Bugün 23 Nisan, adalet istiyor insan!

Hakim Rabia Başer'e 7 yıl 6 ay, Hakim Ayşegül Tabakçı'ya 7 yıl 5 ay, Hatice Özcan'a 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

ADİL YARGILAMA İÇİN BAĞIMSIZ YARGI (5)

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Bu satırları kaleme aldığımda günün tarihi 23 Nisan 2019 ve “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” günü…

23 Nisan 1920 yılında Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ve Türk halkının egemenliğini ilânının 99. Yılı.

Önümüzdeki ay da (19 Mayıs’ta) Milli Mücadele’nin başlangıcı kabul edilen, Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasının 100. Yılı anılacak, kutlanacak.

Ve böyle bir günde bu yazıyı kaleme almama sebep, şu iki haberdir:

– İlki, 23 Nisan münasebetiyle gerçekleştirilen bir programda NTV canlı yayınında bir genç kızın sözleri idi… Yayında kadın gazeteci: “Akademik olarak hayalin ne?” diye sorduğunda, (15 yaşındaki) kız çocuğu nihayi hedefi olarak: Alman vatandaşı olmayı söylemesi idi.

Bu çocuğun sözleri sosyal medyada çok tartışıldı, paylaşıldı haliyle… Zira şu dönemki Türkiye’yi ve yeni nesilin kuşatılmışlığını göstermesi açısından ibretlik idi…

Cevabı paylaşanlardan olan AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, sosyal medya paylaşımında “Dünyaya ümitle bakan bir evladımız hayallerini gerçekleştirmek için Almanya’da okuyup Almanya vatandaşı olmak istiyorsa, başta biz siyasiler silkelenip derin derin düşünmek zorundayız. İlkelerde Türkiye ittifakı ile bu gençleri Türkiye’ye inandırmak en temel önceliğimiz olmalıdır” ifadesini kullanmıştı. Üzerlerine alındıklarına sevindim açıkçası!.. (Burhan Kuzu gibileri bunu da CeHaPe’ye bağladı ya, neyse… Burhan Hocadır, ne yapsa yeridir.)

Şu an hapishaneler insan dolu ve çoğu da siyasi sebeplerle… Mevcut iktidara ters düştü diye bir anda insanlar kendisini cezaevlerinde bulabiliyor. En ufak bir değerlendirme bile “Cumhurbaşkanı’na hakaret” olarak değerlendirilebiliyor ve insanı hürriyetinden edebiliyor. (Son mağduru da eski Emniyet Müdürü Sabri Uzun. Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ederken, “yolsuzluklara bulaşmaması temennisi” bile Erdoğan’a hakaret olarak algılanmış. Ne kadar alınganlıksa artık, yolsuzluk dedin mi direkt üzerlerine alınıyorlar!)

Ve şu an hapishanelerde 700’ün üzerinde bebek ve çocuk var, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 99. Yılında… 17 binin üzerinde kadın da yine tutuklu bu ülkede.

“Adalet” ve haklar ayaklar altında, insanlar geleceğine ümitle bakamıyor. Her an tutuklanabilirsin, her an malvarlığına, emeğine el konabilir. Her an hürriyetinden, hatta canından bile olabilirsin.

Böyle bir ortamda da bu pırıl pırıl ve gözleri zeka fışkıran kız çocuğumuz dahil, sayısız insan bir çıkış yolu arıyor. Bunun bir yolu olarak da bu ortamı terk etmek, ülke dışına çıkmak, bir Avrupa ülkesine gidip sıfırdan da olsa hayata yeniden başlama umudu ve hayali taşıyor.

Kaderin bir cilvesi ki, 510 binden fazla insan (“Fetö safsatası” ile ya da bir benzeri ile) tutuklanmış olunca, binlercesi de yurtdışına çıkma yolunu tercih etmişti. Meriç nehrinden, Ege denizinden, Yunan sınırından bin bir güçlüklerle, ölüm tehlikelerini göze alarak yapılan bu çıkışlarla insanlar, çocuklarıyla bir Avrupa ülkesinde sıfırdan bir hayat kurmaya başladı bile. “Sıfırdan” zira, geride bıraktıkları birikimlerine ve varlıklarına el konulmuş vaziyette. Yıllar yılı oluşturdukları işleri, kariyerleri de geride bırakmak zorunda kalarak… Geldikleri ülkelerde de yep yeni bir dil ve işler öğrenmek ve sil baştan düzenler kurmak durumundalar.

Ama en büyük tesellileri ise;

Çocuklarını o kısır çekişmelerin olduğu, her an bir başka tehlikenin denk gelebileceği bir ortamdan uzaklaştırmış olmaları. Yani kısaca, geride kalan nesillerin hayallerini yaşıyorlar elan!

GENÇ KIZLARLA İLGİLİ DİĞER HABER

Bu 23 Nisan’da dikkatimi çeken ve bir çok hadiseyi tedai ettiren diğer haber ise Ekrem İmamoğlu’nun, başkanlığını yaptığı İBB toplantısında 2 genç başörtülü bayana söz vermesine dair.

Bu haberde Başkan İmamoğlu’nun söz verdiği gençler, adeta sözleşilmiş, anlaşmışçasına Erdoğan’ı övmeleri, AKP propagandaları yapmaları idi. Hatta ikincisinin, önündeki kağıdı okuyarak bu propagandayı yapması ve “Erdoğan’ın kadınlara, gençlere fırsatlar tanıdığına” dair beyanları tam bir ibretlik idi. Sayın İmamoğlu ise gülmekle yetinmişti bu yersiz sözler kaşısında, başka da ne denirdi ki!..

Fakat R.T. Erdoğan’ın aydın, okumuş kadınlara neler yaptığına dair söylenecek çok sözler var. Önceki haberin değerlendirmesinde dediğimiz gibi; hapishaneleri okumuş kadınlarla doldurdu kendisi, büyük bir kısmı da öğrenci… Dünyanın gözü önünde yaşandı/ yaşanmakta bunlar ama partili o iki genç kızın bunlardan haberi yok gibi.

Erdoğan ve rejimi ayrıca on binlerce çalışan kadını işinden etti. Binlerce kadın yargı mensubu ihraç oldu, bir kısmı da halen hapiste.

İsimler vereyim, verilmiş cezalarını aktarayım burada, belki daha somut olur:

Hakim Mine Kaya (Yargıtay üyesi) 7 yıl 6 ay,

Hakim Esra Şahin  7 yıl 1 ay,

Hakim Filiz Karadağ  7 yıl 6 ay,

Hakim Gülsüm Coşar  7 yıl 6 ay,

Hakim Serap Dağ  6 yıl 3 ay,

Hakim Hüsne Karaköse  7 yıl 6 ay,

Hakim Beray Büşra Koçarslan  6 yıl 3 ay,

Hakim Fatma Öztürk  7 yıl 6 ay,

Hakim Zehra Haktanır Arslantepe (ve savcı eşi Onur Arslantepe) 6 yıl 3 ay,

Hakim Nurdan Okumuş  6 yıl 3 ay,

Hakim Hatice Özcan (ve savcı eşi Cahit Özcan) 7 yıl 6 ay,

Hakim Fatma Çimen  6 yıl 10 ay 15 gün,

Hakim Fatma Ünal 6 yıl 10 ay 15 gün,

Hakim Ayşe Karakoç  7 yıl 6 ay,

Hakim Derya Kurt (ve Saltuk Buğra Kurt) 6 yıl 3 ay,

Hakim Türke Tutku Dikmen (ve savcı eşi Süleyman Tuna Dikmen) 6 yıl 3 ay,

Hakim Emine Bayburtlu (ve hakim eşi Arif Bayburtlu) 6 yıl 9 ay,

Hakim Nihal Cuvoğlu (ve savcı eşi Mahmut Cuvoğlu) 7 yıl 6 ay,

Hakim Rabia Başer (Ve eşi Hakim Mustafa Başer) 7 yıl 6 ay,

Hakim Hacer Gençoğlu 6 yıl 10 ay 15 gün,

Hakim Fevziye Melis Kılıç (ve savcı eşi Mehmet Kılıç) 6 yıl 3 ay,

Hakim Zeynep Mercan 6 yıl 3 ay,

Hakim Esma Üçler 6 yıl 10 ay 15 gün,

Hakim Sema Alkan 8 yıl 9 ay,

Hakim Yeşim Sayıldı 9 yıl 9 ay 9 gün…

Bilgilerine ulaşabildiklerim bunlar! Daha halen davaları devam eden ve ceza bekleyen bir çok bayan hakim ve savcılar da var… Önlerine konulan kağıtları okuyarak “Erdoğan’ın kadınlara, gençlere yol açtığı” propagandasını yapan genç kızlarımız bu isimleri, bu listeleri de okusunlar; az bir vicdanları, insafları kaldı ise…)

“EN ÇOK KADIN HAKİM TUTUKLATAN” LİDER!!

Dünyanın herhangi bir ülkesinde, tarihin herhangi bir döneminde kadın hakimlerin toplu olarak tutuklandıklarını ve cezaevlerinin hücrelerinde yıllarca tutulduklarını okumadım. Okuyan var mı?!

İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü alanında cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşayan Türkiye’de, yüzlercesi mesleğinden atılan, tutuklanan kadın hakimlerin onlarcası yaklaşık 3 yıldır hücrelerde tutuluyor. Kadın hakimlerin mesleklerinden atılması, tutuklanması ve hücrelerde tutulması, iktidar tarafından halen görevlerine devam eden hakim ve savcılara açık bir tehdit mesajıdır:

“Biz kadın-erkek demeden, bizim istediğimiz kararı vermeyen tüm hakim ve savcıları, kendi meslektaşları eliyle tutuklatırız, cezaevi hücrelerinde yıllarca tutarız!”

Arkalarında siyasi bir partinin desteği olmayan, yıllarca mütevazi odalarında, yıllanmış dosyaların arasında adalet dağıtmaya çalışan kadın hakimlerin dramı, büyük bölümü iktidarın sesi haline gelen medyada hiç yer almıyor…

Türkiye’nin en saygın insan hakları aktivistlerinden olan Milletvekili Ö. Faruk Gergerlioğlu, 2014 HSK seçimlerinde aday olan ve 4816 hakim ve savcının oyunu alan Ayşe Neşe Gül’ün 17 yaşındaki kızının mektubunu TBMM’de okudu. Kamuoyu, Hakim Gül’ün, “hakkında yakalama kararı olduğunu bilmesine rağmen ailesiyle birlikte Türkiye’ye döndüğünü, sınır kapısında gözaltına alınıp tutuklandığını, eşiyle ayrı ayrı illerde cezaevlerine konulduklarını, 6 ay boyunca ailesiyle dahi görüştürülmediğini, ailesinin yedek kıyafet getirmesine dahi izin verilmediğini ve 3 yıldan beri bir hücrede tutulduğunu” Gergerlioğlu’nun mektubu okumasıyla öğrendi. (Kendisi, okuduğumuz Adalet Akademisi’nin müdürlüğünü e yapmıştı, o dönem de yardımsever tutumuyla bütün yargı mensuplarının gönüllerini kazanmasını bilmişti.)

Suçsuz bir kadın hakime yapılan bu haksızlıklar kamuoyu tarafından öğrenilmesine rağmen, Gül’e yönelik ağır hak ihlalleri hız kesmeden devam ediyor, bizim ise elimizden yazmaktan başka bir şey gelmiyor!

BAZI KADIN YARGIÇLAR HALEN HÜCREDE ve SUÇLARI VAHİM!!

İnfaz Kanunu’nun 44. Maddesi’nde hücre cezasının, “geceli gündüzlü bir hücrede tek başına tutulma ve her türlü temastan yoksun bırakılma suretiyle uygulanacağı” belirtilir. Kanun’a göre hücre cezası kanunda tek tek sayılan hallere mahsus olarak en fazla 20 güne kadar verilebilir.

Kanundaki açık hükme ve herhangi bir hücre cezası almamış olmalarına rağmen bayan hakimler Ayşe Neşe Gül, Nesibe Özer, Yeşim Sayıldı ve sayısını bilmediğimiz daha birçok hakim yaklaşık üç yıldır hücrede tutulmakta… Bu açık bir hukuksuzluktur, suçtur.

Ayşe Neşe Gül, Nesibe Özer ve Yeşim Sayıldı’nın ortak özellikleri, suçları(!):

– “2014 HSK seçimlerinde hükümet destekli YBP adaylarının karşısında aday olmaları”,

– Meslektaşlarınca tanınmaları ve takdir görmeleri,

– Hukukun üstünlüğünü korkusuzca savunmalarıydı.

Seçim sürecindeki en önemli vaadleri, “yargı bağımsızlığı” idi. O dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşen YBP temsilcilerinin ortak sözü ve vaadi ise “Yürütme ile uyumlu yargı” idi! (Sonradan bunu D. Perinçek mealen “Siyasetin köpeği olma” olarak formülize etmişti!)

Hakim Ayşe Neşe Gül

Nesibe Özer, hücrede tutulması nedeniyle sesini duyurmak için bir süre açlık grevine girmişti.

Ayşe Neşe Gül 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle yargılanıyor.

Yeşim Sayıldı 9 yıl 9 ay 9 gün hapis cezası aldı.

Herbiri hukukun üstünlüğüne inanmanın, güçlü birer kadın olmanın bedelini ağır bir şekilde ödüyorlar. Kimi kadın hakimler ise 7 kişilik koğuşlarda 40 kişi ile birlikte tutuldular/tutuluyorlar.

Aralarında hamile ve bebekli olanlar vardı. Onlardan birisi bebeğinin hastalanması üzerine bebeğinden ayrılmak zorunda kalmıştı. 15 Temmuz sonrasında, çok önceden hazırlanan fişleme listelerine göre gözaltına alınan kadın hakimlerin gözaltına alınma anındaki görüntüleri tam bir trajediydi.

Adalet dağıtan narin ellerine sert ve soğuk kelepçeler vuruldu.

Adliye önünde bekletilen grupların hakaretlerine maruz bırakıldılar.

Görüntüleri medyaya servis edildi.

Gözaltına alınırken akıllarında yalnız bıraktıkları çocukları vardı. Çoğunun eşi de hakim-savcıydı ve birlikte gözaltına alınmışlardı.

Memleketlerinden çok uzak yerlerde görev yapıyorlardı ve çocuklarını emanet edecek birini bulma imkanı dahi verilmemişti. Maddi ve manevi destekten yoksun bırakılan çocuklar, anne ve babalarının bir katil gibi götürülmesini izlediler. Çocukların hayat boyu unutamayacakları bu travmanın boyutunu bir düşünün! (Bana bu detayları anlatan bir bayan hakimin aktardığına göre, bu dramlardan birine maruz kalan bir kadın hakim, durumu avukatına anlatarak yardım istemişti. Zira 6 ve 13 yaşlarında iki çocuğu vardı. Eşiyle birlikte gözaltına alındıklarından beri çocukları evde yalnızdı. Tam iki hafta geçmişti. Endişeliydi, hiçbir haber alamamıştı. Avukat, kadın hakimin anlattıklarını dinleyince gözyaşlarına boğularak, kadın hakimin evine koşmuştu…)

İktidarın çok önceden muhalif olarak sınıflandırdığı kişilerden oluşturulan fişleme listelerine göre 15 Temmuz sonrasında tutuklanan kadın hakimler hakkında, uzun süre iddianame hazırlanmadı. Zira dosyalarında hiçbir delil yoktu. Delil oluşturmak için uzun süre çabaladılar. Sonrasında ise içi boş dosyalarla, onlarca kadın hakime 6 yıl 3 ay ile 11 yıl arasında değişen ağır cezalar verildi.

Kadın hakimlerin tutuklanmalarından sonra, ilginç bir şekilde, Türkiye’de kadın mağduriyetleri ve çocuk istismarı haberlerinde ciddi artış oldu. Kadın hakları savunucularının kadın hakimlere yönelik haksızlıkları dillerinden düşürmemeleri gerektiği halde, bir kez dahi gündemlerine almadılar. Şu an yurtdışına çıkabilmiş bir bayan hakimin bana dediği gibi:

“Kadın hakimler, gözü bağlı Themis heykelinde tasvir edildiği şekilde;

Adliyelerde adalet dağıtırken de yalnızdılar, cezaevi hücrelerinde de!..”

Fakat bu iş burada kalmıyor, çember gittikçe daralıyor. Azgın iktidar her seferinde daha fazlasını istiyor, daha fazla hukuksuzluk buyuruyor. Bu taleplere ileride daha fazla  dayanamayacağını öngören bazı yargı mensupları memleketlerine yakın yerlere tayinlerini istemeye başladılar. Zira bir gün iktidarın işine yaramayan bir karar verdiklerinden dolayı tutuklandıklarında aileleri ortada kalmasın da hısım akrabaları onlara kolay bakabilsinler diye…

Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi:

“Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu.

İnsanı insanla kırdılar; biri aç biri toktu.”

Halkı halka, hakimi hakime kırdırdılar, cezalandırdılar. İşleri bitenleri de tedavülden kaldırdılar.

Bu çarka dişli olanlar, alet olanlar;

“Size de yuh olsun, kırdığınız yerden kırılın.”

O kadarlık diyeyim.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin