‘Burası ne var, ne de yok bir yer’

YORUM | Av. NURULLAH ALBAYRAK

Türkiye kamuoyu, iktidar tarafından pompalanan suni gündemleri mırıldanırken, dünya kamuoyu iki gündür çok önemli bir tanıklığı seyrediyor. Çıplak ayakla sayıldığı zaman 3 metrekarelik bir yerde 92 gün boyunca işkence gören Mustafa Özben, kendi insanlarının görmezden geldiği işkenceleri ve insanlık suçlarını dünyaca ünlü yargıçların önünde yürekli bir şekilde anlattı. Sadece Özben de değil, birçok tanık Türkiye’de uzun yıllardır maruz kalınan acıları, hukuksuzlukları anlattılar, anlatıyorlar.

“Burası ne var ne yok bir yer. Burada devlet biziz, artık devlet farklı idare ediliyor. Bize yardımcı olursan hakkındaki bütün suçlamaları sileriz, savcıya not göndeririz, sana yeni kimlik ve para veririz, imkanlara boğarız. Eğer yardımcı olmazsan biz insan anatomisini çok iyi biliyoruz. Burada bize yalvarırsın beni öldürün diye…”

Özben’in anlattıkları ile diğer tanıklar tarafından anlatılan işkenceyi, kaçırılmaları ve diğer hukuksuzlukları dinleyen yargıçlar arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski başkanı ve yargıçları, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu sekreteri, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Yargıcı, Avrupa Konseyi İdare Mahkemesi Başkan Yardımcısın da bulunduğu dünyaca tanınmış isimler vardı.

Özben ile bu seçkin hukukçuları bir araya getiren yargılama platformu “Sessiz kalmak insan haklarının en büyük düşmanıdır” sloganıyla yola çıkan “Turkey Tribunal” (Türkiye Mahkemesi) isimli bağımsız bir sivil toplum inisiyatifi. Türkiye Mahkemesi, Cenevre’de 20-24 Eylül tarihleri arasında yapılacak duruşma ile Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukları yargılayacak. İşkence, insan kaçırma, basın ve ifade özgürlüğü, yargının bağımsızlığı ve adalete erişim, suç işleyen kamu görevlilerinin cezasız kalması ile insanlığa karşı suç başlıkları altında hazırlanan raporlar ve tanıklıklar çerçevesinde gerçekleşen bir sivil yargılama şu an devam ediyor.

Türkiye Mahkemesi neden yapılıyor?

Dünyaca ünlü yargıçları bir araya getiren, tanıkları yaşadıkları acıları yüksek sesle anlatmak için motive eden, binlerce insanı yapılan bu yargılamaları canlı izlemeye teşvik eden nedir?

Hiç şüphesiz ki bu soruların cevabı, Türkiye’deki adalet arayışındaki açmazdır. Türkiye’de hukuk sisteminin adaletin tesisi için değil yapılan hukuksuzlukların aracı olarak kullanıldığı için. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de adaletinin rafa kaldırılması, hukukun ise ayaklar altına alınmasıdır.

Terörle mücadele perdesi altında, kendi insanlarını, onların temel haklarını, onurlarını, hatta ümitlerini ezip geçen bir iktidar var Türkiye’de. Tek amacı iktidarını biraz daha sürdürmek. Arkasında bıraktığı enkazı umursamayan ve o enkazın altından yükselen seslere kulağını tıkayan bir sistemden söz ediyoruz. Gerçeğin güçlü sesini, devlet imkanları ile susturan iktidar, aynı zamanda toplum vicdanının da uyanmaması için bütün iletişim kanalarını ağır bir baskı altında tutmakta. Medya, sivil toplum, kısmen muhalefet, iktidarın terörist yaftasının korkusuyla insan hakları mücadelelerini desteklemediği gibi hak mücadelesi yapanları da vatan hainliği ve terörist olmakla suçlamayı tercih ediyor. Böyle bir ortamda, mağdurların, hak mücadelesi verenlerin, insan hakları aktivistlerinin uluslararası kamuoyunun desteğini almak amacıyla bu tür girişimlerde bulunmaktan başka yolu da bulunmuyor.

Türkiye’de kısılan seslerin daha gür şekilde dünyaya kendini duyurmaya çalışması çok erdemli ve cesurca bir adım olması yanında, aynı zamanda bir çaresizliğin de yansımasıdır aslında. Dolayısıyla, Erdoğan iktidarının arkasından karanlık bir geleceğe doğru koşan Türkiye’nin, toplumsal bir çöküşe maruz kalmadan demokrasi yörüngesine geri dönmesi için bir çağrı veya bir çığlık olarak algılamak lazım Türkiye Mahkemesi gibi girişimleri.

Bu ve benzeri sivil inisiyatiflerin, ilk etapta hukuki anlamda bir yaptırımı olmasa da, Türkiye’deki hukuk mücadelesini ilerleteceği açık bir gerçektir.

Bizlerin ve hak mücadelesi veren insanların yapmaya çalıştığı, ülkemizin “ne var, ne de yok bir yer” olmasından kurtarılarak gerçek bir hukuk devleti olması mücadelesidir. Hiç kimse kendisini egemen güç zanneden kişi ya da gruplar tarafından haklarından mahrum edilmesin, işkence gibi insanlık suçlarına maruz kalmasın mücadelesi…

1 YORUM

  1. “Erdoğan iktidarının arkasından karanlık bir geleceğe doğru koşan Türkiye’nin, toplumsal bir çöküşe maruz kalmadan demokrasi yörüngesine geri dönmesi için bir çağrı veya bir çığlık olarak algılamak lazım Türkiye Mahkemesi gibi girişimleri.”
    Alkışlıyorum…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin