Bir trajik anafor: Kötünün büyük aşkı!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Sanat işinde kötü yoktur aslında. En azından ben öyle inanırım.

Beceriksiz vardır ama..

Yapamayan, batıran, eline yüzüne bulaştıran olduğu gibi.

Bu sebeple kötü film, kötü şarkı, kötü roman olmaz…

Olmamıştır en nihayetinde..

Kimse bir işi kötü yapmak için yola çıkmaz sanat işinde.

Hatta belki paylaşmaz ama en iyiyi yapmayı düşünür sanatçı.

Edward Davis Wood, bilinen ismiyle Ed Wood böyle bir sanatçıydı.

Sinema tarihinin “en kötü”sü olarak kabul edilir film otoritelerince.

Hatta o kadar ki, “hayranlık bıraktıracak kadar kötü” diye tabir eder bazı film eleştirmenleri.

Sinema ile ilişkisi ne kadar kötüyse aşkı da o kadar iyi ve büyüktü Ed Wood’un.

Ne pahasına olursa olsun film çekmesi gerektiğine inanıyordu bu iflah olmaz ümit dolu adam. Her filminde dünyanın en iyisini yapacağına inanıyor.

Öyle sarsılmaz bir inancı var ki üstelik, filmin galasında yumurta ve domates yağmuruna tutulmasına rağmen eve gidip yeni projesine hazırlanabiliyor.

Aynı aşk ve tutkuyla …

Eleştirmenler filmini tabi caizse “gömüyorlar” her yazılarında. Ancak o baştan sona zehir zemberek aşağılama dolu yazılarda bile bir tek cümlelik iyi yönü bulabiliyor.

“Bak, kostümü beğenen de var” diye savunuyor mesela eşine…

Hiçbir film şirketi ona film yaptırmayınca kendisinin ve hanımının tüm birikimini bu yolda harcıyor.

Parası bitince gizlice film stüdyolarına sızıp geceleri, malzemeleri çalıp, film çekmeye devam ediyor.

Pek çok Hollywood şirketi onu sokağına bile sokmuyor bu yüzden.

Bu sefer kilisenin kapısını çalıyor ve en güzel Hıristiyanlık filmlerini çekeceğini söylüyor.

Sonuç yine felaket.

Oradan da uzaklaştırılması uzun sürmüyor elbette.

Bu kez pornografi sektörüne gidiyor.

Film çekeyim de nasıl olursa olsun gibi bir takıntısı var.

Kendisi bunun büyük bir tutku ve aşk olduğunu düşünüyor ve sinemanın yakasını bırakmıyor ölene kadar.

Hiçbir oyuncu onunla çalışmak istemeyince, o gidip ölmek üzere olan yaşlı aktörleri buluyor.

Kendisiyle alakalı fikir sahibi olmayan, vaktiyle sinemada bulunmuş emekli oyunculara sarıyor bir süreliğine.

Onlar da durumu anlayınca bırakıyorlar Ed Wood’u.

Kariyeri boyunca son derece düşük bütçelerle çalışıyor ancak bu durumu asla dert etmiyor. Bütçesini aşan sahneler için rahatlıkla başka filmlerden sahneleri çalıp filmine koyabiliyor. Gece yarısı film stüdyosundan çaldığı ahtapotun pompasını unutunca, şişirmeden koyuyor filmine mesela. Bela Lugosi ölüme yakınken kendisiyle bir film çekmek üzere anlaşıyor ama emaktör oyuncunun ömrü vefa etmiyor filmin çekimine.

Ne gam!

Ed Wood deneme çekimlerindeki sahneleri koyuyor filmine.

Son tahlilde hiçbir Ed Wood filmi için “iyi” film denmiyor. Çoğu kişi film bile saymıyor onun çektiklerini. Yönetmen Tim Burton 1994’te bu ilginç insanın filmini çekti ve onun sanata duyduğu aşkı büyük bir başarıyla filme aktardı.

İşte o zaman Ed Wood filmleri tekrar popüler oldu. Video kiralama dükkanlarında yok sattı, filmleri tekrar vizyona girdi.

Herkes perdede kendisine gösterilen filmi değil, arkasındaki büyük aşkı görmeye çalışarak büyük bir anlayışla izlemeye başladı Ed Wood filmlerini. Ve Burton’un filmi iki dalda Oscar alarak ölümünden sonra ödüllendirdi bu aşk ve tutku insanını.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin