Bir Şerif Mardin daha yetiştirebilir mi bu topraklar?

HABER-YORUM | KEMAL AY

Şerif Mardin’in dünyadan göçüp gittiği şu günlerde, tuhaf müfredat tartışmaları veriyoruz. AKP iktidarı 15 Temmuz’u müfredatın temeli hâline getirerek kendi ‘kurucu efsanesini’ gelecek nesillere dikte etmeye çalışıyor. Diğer yandan ‘evrim’ sembolik önemine binaen müfredattan kaldırılıyor ve yine tamamen sembolik bir hamle ile ‘cihat’ kavramı ders kitaplarına giriyor. Modernite tarafından ‘dışlanan’ İslamcılık ideolojisi, kendi aklınca Modernite’yi taklit ederek onu alt edeceğini düşünüyor. Rahmetli Şerif Mardin, bu duruma gülmüştür muhtemelen.

DİN ÜZERİNE ÇALIŞMALARI HEP REFERANS OLACAK

Zira Cumhuriyet’in kurucu kadrosu da benzer bir modern dayatma metodu ile kimlik inşa etme işine girişmiş, Mardin’in tabiriyle kendi diskuru içinde ‘iyiyi, doğruyu ve güzeli’ bulamadığı için kaybetmişti. ‘Kemalist devlet’ ya da bundan önceki devlet, katı bir seküler Türklük ideolojisi düşledi. Bilhassa 12 Eylül’de ciddi anlamda örselenen sol entelektüeller, devletin bu ideolojisini ‘Türk-İslam sentezi’ ile açıklamaya çalıştılar ancak meselenin ‘İslam’ kısmının bir çeşit zorunluluktan kaynaklandığını, bu zorunluluğu da devletin uzun süre pek de yıldızının barışmadığı ‘halkın yaşam biçiminin’ dayattığını gözden kaçırdılar. Nitekim devlet İslam’ı diyebileceğimiz şey, Diyanet eliyle yerine göre arttırılıp azaltılarak uygulanan bir çeşit ‘kür’ olarak görülüyordu.

Laiklik-dindarlık çerçevesinde baktıkları din meselesini bambaşka bir bağlamda ele alan ve bunu bilimsel çalışmalarla gündeme taşıyan ilk isim Şerif Mardin oldu. Bediüzzaman Said Nursî örneğinden yola çıkarak Nur Cemaati’ni anlamaya çalışan Mardin, sivil alandaki cemaat ve tarikatların ‘sivil toplum’ işlevi görebileceğini söylemişti. Zira devletten dışlanmışlık bir yandan canlı bir ‘sosyal dayanışma’ getirecekti ve bu dayanışmanın mecbur bıraktığı ‘yatay örgütlülük’ hâli, Batı’daki sivil toplum meselesinin bir benzerine dönüşebilecekti. Avrupa’da krallarla feodal egemenlerin çatışmasının ‘dışında’ kalan ve fakat ticari çıkarlarını korumak isteyen ‘burjuva’ bir anlamda sivil toplumun temelini atmıştı. Türkiye’de de özellikle ‘Anadolu kaplanları’ olarak anılan dindar işadamları kuşağı, Mardin’den hareketle biraz da, toplumda böyle bir ivmenin mümkün olabileceğini göstermişti.

KENDİ KENDİNİ KRİTİK ETTİ

Gelgelelim Şerif Mardin, daha sonra bu görüşünü revize edecekti. ‘Sivil Toplum: Bir Batı Rüyası’ makalesiyle, Türkiye’de dinî tarikat ve cemaatlerin tam olarak Batı’daki anlamıyla sivil topluma tekabül etmeyebileceğini açıkladı. Ardından ortaya attığı ‘mahalle baskısı’ kavramı, bu dinî yapılarla iktidar arası ilişkilerin nasıl şekillenebileceğiyle ilgili bir fikir veriyordu. Mardin’e yönelen eleştiriler, dinî grupların Cumhuriyet öncesinde var olan iktidarla ilişki geleneklerini işaret etmişti. Zaten Mardin de, ‘mahalle baskısı’ kavramıyla birlikte geçmişteki bu pratiklere atıfta bulunarak ‘sivil toplum’ örgütlülüğüne sahip dinî tarikat ve cemaatlerin iktidarla işbirliğine gittiği durumda, doğrudan devletin ‘uzantısı’ gibi davranabileceğine ya da algılanabileceğine işaret etmişti.

Şerif Mardin, Nurculuk üzerine yaptığı çalışma sebebiyle Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TÜBA) kabul edilmeyecekti. Ancak onun toplum ve din olgusu üzerine yazdıkları Oxford’da okutuldu. Katı seküler kesim Şerif Mardin’i hayattayken de, ölümünde de rahat bırakmadı ve ‘dinciliği görememekle’ eleştirdi. Oysa Mardin, meraklı bir sosyal bilimcinin yapacağı gibi ‘odadaki filin’ niye orada olduğunu anlamaya çalıştı. Onu yok saymak, ‘geçici bir durum’ olarak görmek yerine Türkiye’deki din olgusunun sosyolojik temellerini araştırdı. Batı’da üretilen kavramların merceğinden bakarak insanlığın birikimine yaklaştırmayı denedi.

REFORMCULARIN KAPASİTESİ REFORMU BELİRLER

Şerif Mardin’in bugünü anlama yöntemi çoğunlukla geçmişe bakmaktan geçiyordu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişi mümkün kılan Tanzimat dönemi kırılmasına ve sonrasındaki düşünce akımlarına eğildi bir süre. Reform hareketlerinin, Jön Türkler olarak bilinen öncü bir takım entelektüellerin ‘kişisel kapasiteleri’ ile nasıl sınırlandığını gösterdi. Bu kişilikleri anlayabilmek için de dönemin edebiyatını, matbuatını didik didik etmek gerektiğine inandı. Reform imkânı tarihsel şartlarla belirlenmişti belki, yani ‘düzen bozulmuştu’ ancak reform adına alınacak yol, bu imkânı kullanacak kişilerin kabiliyetleriyle belirlenecekti. Nitekim Cumhuriyet’in kuruluşu ve ikâmesi ‘kadroların’ dünya algısına göre oldu. Küçük çıkar çatışmaları, bir dizi iktidar kavgası, küskünlükler ve dostluklar yeni devletin oluşumunu getirdiği gibi toplumdaki dönüşüme de ‘liderlik’ etti.

Şerif Mardin, ‘Cumhuriyet’in öğretmeni, cami imamına yenildi’ derken de aslında bu ‘reform imkânının’ kullanılamadığına dikkat çekmişti. Rejimin dışladığı kesimler, ‘dışarıda’ bir örgütlülük üretmişlerdi. Kısa süre öncesine kadar çok sık gündemde olan ‘merkez-çevre’ okumasının kaba özeti buydu. Merkez, sistemi sürdürebilecek kadar esnekleşemediği için çevreden gelen dalga ‘yıkıcı’ etki göstermişti. Bunda sadece ideolojik katılık değil bürokratik yetersizlik, ‘devlet sanatının idrakinde olmamak’ gibi unsurların da etkili olduğu söylenebilir.

ASIL ÜZÜCÜ OLAN…

Sol entelektüeller Şerif Mardin’i, Marksist (Karl Marx ekolü) değil Weberyan (Max Weber ekolü) olduğu gerekçesiyle ‘tutmazdı’. Vefatıyla birlikte onu ‘dinci iktidarın payandası’ ilan edecek kadar ileri gidenler oldu. Bazıları ona ‘liberal’ diyerek, bir cepheye hasretmeye girişti. Muhtemelen onun taraftarları da ‘yere göğe sığdıramayarak’ bu kavgada taş atacaklar. Oysa Şerif Mardin, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli sosyal bilimcilerden birisi olarak söyleyeceklerini tarihe emanet etti. Dönüp dönüp okunacak, referans alınacak çalışmalara imza attı. Eleştirilecek de elbette. Zaten ilmin gereği bu. Ancak Şerif Mardin’i kaybetmek kadar üzücü bir gerçek de, bugün Türkiye’nin bir daha Şerif Mardin yetiştiremeyecek bir darboğaza girmiş olduğudur. Eğer bu karabasan ‘kalıcılaşırsa’, Şerif Mardin ‘uzak bir şehrin bilgesi’ olarak hatırlanacak.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin