Bir türkünün öyküsü

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Ergenekon’un ülkemize armağan ettiği yalapşap tarihçilerin koçbaşlarından biri nice zamandır aşı/sağlıklı beslenme vesaire gibi konularda tam bir zihin bulamacı çalışmaları yaparak kendine yeni ekmek alanı olarak buraları açmayı deniyor.

Meselenin gündeme gelmesi enteresan bir vesileyle olduğu için konuyu daha bütüncül ve ideolojinin bulanık bataklığına saplanmadan ele almakta fayda var sanırım.

Hatırlarsınız; 20 Ocak 2018’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Millî Ordusu (SMO) grupları tarafından Suriye’nin Halep ilinin Afrin ilçesi ile Azez ilçesine bağlı Tel Rıf’at kentine yönelik başlattığı askerî harekât başlattı ve buna “Zeytin dalı harekatı” denildi. Türkiye, harekâtın amacının ülkenin varlığına tehdit olarak gördüğü ve terör örgütü olarak tanımladığı PKK, KCK, PYD-YPG ve Irak ve Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) bölgeden uzaklaştırmak, sınır hattının ve bölgedeki halkın güvenliğini sağlamak ve kontrol altına almak olduğunu bildirdi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Afrin’e yönelik harekât sonrasındaki hedefin Menbiç olduğunu açıkladı.

26 Mart 2018’e kadar Bülbül, Cinderes, Mabatlı, Raco, Şeran ve Şeyh Hadid belde merkezleri ile 282 köy, 6 köy altı yerleşim, stratejik 23 dağ veya tepe, 1 baraj, 1 havaalanı ve 1 üssün de dahil olduğu 50 stratejik nokta; toplam 332 bölge Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Millî Ordusu tarafından kontrol altına alındı. 18 Mart’ta Afrin kent merkezi, 24 Mart 2018’de ise Afrin ilçesinin tamamının ele geçirilmesi ile harekât, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Millî Ordusu’nun askerî zaferi ile sonuçlandı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi verilerine göre harekât boyunca 1584 YPG/PYD ve Suriye Demokratik Güçleri mensubu, 91 Suriye Silahlı Kuvvetleri mensubu asker, 604 Suriye Millî Ordusu askeri ve 85 Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hayatını kaybetti. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan basın açıklamalarında; 4.608 PKK/YPG/PYD ve IŞİD mensubunun etkisiz hale getirildiği, 320 SMO askeri ile 54 TSK askeri hayatını kaybettiği ve 236 askerin ise yaralandığı açıklandı. SDG kaynakları ile PKK’nın yayın organlarına göre ise; 1648’den fazla SMO ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hayatını kaybetti, 820 SDG üyesi ve 62 Suriye Silahlı Kuvvetlerine mensup asker yaşamını yitirdi.

Bu arada havuz medyasında çok yer bulmadı ama uluslararası ajanslar ve özellikle Kürt medyası, harekat sırasında önemli bir talan ve yolsuzluk haberini dünya kamuoyuna duyurdular.

Buna göre; TSK ve onların desteklediği ÖSO, Afrin’deki zeytinyağlarını çalıyordu!

Bunu ilk dile getiren Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ve İsviçreli milletvekili Bernhard Guhl da olmuştu. Gözlemevi raporunda şöyle diyordu: ‘Zeytin Dalı’ operasyonundaki unsurlar tarafından Afrin kırsalındaki zeytin kompresörlerinden çalındı ve çeşitli pazarlarda satıldı.” Guhl ise “Afrin’de zeytin bahçeleri hem Türk güçleri hem de destekledikleri Cihatçı milisler tarafından yağmalandı. Çaldıkları zeytinyağını İspanya’ya sattılar. Satmaya da devam edecekler” diye konuşmuştu.

Nitekim Bakan Pakdemirli bu iddiaları doğrulayan açıklamalar yaptı.

İki gün önce, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki Dışişleri Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçe görüşmelerinde de konu gündeme geldi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi egemenliğini ve bağımsızlığını Gaziantep merkezli geçici Suriye Hükümeti kurarak, bu oluşumun Başkanını da televizyonlara çıkararak, bu oluşumun Suriye’den alınan diplomalara denklik vermesine izin vererek, Afrin’de ÖSO’nun çaldığı zeytinlerden üretilen zeytinyağlarını Türkiye üzerinden ihraç ederek, Suriye’de fakülte kurarak sağlamak mümkün değildir. Bütün dünya, Suriye’deki askerî varlığımızın giderek azaltılmasını beklerken, görülen odur ki AKP’nin Suriye’den çıkmaya niyeti yoktur. Olsaydı, Suriye toprakları üzerinde Türkiye merkezli olarak kurumsallaşmaya çalışılmazdı” diye konuştu.

Bunun üzerine AKP’den Uğur Aydemir “Afrin’den veya Suriye’den zeytin ve zeytinyağı Türkiye’ye gelmekte midir? Evet, gelmektedir. Orada yaşayan insanlar, Afrin’deki insanlar zeytin üretmektedirler, zeytinyağı üretmektedirler. Eğer biz bunları Türkiye olarak almazsan bunları kim alacak değerli arkadaşlar? Kim alır bunları, kim satar?” diyerek el koymayı itiraf etti.

Öte yandan İspanyol El Poblico gibi gazeteler de Afrin zeytinyağını Erdoğan iktidarının çalıp sattığını açık açık yazdılar.

Kanada medyasına göre Türkiye Afrin’de çöktüğü zeytinyağlarını etiketini bile değiştirmeye ihtiyaç duymadan Türk Malı diye satıyor.

Öte yandan bedelsiz olarak elde edilen bu zeytinyağlarının yerli piyasayı da perişan ettiği ortaya çıktı.

Konunun uzmanları bahsi geçen el koyma/talanın maddi boyutunun 700 milyon doları aştığı iddiasında.

“Gelin nazlanması” da denilen çok hoş bir halk türkümüz var:

“Zeytinyağlı yiyemem aman

Basma da fistan giyemem aman!”

İlk bakışta sağlıklı beslenmeye karşı ve basma/fistan gibi yerellik düşmanı bir algı oluşturan bu türkü, pek çok Anadolu türküsü gibi bambaşka bir hikayeye sahip aslında.

Aslında hemen hepsi birer öyküye sahip olan türkülerimiz var ancak “Gelin nazlanması” diğerlerinden biraz farklı. Zira türkünün öyküsünde aşk, kavuşamama, hüzün, gurbet gibi şeyler yok. Ticari çıkarlar, kandırılmış bir halk ve bu gibi sebeplerle yıllarca sağlıksız bir tüketime mecbur bırakılan insanlar var.

Dillere destan olan bu türkü 2 Kasım 1954’te İhsan Kaplayan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş.

Hikayesine geçmeden önce bir iki tarihsel vakıayı hatırlatmakta yarar var. Malum olduğu üzere 2. Dünya Savaşı sonrasında yürürlüğe Marshall Planı isimli bir plan girmişti.

Marshall Planı esasen, 1947’de önerilen, 1948-1951 yılları arasında da yürürlüğe giren Amerika kaynaklı bir yardım paketiydi. Bu paketten yararlanan ülkeler arasında, Türkiye de dahil tam 16 ülke bulunmaktaydı.

Bir diğer ayrıntı ise Amerika’nın o tarihlerde dünyanın en büyük mısır üreticilerinden biri olmasıydı. Dolayısıyla dünyanın en büyük mısır ihracatçılarının başında geliyordu ABD.

İşte bu ülke enteresan şekilde Marshall Planına bir madde eklemişti: Marshall yardım paketinden faydalanmak isteyen ülkeler “mısırözü yağı alma” ön koşulunu kabul ederler!

Yine ilginç gelişmelerden biri de margarin sektöründe olur. Türkiye tarihinin ilk margarin fabrikası kurulunca, milyonlarca zeytin ağacı kökünden sökülür.

Elimizde kalan çok az miktardaki zeytinyağı da mısır özü yağına karşılık “barter” usulü değiş-tokuş edilir. Ve tıpkı bugün Ergenekon’un aşı benzeri kampanyalarda kullanan uluslararası karteller o dönem, zeytinyağının kanser yaptığına dair inanışı halka empoze etmeye başlar.

Türk halkı bu algı operasyonu ile zeytinyağından nefret ettirilip margarin türü yağları tüketmeye alıştırılmak istenir ve ciddi anlamda muvaffak da olunur aslında.

İşte tam bu esnada sipariş edilen bir türküdür “gelin nazlanması”…

Çok kısa bir süre içerisinde Türk halkı zeytinyağı tüketme alışkanlığından tamamen uzaklaştırılır. Bir zeytin cenneti olan ülke nedense margarin ve Ayçiçek yağına alıştırılmış olur.

İşte bu türkü de o zamandan bugüne miras olarak kalır.

1 YORUM

  1. Bu yazıyı biri Canan Karatay hanıma ulaştırsa iyi olur. Bir dakika ya! “İyi olur” dedim ama bu defa da kadıncağıza “F..ö”:ağzıyla konusuyorsun; kripto F..cü” falan demesinler…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin