Bir Türkiye gerçeği; ‘Zorla kaybedilme’

YORUM | Av. Nurullah ALBAYRAK

Zorla kaybedilme, bir kimsenin sadece özgürlüğünden değil, yaşam hakkından, güvenlik hakkından ve adil yargılanma hakkından da yoksun bırakılması demektir. Zorla kaybedilen kişi devletin elindedir ama yetkililer kayıp kişinin nerede olduğunu bilmediklerini, çoğunlukla da kaçırılma iddiasının bir terör propagandası olduğunu söylerler. 

Zorla kaybetme eylemleri çoğunlukla işkenceyi de içinde barındırır ve gözardı edilemeyecek bir çoğunluğu ise bir daha haber alamama ile sonuçlanır.  İnsanlık suçu olarak tanımlanan bu eylemin kanıtlanması çok güçtür, bu suçun sistematik hale geldiği ülkelerde ise neredeyse imkansızdır.   

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

1980’den günümüze Türkiye’nin de içerisinde olduğu 60 civarında ülkede ne yazık ki bu insanlık suçu işlenmektedir. 

1960’lı yıllarda Latin Amerika’da sıkça görülen bu insanlık suçu (zorla kaybetme), 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’de de görülmeye başladı. ‘Cumartesi Anneleri’ olarak bilinen ve 25 yıldır kaybedilen evlatlarını arayan anneler, en azından çocuklarının ‘kemiklerini’ bulmak için seslerini duyurmaya çalışıyorlar. 

Zorla kaybedilme vakalarının çok yaygın hale gelmesi üzerine 18 Aralık 1992 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ‘Herkesin Zorla Kaybedilmeye Karşı Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ kabul edildi. Zorla kaybetme eylemleriyle ilgili ihlallerin sona erdirilmesi adına yol gösteren bu sözleşmeye Türkiye halen imza atmadı. 

Zorla kaybetme vakalarının gerçekleştiği devletlerin tamamına yakını ya askeri cunta, ya tek parti ya da tek kişinin yönetiminde olan ülkeler. Zorla kaybedilenlerin kimlikleri ülkeye ve döneme göre değişmekle birlikte genel olarak, muhalefet liderleri, aydınlar, ya da rejime muhalif grupların mensupları.

Zorla kaybedilme suçunun failleri devletle resmi ya da gayri resmi ilişki içinde oluyor. Bu ilişki nedeniyle de zorla kaybetme vakalarının, devlet aygıtını elinde bulunduranlar tarafından istenmedikçe aydınlatılması mümkün olmuyor. 

Kayıp kişilerin halen yaşadığı umudunu hiçbir zaman kaybetmeyen yakınları ise çoğunlukla yalnız bırakılmakta, suçlu olarak görülmekte ve olayın üzerine gitmemeleri için baskıya ve tehdide  maruz kalmaktalar. Bu baskılar nedeniyle de yapacakları bir girişimin, kayıplarının aleyhine olabileceği, hatta ölümüyle sonuçlanabileceği endişesiyle olayın üzerine gidememekteler. Bazı zamanlarda ise kayıplar hainlikle, yurtdışına kaçmış olmakla itham edilerek karşı suçlama ve gözdağıyla da karşılaşmaktalar. Kayıp yakınlarının endişelerini dile getirmek ve halkın desteğini almak için yapmak istedikleri basın açıklamaları ve gösteriler ise ya yasaklanmakta ya da zor kullanılarak dağıtılmaktadır. 

Türkiye’de yaşanan zorla kaybetmeler ve faili meçhul cinayetler konusunda çalışan “Hakikat Adalet Hafıza Merkezi”nin paylaştığı verilere göre; 1990’lı yıllardan itibaren 1,532 kişinin zorla kaybedildiği rapor edilmiştir.  2000’li yıllarda azaldığı belirtilen zorla kaybetmelerin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yeniden başladığı ve bu süreçte de 29 kişinin kaçırıldığı belirtilmiştir. 

İnsan hakları alanında çalışmalar yürüten resmi kurumlar da, ya kayıp iddialarına karşı suskun kalmakta ya da kaçırılma olaylarının arkasında devlet olduğu iddiasının kirli bir propaganda olduğunu söylemekteler. Bunun en çarpıcı örneği, 2017 yılında TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı olan Mustafa Yeneroğlu’nun o tarihte yaptığı sözlerdir. Yeneroğlu, “Bu olayların arkasında kamu gücünün olduğunu söylemenin kirli bir propaganda” olduğunu belirtmişti.  AKP’den istifa ettikten sonra ise kaçırılma olaylarının arkasında kamu görevlilerin olduğu şeklinde açıklama yapmıştır. Bu olay, iktidarın ve kamu kurumlarının tavrını göstermesi açısından manidardır.

Türkiye’de 2016 sonrası zorla kaybedilen insanların büyük çoğunluğunu ‘Gülen Hareketi’ mensubu olduğu ifade edilen kişiler oluşturmaktadır. Son dönemde kaçırılan bu kişilerden büyük çoğunluğu aylar sonra  Emniyet birimlerinde ortaya çıktılar. İlk ifadelerinde kaçırılmadıklarını, kendi istekleriyle Emniyete geldiklerini ve teslim olduklarını söylemişlerdi. Teslim olmadan önce hazırladıklarını iddia ettikleri itiraf(!) metinlerini sunmuşlardı. Bu kişiler, aileleri tarafından tutulan avukatları reddettiler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve Birleşmiş Milletler’e yapılan başvuruların da geri çekilmesini istemişlerdi. 

Son dönemde kaçırılanlarda beşi, mahkeme aşamasında nasıl kaçırıldıklarını, ne tür işkencelere maruz kaldıklarını ve kaçıran kişilerin cezaevinde kendilerini halen tehdit etmeye devam ettiklerini anlattılar. Olay tüm detaylarıyla anlatılmış olmasına rağmen etkili bir soruşturma hala yapıladı,  suçun failleriyle ilgili herhangi bir işlem de başlatılmadı. 

Son dönemde kaçırılanlardan Yusuf Bilge Tunç, Sunay Elmas ve Ayhan Oran’dan hala haber alınamadı. Kayıp yakınları, hala yaşadıklarını umut etmek istiyorlar. 

Türkiye’de yaşanan zorla kaçırma olaylarında ayrı bir başlık da,  yurtdışından yasadışı yollarla kaçırılan kişilerdir. Kazakistan’dan yasadışı yollarla kaçırılan Zabit Kişi, 108 gün sonra Emniyet’te ortaya çıktı. İktidara yakın medya kuruluşları, kaçırma faaliyetlerinin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından yapıldığını  haber  olarak duyurmakta mahsur görmediler.  MİT tarafından onlarca farklı ülkeden 100’ün üzerinde Gülen Hareketi mensubu kişinın yasadışı olarak Türkiye’ye getirildiği duyuruldu.      

Yaşanan zorla kaçırma vakalarının failleri her ne kadar gizli gibi görünse de, herkes kaçırmaların kimler tarafından yapıldığını bilmektedir. Bu durum, “Türkiye’nin Açık Sırrı olarak gösteriliyor.  

Zorla kaybedilme mağdurlarını unutmama ve unutulmalarına müsaade etmeme çabasının, yalnızca kayıp birinin bulunması için değil, aynı zamanda insanlığa karşı işlenmiş bir suçla mücadele etmek için olduğu unutulmamalı.    

Kayıp yakınları, kaçırılma vakalarına karşı herkesin yardım etmesini bekliyor. Bu insanlara yardım etmek ve zorla kaybetme faillerinin cezalandırılması için mücadele etmek insan olmanın bir gereğidir. Bu onurlu mücadele, insan haklarına dayalı, adil ve yaşanabilir bir dünya inşa etmek için üzerimize düşen bir  sorumluluktur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin