Bir hukuk garabeti olarak İstiklal Mahkemeleri [Dr. Serdar Efeoğlu]

28 Şubat döneminin zorba ve baskıcı anlayışına karşı özgürlükçü ve liberal yaklaşımlarla iktidara gelen AKP, Gezi Olayları sonrasında farklılıklara tahammülsüz bir anlayışı benimsedi. 17 Aralık sürecinde ise kurduğu Sulh Ceza Hâkimliklerini, Cemaati bitirmede önemli bir vasıta olarak kullandı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında OHAL ile birlikte eline geçirdiği sınırsız güçle yargıyı kullanarak darbe ile alakası olmayan farklı kesimlerden binlerce kişiyi tutuklatmayı başardı. AKP böylece sürekli eleştirdiği Tek Parti yönetiminin yıllar önce muhalifleri tasfiyede kullandığı İstiklal Mahkemelerini aratan icraatlara imza attı.

Yeni Türk Devleti temel hukuk kurallarının bile dikkate alınmadığı İstiklal Mahkemeleri sayesinde 1950’lere kadar devam edecek tek parti yönetimini kurdu. Bu mahkemeler 1920-1923 döneminde toplam 3.919 kişi hakkında idam kararı verdi. 1927’ye kadar faaliyette bulunduktan sonra yeni bir mahkeme kurulmayarak fiilen yok edildi ve 1949’da çıkarılan kanunla hukuken ortadan kaldırıldı.

İSTİKLAL MAHKEMELERİ NEREDEN ÇIKTI?

Milli Mücadele’nin en önemli sorunlarının başında “asker kaçakları” problemi geliyordu. Firariler orduyu zaafa uğratmakta ve eşkıyalık yaparak asayişin bozulmasına neden olmaktaydılar. TBMM’nin ilk çıkardığı kanun olan Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile isyancılar ve asker kaçakları için uygulanacak cezalar belirlendi. Bu kanunu uygulayan mevcut mahkemelerin davaları kısa zamanda sonuçlandıramaması üzerine 11 Eylül 1920’de “Firariler Hakkında Kanun” kabul edilerek Fransız İhtilâli sırasında görülen “İhtilâl Mahkemesi” örneğinden hareketle “İstiklal Mahkemeleri” kuruldu. Mahkemenin üyeleri milletvekilleri arasından seçilecek ve kararları kesin olup temyize götürülemeyecekti.

Mahkemeler firariler için kurulmasına rağmen daha sonra “vatana ihanet, casusluk, eşkıyalık, yolsuzluk” davalarına da baktılar. İstiklal Mahkemeleri yargılama yaparken üzerinde başka bir otorite tanımayan, bütün memurları yargılayabilen, hiçbir kanun maddesine bağlı olmayan ve Anayasal yönden tartışmalı mahkemelerdi. Kendilerini olağanüstü devrim mahkemeleri olarak gören bu mahkemelerde avukat bulundurulması engellenmiş, sadece İstanbul İstiklal Mahkemesi avukata izin vermiştir. İzmir İstiklal Mahkemesi’nde sanık Şükrü Bey avukat talebinde bulunduğunda Başkan Ali Bey “Ne diyeceğiniz varsa açıkça söyleyiniz.Avukatla falan geçirecek vaktimiz yok” cevabını vermiş, şahit dinlemeyi zaman israfı saymıştır. Başlangıçta savcılık kurumuna da yer verilmemiştir.

Mahkeme üyelerinin çoğu hukuk eğitimi almayan kişilerdi. Görev yapan 67 kişiden sadece 26’sı hukukçu olup diğer üyeler mülkiye mezunu, doktor, müftü, gazeteci ve tüccar gibi mesleklere mensuptu. Mahkemeler halka açık olarak yapılmakta, mahkemenin yeri ve saati önceden gazetelerde ilan edilmekteydi. Halk duruşmaları büyük bir ilgiyle izlemekte, herkesin bir ibret dersi alması amaçlanmaktaydı. Örneğin İzmir Suikastı davası, seyircilerin çokluğu nedeniyle Elhamra Sineması’nda yapılmıştı.

Yargılamalar kısa sürede sonuçlanmakta ve infaz halkın önünde gerçekleşmekteydi. Önemli davalar gazetelerde çok geniş bir şekilde yer almakta ve bu şekilde kamuoyunun ilgisi sağlanmaktaydı. Bazen yargılamalar toplu olarak yapılmakta, özellikle asker kaçaklarının yargılamasında bu yola başvurulmaktaydı. Örneğin Konya İstiklal Mahkemesi 806 asker kaçağını bir celsede yargılamıştı. Yine 27 yaşındaki Mustafa Necati’nin başında bulunduğu Kastamonu İstiklal Mahkemesi “asker kaçağının yerine yakınlarının askere götürülmesi, kaçak kişinin mal ve mülkünün yakılması, mallarına el konulması” gibi kararlar vermişti. Bu mahkeme Bolu’da 200 firariye topluca idam cezası da vermişti.

MAHKEMELERİN ÜSTÜNDE M. KEMAL PAŞA DENETİMİ!

Mahkemelerin bağımsız olmaması önemli bir problem oluşturuyordu. Kılıç Ali ve Eşref Edip’in hatıralarından anlaşıldığına göre M. Kemal Paşa bazen yargılamalara doğrudan müdahale ediyordu. Örneğin Ankara İstiklal Mahkemesi müdahale üzerine bir subayı yargılamaktan vazgeçmiş, Şark İstiklal Mahkemesi de M. Kemal Paşa’nın mektubu üzerine yargılanan gazeteciler hakkında beraat kararı vermişti. İzmir suikastı davasında M. Kemal Paşa, Çeşme’ye çağırdığı mahkeme üyelerini çok sert bir şekilde azarlayınca hâkimler kaçmayı tercih etmişlerdi. Hâkimlerin vicdani kanaatle karar vermeleri de yanlış kararlara yol açmakta, hatta beraat etmesi gereken kişilere idam kararı verilmekteydi.

Mahkemelerle ilgili bir problem de sanıkların gıyaplarında karar vermeleriydi. Sevr Antlaşması’nı imzalayan kişilerle Çerkez Ethem ve arkadaşları gıyaplarında yargılanarak idama mahkûm edildiler. Milli Mücadele esnasında gıyabi yargılama ile idam cezası verilen kişi sayısı 243’ü buldu. Yine şapka aleyhindeki sözlerinden dolayı Erzincan’ın bir köyünde yaşayan İbrahim Hakkı Efendi mahkemede olmadığı halde hakkında idam kararı verildi.

İstiklal Mahkemeleri olağanüstü şartların bir sonucu olarak kurulmasına rağmen Cumhuriyet döneminde de devam etti. Gazetecileri yargılamak amacıyla 1923-1924 yıllarında sadece İstanbul’da faaliyet gösteren mahkemeler, 1925’de Şeyh Sait İsyanı ile yeniden görevlendirilmiş ve 1927’ye kadar devam etmiştir. Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Sait İsyanı ile ilgili olmasına rağmen gazetecileri de yargılamış, Ankara İstiklal Mahkemesi ise şapka devrimine tepki olarak çıkan olaylarla ilgilenerek gerekli gördüğü vilayetlerde görev yapmıştır. İzmir suikastı davasında da yargılamalar bu mahkeme tarafından yapılmıştır.

MUHALİFLERE GÖZDAĞI VERMEK ASIL AMAÇ

Yargılamalarda önemli bir amacın muhaliflere gözdağı vermek olduğunda şüphe yoktur. İzmir suikastı davasında yargılanan Terakkiperver Fırka kurucusu Kazım Karabekir’e neden muhalefete geçtiği sorulmuş, Başkan Ali Bey de “Bence memleketin böyle partilere ihtiyacı yoktur” şeklinde tepki göstermiştir. İzmir Suikastı davasında on dokuz idam kararı verilmiş, komutanlar ise Atatürk’ün müdahalesi ile beraat edebilmiştir. Mahkeme Anayasaya aykırı bir şekilde hareket ederek milletvekillerinin dokunulmazlıklarını bile dikkate almamıştır. Fırka’nın diğer yöneticileri A. Fuat, Refet, Cafer Tayyar Paşalar da yargılanmış ve böylece muhalefetin tasfiyesi tamamlanmıştır. Mahkeme aynı zamanda İttihatçılar davasına dönüşerek Atatürk’ün yanında yer almayan İttihatçıların siyasi hayatlarının bitmesini sağlamıştır.

Bazı araştırmacılar tarafından “tedhiş mahkemesi” olarak değerlendirilen bu mahkemelerde en temel ceza hukuku kuralı olan “işlendiği tarihte suç sayılmayan bir fiilden dolayı kişi cezalandırılamaz” prensibi bile dikkate alınmamıştır. Bu duruma en iyi örnek İskilipli Atıf Hoca’nın davasıdır. Atıf Hoca Şapka Kanunu’ndan bir buçuk yıl önce yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı kitabının şapkaya karşı çıkan isyanlarda kışkırtıcı bir rol oynadığı iddiasıyla yargılanmış ve idam cezası verilerek karar infaz edilmiştir.

Mahkemeler kararlarını verirken çok farklı kanunları gerekçe olarak belirtmişlerdir. Bunların başında Hıyanet-i Vataniye Kanunu gelse de İzmir Suikastı davasında görüldüğü gibi bazen 1858 tarihli Osmanlı Ceza Kanunu’na atıf yapılmış, 1 Temmuz 1926 tarihinde yeni Ceza Kanunu kabul edildiğinde mahkemeler eski kanunlara dayalı olarak karar vermeye devam ederek bir başka hukuk skandalına imza atmışlardır.

TEK PARTİ’DEN TEK PARTİ’YE

İstiklal Mahkemeleri asker kaçaklarını orduya kazandırmak amacıyla kurulsa da zamanla muhalefetin tasfiyesi için bir vasıtaya dönüşerek yeni rejimin yerleşmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Tek Parti idaresine karşı çıkabilecek siyasi ve askeri yönden halkın takdirini kazanmış kişiler, eski İttihatçılar, kanaat önderleri, Kürt muhalefeti ve Hükümetin politikalarını eleştiren basın yayın organları gibi çok farklı unsurlar bu mahkemeler aracılığı ile ortadan kaldırılmıştır.

İstiklal Mahkemeleri yukarıda söz ettiğimiz hukuksuz uygulamalarla Tek Parti iktidarına bir basamak olduğu gibi, bugün de yargı AKP’nin otoriterleşme politikasına alet olmaktadır. Yargı şu anda AKP muhalifi binlerce kişiyi suçlu suçsuz ayırımı yapmadan hapse gönderme görevini üstlenmiş durumdadır. HSYK, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay gibi yüksek yargının da bağımsızlığını kaybetmesi hukuksuzlukların artmasına yol açmakta, en temel haklardan savunma hakkına bile imkân verilmemektedir. Ancak bu dönem sona erdiğinde bunlara imza atanlar adaletsizlikleri ile anılacak ve bu süreç tarihte kara bir sayfa olarak yer alacaktır.

Kaynaklar: E. Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Bilgi (1975); İ. Ülker, “İstiklal Mahkemelerinde Yargılama Usulü”, SÜ HFD, S. 2, (2015); M. Eski, İstiklal Mahkemesi Başkanı Mustafa Necati Bey’in Kastamonu’daki Faaliyetleri, SBE Doktora Tezi (1990); G. S. Savran, 1926 İzmir Suikastı ve İstiklal Mahkemeleri, DEÜ AİİT yüksek lisans tezi (2006).

5 YORUMLAR

  1. “hiyanet-i vataniye” kavrami din gibi kisinin kendi yorumuna gore, menfaat ve cikarlarina gore kullanilmaya cok musait. Dolayisiyla bu kavrami bizim gibi toplumlarda iyi kullanmislar ve kullanmayada devam ediyorlar. bu kavramlarin cok kullanildigi toplumlar da hep dun gibi bu gun yasanir ve yarinlar da cok umit vaad etmeyebilir. yeni sulara acilmak lazim . mazlum ve magdurlara her ne fikir ve goruste olursa olsun el uzatmamiz lazim. her zaman.

  2. Tarih tekerrürden ibaret… bunu an itibariyle ibretle izliyoruz.. Ermeni arkadaşıma “100 yıl önce size yapılan şimdi bize yapılıyor” dediğimde, büyük bir olgunluk ve bilgelikle ” Dostum bundan 100 yıl sonra da yapılacak” diye cevap verdi. Galiba o da bu düsturu nazara vermeye çalışıyordu. Hele de bu topraklar “tekerrür”e daha bir müsait. dün iLe bugünü birleştiren GüZel yazılarınız için tekrar teşekkür ediyoruz..

  3. Bu dünya düzeninde , yarınlara ümitle bakmak ve yeniden başlamak hiçbir zaman eksik olmayacak anlaşılan. Her insan üzerine ne düşerse onu yapacak ve göçüp gidecekse , üzerimize düşeni layığıyla yapıp alnımız temiz gitmeye bakmalıyız.
    Nerde durduğunu, neye hizmet ettiğini anlayanlardan olmak işte bütün mesele bu ..

  4. Emeline ulaşmak için herşeyi kullanmak. Doğruluk, ahlak, din, adalet, hukuk… ne varsa.
    Emeline ulaşmak için adım adım kendini yok etmek…
    Olanlar kısaca böyle.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin