Çakıcı-Peker-Nuriş üçgeninde yeni devlet

YORUM | BÜLENT KORUCU

AKP- MHP koalisyonunun çıkardığı infaz kanunuyla Alaattin Çakıcı’nın tahliye olması gözleri devletin derin ve kirli dehlizlerine çevirdi. Mafya borsasında değeri artan ve azalan kağıtlar iki şeyi gösterir. Mavi boncuğun taşıyıcısını ve onun arkasındaki sermayenin kimliğini. Böylece ‘küçük yatırımcılar’ hangi markanın değerlendiğini ve yükselişe geçtiğini anlar, ona yatırım yapar. 

Mafya piramidi şöyle şekillenir. En altta sokak çeteleri, ortada bunları bir araya getiren çatı örgütler, en üstte ise devlet. Herkes bilir ki devletle iş tutmamış çetelerin kıymeti harbiyesi yoktur, biri gelir öbürü gider. Burada şöyle bir yanılmasa olur; büyük balıklar devlet içinde kendi adamları olduğunu sanmaya başlar. Bu asıl patronun da istediği algıdır, zira toplumun öyle görmesi gerekir. Santral kişi veya bağı deşifre olduğunda kesip atılır böylece ‘bağırsaklar temizlenmiş’ olur. İrtibattaki bütün kamu görevlilerinin derin devlet olduğu anlamına gelmez söylediklerim. Sadece kuklacıları örtmek için kadın ve para zaafı olanların irtibatı görmezden gelinir.

Sokak çetelerinin mafya statüsüne atlayabilmesi için kamu gücüne ihtiyacı olduğu kadar devletin de hukuk dışı silahlı milislere gereksinimi vardır. Hukukla bağdaşmayan ilişki ilan edilmez ama bilinir. Metres hayatı gibi nikah kıyılmaz lakin bilinir.  Hukukun yeterince aydınlatmadığı alanın büyüklüğü nispetinde, mafyalar ve onların ipini elinde tutanların etkinliği artar. Ve farklı kanatlar arasında güç mücadelesi yaşanır. Bazen büyük skandallar ortaya çıkar ya da mensup olunan uluslararası kurumlar ilişkinin çok aleni hale gelmesinden rahatsız olur. O durumlarda hukukun ışığı biraz açılarak dehlizlerde küçük mıntıka temizliği yapılır. Temizlikten muaf tutulan ve borsa değeri artan örgüt, aslında bir barometredir ve temsil ettiği kanadın devlet içindeki etkinliğini gösterir. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Sözü çok uzattık, sadede gelelim. Çakıcı devlet içinde etkin bir kanadın tetikçisiydi. İki şey tutuklanıp cezaevine girmesine yıl açtı. Birincisi emanetçi ve tetikçi olduğunu unuttu, gücü kendinde vehmetti. Türkbank ihalesi başta olmak üzere pek çok devlet işine pervasızca daldı, Beşiktaş kongresinden futbol federasyonu seçimlerine kadar her şeye açıkça müdahale etti. Bu durum yaslandığı gücü bile rahatsız etti. Susurluk Skandalıyla birlikte patlayan cerahat tahammül noktasını aşınca yaraya pansuman yapıp kapatmak gerekti. MİT’te onu kullanan kanat zayıflayıp geri çekildi. Eşi Uğur Çakıcı’yı öldürtmesi bardağı taşıran damla oldu. Böylece Çakıcı, Fransa’da cebinde MİT kimliği ile yakalanıp Türkiye’ye iade edildi. Türkbank’ta olduğu gibi Ergenekon davasından yargılanmadı. Çünkü iade dosyasında hangi suçlar varsa uluslararası hukuka göre sadece o suçlardan yargılanması mümkündü.

Benzer bir akıbet Sedat Peker ve Nuri Ergin’i de bekliyordu. 

Tahliyeyle birlikte kamuoyu Çakıcı-Peker çekişmesine odaklansa da Nuriş-Çakıcı kavgası da göz ardı edilmeyecek cinsten. Vedat ve Nuri Ergin kardeşlerin liderliğindeki Karagümrük Çetesi, devletle ilişkisinde parçabaşı (fason) çalışmakla birlikte, JİTEM ve askeri kanada daha yakın görünüyor. Bu ilişkiyi en çıplak biçimde ifşa eden şey, Uşak Cezaevinde başlattıkları isyan sırasında sarfettikleri bir cümle. Ergenekon soruşturmaları sırasında ele geçirilen videoda “Devlet bize Mustafa Duyar’ı öldürttü; bizi Veli Abiye sorabilirsiniz” diyorlardı. Veli abi dedikleri kişi Emekli jandarma generali Veli Küçük’tü. Mustafa Duyar ise ülkenin en yüksek güvenlikli binalarından birinde Özdemir Sabancı’yı öldüren DHKP-C militanıydı. Cezaevinde aşk evliliği yapmış ve çocuk sahibi olmuştu. Sabancı cinayetinin üzerindeki sis perdesini kaldıracak itiraflarda bulunması an meselesiydi ve infaz edildi. Nurişler’in Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i dolandıran Selçuk Parsadan’ı başından yaraladığını da ekleyelim. 

Yavuz Ataç kanadı MİT’te mevzi kaybedince Çakıcı’nın da kalemi kırıldı. İhaleyi alan Nurişler, başarılı olamadı. Uşak cezaevinde çıkardıkları isyanın gerekçesi Çakıcı’nın Nurişleri öldürmek için adamlarını gönderdiği iddiasıydı. Kavga bir dönem mektuplaşmalar ve mahkemelerdeki tehditlerle büyüdü. Nuri Ergin, Çakıcı’yı öldüremedi ama Çakır’ı öldürttüğünü iddia ediyor. Kurtlar Vadisi dizisinde Cerrahpaşalılar diye ailesinin aşağılandığını ve Çakır’ın infaz edilmesi gerektiğini belirten bir mesajı yapımcı Osman Sınav’a ilettiğini ve sonuç aldığını söylemişti. Sınav’a teşekkür bile etmişti aynı röportajda. Aileye yakın kaynaklar Vedat Ergin’in 24 Nisan’da tahliye olacağını, ağabeyinin ise Duyar cinayeti yüzünden cezaevinde kalmaya devam edeceğini belirtiyor. Onlar da ‘FETÖ’ mağduru listesine adını yazdırarak kurtulmaya çabalıyor.

Asıl enerjinin bu fay hattında biriktiği ve büyük çatışmanın burada çıkabileceğini öne sürenlen var. Elbette devletlü abileri araya girip ‘durun siz kardeşsiniz’ demez ise… Ki benim tahminim onları Çakıcı’nın üstüne gönderenlerin ihaleyi iptal edip, yeni küçük işlerle tatmin olmalarını sağlayacağı yönünde. 

Gelelim Sedat Peker’e…

Yağma, suç örgütü kurmak gibi hükümlerle cezaevine girdi ve aynı zamanda Veli Küçük’le olan irtibatından dolayı Ergenekon Davasında dahil edildi. Küçük’le bağlantısını ‘babamın arkadaşı’ şeklinde açıklamaya çalıştı. Cezaevindeyken verdiği mülakatlarda dikkatleri daha çok emniyet, bilhassa da Hanefi Avcı ile olan ilişkisine çekmeye çalıştı. Onun Diyarbakır’dan gönderdiği itirafçılara sahip çıktığını ancak çeteleştiklerini görünce vaz geçtiğini savundu. Peker, mahkemede tanıklık yapması halinde Avcı’nın Ergenekon yöneticisi olarak yargılanmaktan kurtulamayacağını iddia etti. Bu tanıklığın gerçekleşmemesi, ‘konuşurum şantajı’ olarak algılandı. Cezaevindeki tövbekar ve uslu duruşu dışarıda sürmedi. 17-25 aralıktan sonra yargı ve emniyette yaşanan tasfiyelerden sonra sürmesi düşünülemezdi zaten. 

Tahliyeden sonra Peker, Recep Tayyip Erdoğan’ın devletin gerçek sahibi olduğu yanılgısına düştü ve bütün yatırımını ona yaptı. Söz konusu yanılgı ona güç zehirlenmesi yaşattı ve pervasızlık olarak döndü. Peker, yaklaşık beş ay önce yurt dışına çıktı ve Karadağ’a yerleşti. Çakıcı’nın muhtemel tahliyesini haber alıp kaçtı iddialarını yalanladı ve “Bu sene üniversite mezuniyetimi tamamlayıp diplomamı alacağım. Ayrıca ticari çalışmalarım için bazı ülkelerden de oturum alma işlemlerimi tamamladım.” dedi. Peker, kendini bazen Ezel bazen de Kurtlar Vadisi’ndeki Polat Alemdar’la özdeşleştiriyor. Yer yer Ramiz Dayı gibi bilge pozlar vermek istiyor. Diplomalı baba arzusu da biraz bu öykünmelerden kaynaklanıyor.

Kaçışın gerçek sebebinin, bütün sermayeyi yanlış ata yatırmak ve yeni kurulan dengede kendisine yer bulamama endişesi olduğu söylenebilir. Çakıcı çıkarken onun tekrar cezaevine girme ihtimalinden söz ediyoruz. Aynı açıklamadaki şu cümleler dolaylı ikrar olarak kabul edilebilir: “Ben suç işlemedim ki aranayım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin polisleriyle sorunum yok, olamazda ancak bu şerefli teşkilatın içine bir şekilde monte olmuş görünürde polis ama özünde hain olanlarla bizim hesabımız her zaman var olacaktır.”

Satranç tahtasında piyonların hamleleri yeni oyun hakkında fikir veriyor. Nihai değerlendirme için diğer hamleleri görmek gerekiyor. Şurası muhakkak bu yeni bir oyun… Oyunun gidişatını okumak için dikkatle takip edilmesi gereken diğer unsurlar arasında Erdoğan’ın silahlandırdığı Sadatçı ve Cihatçı dinci milisler öne çıkıyor. Bir de henüz renk vermeyen sol yapılar. Daha önce hep yan rollerde gördüğümüz sol örgütler, yeni yapılanma çerçevesinde canlandırılabilir. Göz ucuyla onlara da bakmak da yarar var.

Türk masallarındaki gibi gittik gittik, bir de baktık ki bir arpa boyu yol gitmemişiz. Yakında magazin sayfalarında babalar ve sevgilileri haberleri yeniden boy göstermeye başlar.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin