Bırakınız bu ayakları!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Aslında yaşanan korkunç zulüm, kötülük ve nefret olmasa bu ülkede yaşananları izlerken kahkaha atmak bile işten değil…

Düşünsenize, hukuk alanında dünyanın en berbat ülkesine dönüştürülmüş olan memleketin adalet bakanı ortalığa çıkıp, sıkılmadan, mazlumun ahından, hak ve hukuktan bahsediliyor!

İnsanlık tarihinde münevverlere en büyük zulmü yapan kişi olarak tarihe geçenler hiç utanmadan, fikir özgürlüğü hakkında nutuk çekebiliyor.

Çöplükten ekmek toplayanlar bir dakika sonra “dik dur eğilme, bu millet seninle” temennasına durabiliyor.

Bir rejim nasıl bir motivasyon ile küçücük kanserli bir çocuğu bile isteye ölüme göndermeyi arzu edebilir ki?

Nasıl bir kötülük savrulması bu kadar zulme duyarsızlaştırabilir bir toplumu?

Kim, nasıl kurguluyor, ipleri tam olarak kim tutuyor inanın tam olarak bilmiyorum. Ama yakın geçmiş ve bugün içinde olan biteni aklıselim olarak görüp yarın hakkında bir fikir edinmek mümkün.

Şu anda Türkiye’yi yöneten güçlerin görünen ve az görünen kısımları biliniyor.

Erdoğan/Ergenekon koalisyonunun birkaç yıldan beri demir yumruk ile yörüngesinden savurduğu yarı demokratik bir ülke artık tüm dünyada totaliter rejim olarak algılanıyor.

Ergenekon’un bilinen ajandasına eklemlenen siyasal İslamcının dünya ve intikam hırsı ülkenin 50 yıllık geleceğini çöp etti maalesef.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Hoş, bu gelecek kimlerin umurunda, o da ayrı bir mevzu..

Kıt kanaat geçindiğini, borç içinde yüzdüğünü söyleyenler ile depremde soğukta tir tir titrerken konuşanların ortak cümlesi var; Erdoğan tabii, başka kim var bizi kurtaracak?

Girişi çok uzatmak istemiyorum…

İktidar medyası ki genel olarak havuz diye nitelendiriliyor, dönemsel olarak sıklıkla kullandığı bir muktedir terminolojisi var. J. Goebbels’den beri bilinen, bir yalanı ne kadar tekrarlarsan o kadar inanılır, sözü ile beraber kendi yaptığın ayıpları ısrarla düşmanına yama, şeklindeki iki temel prensibini bu medya uyguluyor.

Karşılarında bunu dengeleyecek bir medya kalmadığı için de, yavaş da olsa etkili oluyor…

Bilmem ne imamı, mahrem yapılanma vesaire..

İpleri tutanlar sanırım bu medyanın kullanacağı kelimeleri ara ara güncelleyerek masalarına iliştiriyorlar ki, vaktiyle yukarıda adını andığımız yaftalamalar ısrarla kullanılırken bugünlerde yeni tedavüle sokulan bazı terimler mevcut… “Siyasi ayak” da bunlardan birisiydi ve şu anda birincisi.

Enteresan olan muhalefetin de garip bir şekilde iktidarın önüne uzattığı bu tabaktan yiyerek iktidarla kavga etmeye çalışması.

Zannediyorlar ki, iktidar ile “sensin o” kavgasını kazanabilecekler. Erdoğan’ın bir tartışmayı kaybedeceğini anladığı an daha büyük bir darbe ile hasmını şaşırtacağından habersiz gibiler. İş Bankası meselesine bu yönüyle de bakmak lazım.

Vaktiyle berberimiz Kemal’e “Kıl imamı” diyerek maytap geçerdik. Bugünlerde gazeteler de, “kıl ayağı, sac ayağı, deve ayağı, bilmem ne ayağı” gibi deyimler duyarsanız şaşırmayın.

Mesela şahsen fütönün metrobüs ayağı kadar köprü ayağını da merak ediyorum!

Şaka bir yana, bir ayak muhabbetidir gidiyor…

Bilirsiniz argomuzda “bırak bu ayakları” diye meşhur bir deyim vardır.

İçi boşalan ülkeyi sağa sola savurmak çok kolaylaşıyor sanırım, bu sebeple saray elinde tuttuğu balondan ülkeyi canın istediği yere savuruyor ama başta da söylediğim gibi işin içinde, ölüm, kan, ihanet gibi önemli mevzular var.

Suriye bataklığına saplandıktan sonra ülkenin Avrasya ve Putin ayaklarını afişe edecektir havuzcu biladerler.

Bir tane aklı başında şahıs da kalmadı zaten, birader bırakınız bu ayakları, desin…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin