Çareler üretmeye başlamanın zamanı geçiyor

YORUM | İSKENDER DERVİŞ

Kaosun ekmeği tatlıdır ama ektiklerini de eninde sonunda biçmeniz gerekir. Dünya siyasetinin bugünkü görünümü tam olarak böyle. 1995 yapımı Se7en (Yedi) filminde Kevin Spacey’in canlandırdığı seri katil, şöyle bir cümle kurmuştu:

‘İnsanların dinlemesini istediğinde, artık sadece omuzlarına dokunamazsın. Balyozla vurman gerekir, ve o zaman dikkatlerini çektiğini fark edeceksin.’

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki ‘görece’ barış dönemi, insanların vazgeçmek istemedikleri bir konfor balonu oluşturdu.

İngilizce’de ‘too big to fail’ dedikleri bir tabir var. Başarısızlığına tahammül edilemeyecek büyüklükteki yapılar için kullanılır. Gelgelelim 2008’deki ekonomik krizde Lehman Brothers gibi ABD finansının temel taşlarından biri çöktü.

Mortgage kriziyle ilgili yazılmış kitaplara, çekilmiş belgesellere bakarsanız, bu devasa finansal kriz bütün işaretleriyle 2000’lerin başından bu yana bekleniyormuş. Ama büyük finans şirketleri konfor balonundan çıkmak istememiş.

Bunun çok benzerini uluslararası siyasette yaşıyoruz. Winston Churchill’in 1938’de Hitler’le anlaşma yapan Avrupalı devletlere söylediği sözü hatırlayalım: ‘Savaşla onursuzluk arasında tercih yapmaları gerekiyordu. Onursuzluğu seçtiler ve savaşı da bulacaklar.’

Churchill’in ‘onursuzluk’ dediği tam da bu konfor balonu hikâyesini hatırlatıyor. Pragmatik ve kısa vadeli hedefler için ilkeler ve uzun vadeli planlardan vazgeçiliyor.

Çünkü bir kaos var ve bu ortamda zenginler daha zengin olabilir. Astronomik şekilde artan banka hesapları, bazı gerçeklerin görülmesini engelliyor.

***

Başkan Donald Trump ilk seçildiğinde ‘çekingen’ olan seçmenler, Amerikan ekonomisinin ‘görece’ büyümesinin ardından ‘Bakın işler iyi gidiyor!’ demeye başladı.

Bizde ‘ehven-i şer’ olarak tabir edilen, İngilizce’de ‘necessary evil’ (gerekli kötülük) denilen ve çekingen bir biçimde ‘desteklenen’ durumlar, artık mahcubiyet perdesi sıyrılmış şekilde taraftar buluyor.

Savaş onlardan biri. İkinci Dünya Savaşı sırasında dünyada trend hâline gelen savaş karşıtlığı, 11 Eylül 2001’den sonra eski cazibesini kaybetmiş durumda.

Irkçılık yeni bir biçim buldu kendine ve yeniden popüler olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Grup aidiyeti, bireyin değil grubun öncelenmesi, nefretin kitleleri harekete geçirebilen tek duygu hâline gelmesi, yoldaki tehlike işaretleri.

Bu eski, yenilmiş, insanlığa felaketten başka bir şey getirmemiş fikirler, bugün organize hâlde yeniden üretilmeye başlandı.

Amerika’da Alt-right denilen (alternatif sağcı) gruplar gençleri hedef alarak internet üzerinde kendilerince bir jargon bile oluşturdular. Karşılarında ise maalesef konfor balonunda yaşayan liberalleri ve demokratları buldular.

***

Bu konfor balonunun şöyle bir kötü etkisi var: Burada öncelik sorunları çözmek değil, mevcut düzeni korumak. Gerekirse o konfor balonu içinde birkaç saat temel meselelere harcanabilir ama o konfor hiçbir surette bozulmamalıdır!

Böyle olunca da, sosyal medyada iki üç tweet atmak, yeterli görünüyor. Vicdanın ağzına bir parmak bal çalınca, her sorun çözülüyor. ‘Elimden geleni yapıyorum’ hissi uyanıyor. Bir takım ‘yardım kuruluşları’ da bu düşünceyi perçinlercesine, insanları hep daha kolaya yönlendiriyor.

Oysa bugün artık net bir biçimde paradigma değişikliğine ihtiyacımız var. Belli ki insanlığın üretmekte olduğu sorunlar mevcut yöntemlerle çözülemez hâle gelmiş. Diyalog ortamı dediğimiz ortamlar bile yüzeysel. Gerçekten birbiriyle konuşan insan sayısı çok az.

Ezberlenmiş kalıpların dışına çıkmayan, kendi durumunu adam akıllı sorgulamaktan uzak yaklaşımlar, dünyanın geleceğinin daha iyiye gitmesine hizmet etmeyecektir.

Dönemin ihtiyacını iyi kavramak, meselenin özü. Bugün iyi niyetli dediğimiz pek çok yaklaşım bile bu özden fersah fersah uzak. İstatistiklere, yeni tabirle ‘big data’ya boğulmuş politika yapıcılar, doğrudan bireylerin ihtiyaçlarını göremez hâlde. Yukarı tırmandıkça aşağıların durumundan tamamen kopan ‘beyaz yakalı’ çözüm üreticileri, sokaktan bîhaber.

***

Bu arada sokağın nabzını çok iyi tutan, onları sürekli olarak materyal ya da kültürel tüketim döngüsünün içinde kalmaya zorlayan bir küresel ticaret ağı var.

Reklamları iyi izleyin. Onlar size o ticaret ağının ne yapmaya çalıştığını çıplak şekilde gösterecektir. Evinizden bile çıkmadan sürekli tüketen öznelere dönüşmenin, AVM kültürünün, ‘gösteriş için yaşamanın’ elbette post-truth (gerçek ötesi) gibi sonuçları olacaktır.

‘Sorun sende değil hep çevresel faktörler’ denilerek sorumluluklarından arındırılan ve hep başkalarını suçlamaya iten psikolojik ve pedogojik formasyonların neticesinde insanlar utanma, pişmanlık ya da suçluluk gibi hislerini yitirecektir.

Bu yolun nereye çıktığını tekrar tekrar anlatmanın lüzumu yok. Ama bu yoldan geri dönüş için neler yapılabilir diye uzun uzun düşünmek gerekli. İşe belki de, örnek insan prototipleri çıkarmakla başlanabilir. İnsanlık tarihindeki hikâyeleri eleyip, dosdoğru olanlarla yeni bir yol inşa edilebilir.

Gök kubbenin altında söylenmedik söz kalmadı, evet. Bu, aynı zamanda çok şanslı olduğumuzu da gösteriyor. İnsanlığın muhteşem bir birikimi var ve bunu doğru şekilde kullanırsak, içine düştüğümüz kaostan sahil-i selamete çıkabiliriz.

2 YORUMLAR

  1. ‘Winston Churchill’in 1938’de Hitler’le anlaşma yapan Avrupalı devletlere söylediği sözü hatırlayalım..’ İngilizler tipik onur ve şeref örneği zaten.. Avam halkın aklı kısa ve hafızası zayıf olduğundan bunların hayasızlıklarını ve şerefsizliklerini pek kimse bilmez ve hatırlamaz. Sahi ya İngiltere de Nazi Almanyası ile Münih’te anlaşma yapmamış mı idi? Hatta sene 1938 değil mi idi? İngiltere adına anlaşmayı Chamberlain imzalamıştı hani… Hatta anlaşmada iki ülke daha vardı: Fransa ve Mussolini İtalya’sı. Ve anlaşmanın en önemli maddelerden birisi de Çekoslovakya’nın Almanya’ya peşkeş çekilmesi idi. Hani en uzun Türkçe kelime ‘Siz Çekoslovakyalılaştıramadıktanmısınız?’ Benim de ‘ Siz İngiliz muhipleri cemiyetindenimsiniz?’ diyesim geliyor. Geçen yüzyılın başlarında varmış öyle bir cemiyet.. velhasıl Churchill’in ve onun gibilerin şeref ve haysiyetten dem vurmaları biraz şey kaçıyor yani.. edepli ifade bulamıyorum..
    Neyse, yazı – şahsî kanaatim tabi – duygusal olmuş, ama olgular üzerinde daha iyi çalışsaymışsınız..

  2. Yazar örnek verilirken farkında olmadan ingilizleri över duruma düşmüş. Yazının öznesi boyle değişmiş.modern devletler ekonominin oyun kurucularıdır ve duzenleme ile yaparlar, uc gurup oyuncu vardır. Devlet, komisyoncu (banka) ve halk, eger siyasetçi halkı degilde sahsi menfaatini dusunurse komisyoncu ile birlikte milleti ve devleti soyar, savaslar doldurt boşalt taktiği ile soygunun devamı içindir, butun siyasi maharetini buyucu gibi çaresiz halk kitlelerini manipüle etmek için kullanır ustalıkları budur, bu iş.için en kullanışlı malzeme ırkçılıktır, birde kutsanmış savaşlar, dinde boyle bir savaş olmamasına ragmen.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin