

Hükümet Etik Ofisi, (Office of Government Ethics) Amerikan Hükümetinin faaliyetlerinin etik standartlarının aşılıp aşılmadığını denetleyen kurumun adıdır. Başka demokratik ülkelerde benzerleri de bulunmaktadır. 170 ülkede faaliyet gösteren 1000’den fazla okul, 1000’e yakın kültür merkezi ve benzeri kurum ve kuruluşlarla eşgüdüm halinde değer ve faaliyet üretmeye çalışan bir sivil toplum organizasyonunun elbette etik standartları mevcuttur. Ancak bu standartların zaman zaman aşılıp aşılmadığını denetleyen şeffaf ve kamuoyuna açık kurum ya da kurumların olmaması durumunda, Hizmet Hareketi içinde doğmuş, gazeteciliğin uluslararası standartlarını bilen gazetecilerin yazı ve haberleri doğal olarak bir denetleme görevi olarak ortaya çıkmaktadır ki bu zamanın ruhuna son derece uygundur, doğal karşılanmalıdır.

*Politurco Genel Yayın Yönetmeni

4 YORUMLAR

  1. Diğer taraftan bu dönüşüm yaşanırken, yeni kuşakların daha az dindar oldukları ya da olacaklarına ilişkin bilimsel bir veri de yoktur.

    Risaleyi 3 kere hatmedenler el kaldırsin = bilimsellik

  2. Kalemine saglik Aydogan bey. 100% katiliyorum goruslerinize…
    Ahiretteki muhasebe degilmidir insanlari hizaya sokan hareket icindede bir denetim ve gerekirse hsap verme olmali…

  3. Yazida sozu edilen mesele onemli olmakla birlikte hizmet hareketinin suan icinde bulundugu durum, cekilen sıkıntılar bu meseleyi zamansiz ve yersiz mesele durumuna sokar. Böylece benzeri meseleleri cekilen sıkıntılardan mühim gören bir yaklaşımin varlığı kalp kırıcı bir yaklaşımın varlığı olarak ortaya çıkmış olur. 3 senedir cezaevinde olan bir kimsenin sizce böyle bir derdi varmıdır. Veya bu bahsedilen sorunun varlığının binlerce insanin haksiz yere cezaevinde olmasında bir payı varmıdır. Sanıyorum yoktur. Onca yapılana karşı bir yumruk atmayan camiayı bu kıvama getiren o abilik sistemidir. Nihayetinde zamanla bahsedilen şekilde bir değişim olacaktır mevzu yapmaya gerek yok. Gazetecilik hastalığı ile bunu mevzu yaparak bu değişime katkısı olan olmayıda bukadar arzulamaya gerek yok. Insan kardesine karsi hakli olmaya bile cekinmeli o yuzden bu abiler meselesi bukadar abartılmamalı. Ayrıca bu, isin basindaki insanada haksızlık yapmak anlaminada gelir. Bırakın varsa bir problem o diğeceğini der.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin