Bizi kapkaranlık bir gelecek mi bekliyor?

HABER-YORUM | KEMAL AY

Son zamanların popüler tarihçisi Yuval Noah Harari, bu yıl Davos’taki Ekonomi Forumu’nun da konuğuydu. İnsanlık tarihini farklı bir açıdan ele alan ve bugüne dair yeni sorular sormayı başaran Harari’nin Homo Sapiens ve Homo Deus isimli kitapları, en çok satanlar listelerinde. İsrailli tarihçi, alanının en yetkin tarihçisi olarak görülmese bile, soğukkanlı ve analitik bakış açısı insanları etkiliyor. Özellikle de meseleyi herkese hitap edecek şekilde basitleştirebiliyor olması, cazip geliyor. Davos’a davet edilmesinden de anlıyoruz ki, Harari okuyanlar sadece heyecanlı üniversite öğrencileri ya da dünyada olup bitenlerden haberdar olmaya çalışan orta sınıf mensupları değilmiş.

İNSAN DA ROBOTLAR GİBİ PROGRAMLANABİLİR Mİ?

Harari, cevap vermeyi değil soru sormayı seven biri. Aslına bakarsanız kitaplarını cazip kılan da bu. Zira iyi sorular soruyor. Davos’taki konuşmasında insanlık tarihini üç önemli temele göre ayırıyor: Toprak, makine ve bilgi. Toprağın en önemli meta olduğu dönemler feodal dönemler. Toprak sahipleri ve köylüler şeklinde ikiye ayrılıyor insanlar. Sonrasında Sanayi Devrimi oluyor ve makine en önemli meta hâline geliyor. Bu sefer kapitalistler ve proletarya şeklinde ikiye ayrılıyor insanlık. Buraya kadar bilindik şeyler. Homo Sapiens kitabı kaba taslak bunu anlatıyor. Ancak Harari’ye göre günümüzde en önemli meta bilgi (data) ve bugün eğer insanlık ikiye ayrılacaksa bu iki ayrı ‘sınıf’ şeklinde değil iki ayrı ‘ırk’ şeklinde olacaktır. Homo Deus kitabında bahsettiği şey de bu.

Neden sınıf değil de ırk? Çünkü Harari, insan bedeninin biyo-kimya bir makine olduğunu, eğer buradaki ‘yazılımı’ bir süper-bilgisayar çözebilirse, her insanı tıpkı robotlar gibi programlamanın mümkün olduğunu düşünüyor. Bugüne kadar bunun mümkün olmamasının sebebi, insanda çok fazla veri olmasıydı. Ancak artık yapay zekâ robotlar ve süper-bilgisayarlar sayesinde bu çok fazla veri işlenebilir ve buna göre insanlar rahatlıkla yönlendirilebilir.

Bunu kim yapmak istiyor? Tabi ki de şu an bizi yöneten devletler. Harari, konuşmasında iki tane önemli örnek sunuyor. Birincisi küresel bir ‘gözetleme’ sistemi kurmaya çalışan ABD. Edward Snowden’ın ortaya çıkardığı PRİSM sistemi sayesinde ABD, bilgisayar programları aracılığı ile milyonlarca insanın iletişimini takip edebiliyor. Buradaki teknolojinin daha da gelişmesi durumunda, bütün sınırlar ortadan kalkabilir. İkincisi ise Harari’nin kendi ülkesi olan İsrail’in Batı Şeria’da her insanı tek tek fizikî takip altında tutması. Devletler çeşitli korkuları kullanarak son yıllarda ‘kontrol’ mekanizmalarını bir hayli güncellediler. Cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız hatta televizyonlarımız bile kolaylıkla ‘yerimizi belli eden’ araçlara dönüştü. Geçenlerde Amerikan askerlerinin fitness için telefonlarında bulunan uygulamaların yerlerini ifşa ettiği ortaya çıkmıştı. Aynı şekilde Türk askerinin Afrin Operasyonu sırasında paylaştığı Instagram fotoğrafları rotalarını ele veriyor.

SAĞLIK BİLGİLERİ TEHLİKEDE Mİ?

Facebook, Twitter, Instagram ve çok kullandığımız diğer uygulamaların bizden topladıkları bilgileri yapay zekâ programlarına aktardıkları sır değil. Her ne kadar teknoloji devleri bu bilgilerin ‘mahremiyeti ihlal etmeden’ kullanıldığını söylese de, özellikle reklam verenler ‘kişiye özel’ içerikler konusunda ısrarcı. Hayatınızı sürekli gözetleyen ve uygun kelimeyi duyduğu anda karşınıza reklam çıkaran bir mekanizma var yanı başınızda. Şimdiden evde kullanmak için üretilecek ‘hizmetçi robotlar’ ya da ‘seks robotlarının’ uzaktan kontrol edilerek insanları öldürebileceği tartışılıyor.

Ama Harari daha önemli görünen bir sorundan bahsediyor. Sağlık verilerimizin kullanılması ve bu sayede bedenlerimiz üzerindeki kontrolümüzün tamamen devletlere geçmesi durumunda, artık mücadele edilebilecek bir şey kalmayabilir. Bu durumda makineler giderek insansı özellikler kazanırken, insanlar da makineleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

DEMOKRASİ SONA MI ERECEK?

Devletlerin giderek güçlenmesi meselesi de Harari’nin ilgilendiği alanlardan birisi. Ama onun yaklaşımı şöyle: 20. yüzyılda demokrasinin yükselmesinin sebebi, bilginin adem-i merkeziyetinin daha işlevsel olmasıydı. Yani çok merkezli bir toplum modeli, bilginin ve teknolojinin farklı merkezlerde olması daha ‘kârlıydı’. Ancak eğer 21. yüzyılda merkezileşmenin daha ‘iyi’ olacağı fikri yaygınlık kazanırsa, demokrasiye tamamen veda edebiliriz. Bu durumda demokratik kazanımların, insan haklarının, kadın haklarının, eşitlikçiliğin ve daha bir yığın meselenin rafa kaldırıldığı bir yüzyıla uyanabiliriz.

Harari, bugün dünyayı yönetenlerin bunların farkında olmadığını düşünüyor. Bir sürü insanı bir araya getirip bu konuları konuşmalı ve bir çözüm üretmeliyiz, diyor.

Bu sözleri dünya siyasetinin kulağını verdiği bir platformda söylemeyi başardı. Bakalım insanlığın ‘liderleri’ bu sözleri dinleyecek mi? Yoksa el birliği ile kapkaranlık bir geleceğe mi yöneliyoruz?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin