Bir arınma ve yücelme süreci: Ramazan’da i’tikâf

Yorum | Cemil Tokpınar

Dertlerinizi, sevinçlerinizi, duygularınızı, hatıralarınızı ve ideallerinizi paylaştığınız can dostunuzla baş başa kalmak kadar güzel ve tatlı bir şey var mıdır dünyada?

Üstelik uzun zamandır hasret kalmışsanız, birlikte olduğunuz zamanı en iyi değerlendirmek için çırpınır, adeta zamanın durmasını ister, karşılıklı sohbet ve ikram için yarış edersiniz. O sürede birlikte yenen yemeğin, içilen çayın, yapılan sohbetin tadı ve lezzeti bambaşkadır.

İşte Ramazan’ın son on gününde Allah’ın evi kabul edilen camiye çekilip, zarurî ihtiyaçların dışında sürekli ibadetle meşgul olmak demek olan i’tikâf, ezelî ve ebedî dostumuz olan Rabbimizle baş başa olmak, adeta Onunla sohbet etmek, Ona derdini dökmek, Ona aşkını ve bağlılığını ilan etmek demektir. Hiçbir dostluk, Cenab-ı Hakk’ın dostluğu kadar tatlı, lezzetli, hayırlı ve bereketli olamaz.

İ’tikâfta sürekli zikir, fikir, şükürle meşgul olan, Kur’an, oruç, tesbih, salâvat, dua ve namazla zamanını ebedileştiren kişi, kendisini Rabbinden uzaklaştıran günahlardan, kötü düşüncelerden arınarak, adeta melekleşir ve yüceler yücesine terakki eder. Çünkü kendisini Rabbiyle beraber olmaktan alıkoyan her şeyden alakasını kesmekte, akıl, kalp, ruh gibi manevî; göz, kulak, dil gibi maddî duygularıyla Allah’a yönelmekte ve Onun rızasını kazanmak için çırpınmaktadır.

İ’tikâf Müekked Sünnettir

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettikten sonra her yıl Ramazan’ın son on gününü Mescid-i Nebevî’de i’tikâfla geçirirdi. Vefatından sonra da mübarek hanımları onun bu sünnetini sürdürerek i’tikâfa devam etmişlerdir.

İ’tikâfın sahih olması için bazı şartlar vardır. İ’tikâf yapan kimsenin Müslüman, akıllı, temiz olması ve i’tikâfa niyet etmesi gerekir. İ’tikâf, içinde beş vakit namaz kılınan bir camide yapılmalıdır. Büyük camilerde yapılması faziletlidir. Kadınlar, kendi evlerinde mescit edinecekleri bir odada i’tikâfa girebilirler.

Tam ve mükemmel bir i’tikâf, Ramazan’ın son on günü boyunca yapılmalıdır. Ancak fıkıh âlimleri bir gün, hatta bir saat veya birkaç dakika bile i’tikâf yapılabileceğini belirtmişlerdir. Buna göre i’tikâf niyetiyle camiye giren kişi, akşam namazını cemaatle kılıp yatsıya kadar namaz, dua ve Kur’an’la meşgul olarak bu muhteşem sevap deryasından hissesiz kalmamış olur. Dileyen böyle bir i’tikâfı senenin farklı günlerinde, ne zaman müsaitse yapabilir. Böylece camide, birkaç dakikadan tutun birkaç güne kadar farklı sürelerde kalıp bütün varlığıyla Rabbine yönelebilir. Bunu hatırlatmak için bazı camilerin kapılarında Arapça, “Neveytü’l-i’tikâf” yani “İ’tikâfa niyet ettim” ifadesi yazılıdır.

İmkânı olanlar i’tikâfı Ramazan’ın son on gününde Mekke’de, Mescid-i Haram’da, Kâbe’nin çevresinde yaparak, adeta beşeriyetten sıyrılıp melekvâri bir hâle bürünebilirler. Bununla birlikte her camide, her zaman i’tikâfa girmek mümkündür. Bilhassa ibadet için çok faziletli zaman dilimleri olan akşam ile yatsı arası, sabah namazından işrak veya kuşluk vaktine kadar, perşembeyi cumaya bağlayan geceleri akşamdan sabah namazı veya işraka kadar i’tikâfa girmek, sürekli ibadet ve dua ile meşgul olmak muazzam sevaplar kazandırır.

Biz burada özellikle Ramazan’ın son on gününde yapılan i’tikâfın meziyetlerinden, güzelliklerinden, kişiye kazandırdığı faziletlerden bahsetmek istiyoruz. Hiç şüphesiz kısa süreli diğer i’tikâflar da bu büyük manadan hissedardır.

İ’tikâf Edenin Tek Hedefi Rabbine Kul Olmaktır

Allah’ın evi olan camide i’tikâfa giren kişi sonsuz merhamet ve ikram sahibi Cenab-ı Hakk’ın misafiridir. Misafirlerine ikram edenlerin en hayırlısı olan Rabbimiz, Kendisine yönelen kuluna elbette ihsanlarda bulunacak, dualarına cevap verecek, onu hidayet ve başarıyla şenlendirecek, dünyasını ve ahiretini mamur edecektir. Çünkü i’tikâfa giren kişi, bir ihtiyacı ve arzusu için büyük bir zatın kapısında oturup “İhtiyacımı yerine getirmedikçe buradan ayrılıp gitmem” diye yalvaran kimseye benzer ki, Allah’ın evine sığınmış, “Ya Rabbi, beni affedip kulluğuna kabul etmedikçe buradan ayrılıp gitmem” demektedir.

Cami öylesine temiz ve feyizli bir yerdir ki, orada kişiyi Rabbinden ve uhrevî düşüncelerden ayıracak meşguliyetler yoktur. Mümin, zamanını öldüren zararlı radyo, televizyon, gazete, dergi gibi engellerden uzak; dedikodu, gıybet, yalan, boş sohbet gibi günahlardan arınmış; lüzumsuz ve israfa varan yiyecek ve içeceklerden elini çekmiş bir vaziyette sadece ama sadece Rabbine yönelmekte, ibadetle yücelmektedir.

Tasavvufta nefsi kötülüklerden arındırmak, kalbi safileştirip terbiye etmek ve ruhu yüceltmek için uygulanan halvet, çile, uzlet ve riyazet gibi usuller, bir mürşidin rehberliğinde yapılan i’tikâfın geliştirilmiş bir şeklidir. Bu esnada mürid, zarurî ihtiyaçları dışında dünya ile alâkasını keser, yeme, içme, konuşma ve uyumayı en aza indirir, sürekli zikir, fikir ve şükürle meşgul olur.

Günümüzde sosyal hayatın çok yoğun meşguliyetleri içinde uzun bir süre arınma ve yücelme sürecine girmekte zorlanan Müslümanlar, hiç değilse i’tikâfla bir sporcunun kampa girip idman yapması gibi kendilerini geliştirmelidirler.

İ’tikâfta Neler Yapılmalı?

İ’tikâf namaz, oruç, Kur’an okuma, tefekkür, dua ve zikir gibi bütün ibadetleri içine alan kapsamlı bir ibadettir. Bu süreçteki ibadetler çeşitlilik bakımından zengin olduğu kadar kalitesi, niteliği ve derinliği bakımından da muhteşemdir. Namazlar daha huşûlu, oruçlar daha kaliteli, Kur’an okumak daha anlamlı, zikirler daha içten, dualar daha derinlikli ve feyizlidir.

İ’tikâfta bulunan kişi beş vakit namazını camide cemaatle kılar. Bir işe yetişmek, bir görevi üstlenmek gibi kaygılar taşımadığı için namazını aceleye getirmeden, gayet sakin, huzurlu, huşûlu bir şekilde eda eder.

Ayrıca namaz bahçesinin rengârenk gülleri olan nafile namazları keşf eder. Her birinin ayrı bir rengi, farklı bir kokusu olan tahiyyetü’l-mescid, işrak, kuşluk, evvâbîn, teheccüd, tesbih, hacet, istihare, tevbe namazlarıyla tanışır, zaten biliyorsa sürekli kılmak için gayrete girmiş olur.

İ’tikâf, namazı devamlı huşulu kılmak için öğrendiklerimizi uygulama imkânı verir. Namazdaki her rüknün manasını kavrayan kişi, okuduğu sure ve duaların da anlamına çalışarak sanki Rabbini görür gibi namaz kılarak “ihsan” makamına ulaşır. Her davranışını “Rabbi tarafından her an görüldüğü” şuuruyla yapar. Camide yalnız olmadığını, her şeyin Yaratıcısı olan Rabbiyle birlikte olduğunu düşünür, sadece Ona yönelir.

Kur’an Anlamıyla Okunmalı

İ’tikâfta, yüce kitabımız hem orijinalinden, hem de mealinden okunmalıdır. Eğer Arapça bilgimiz varsa okurken anlamları üzerinde düşünmek, hatta notlar almak; anlamını çıkaramıyorsak mealinden okuyarak Kur’an’la dostluk ve ünsiyet kurmak gerekir. Acaba inandığımızı söylediğimiz kitapta neler var? Biz nelere inanıyoruz? Uğruna canımızı feda etmekten çekinmeyeceğimiz bu güzide kitap nelerden bahsediyor? Bir bakıma Rabbimizin bize yazdığı hem genel, hem de özel mesajları bulunan bir mektup olan Kur’an’da bizim için neler söylenmiş?

Kur’an okurken belki de ilk kez duyduğumuz veya anlamı üzerinde bugüne kadar fazlaca düşünmediğimiz çarpıcı ayetleri not etmek, hatta bir kısmını ezberlemek mümkündür. Böylece Peygamberimiz (s.a.v.) Hira-i Nur’da Ramazan ayında, bir bakıma i’tikâf hâlindeyken inmeye başlayan Kur’an’ı benzersiz bir hâlet-i rûhiyeyle, sanki şu anda nazil oluyor gibi, adeta Rabbimiz doğrudan bize hitap ediyormuş gibi okuyabiliriz.

Dualarımız Derinlik Kazanmalı

İ’tikâf ibadetin ruhu ve kulluğumuzun büyük bir sırrı olan duayı en güzel, en çeşitli, en detaylı yapma imkânı verir. Çünkü duanın hakkıyla yapılabilmesi ve kabule karin olması için gerekli olan zamanın kutsiyeti, mekânın ulviyeti, muhtevanın etkili ve zengin olması, hâlet-i rûhiyenin kalitesi en mükemmel bir şekilde i’tikâfta vardır. Çünkü dualar bilhassa camilerde ve namazlardan sonra, bilhassa Cuma günlerinde, mübarek gecelerde ve Ramazanda, halis bir kalple, kabul edileceğinden ümit besleyerek, muhtevaları Kur’an ve hadisten alınırsa kabule yakın olur. Bu şartların tümü, i’tikâfta vardır.

Bu esnadaki dualarımız başta Peygamberimiz (s.a.v.) olmak üzere Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Zekeriya, Hz. Eyyub, Hz. Yunus, Hz. Yusuf Aleyhimüsslâm gibi diğer nebilerin ve Veysel Karanî, Abdülkadir Geylanî, İmam-ı Gazalî, Şah-ı Nakşibend ve Bediüzzaman gibi büyük evliyaların dualarından derlenmelidir.

Bununla birlikte kendi özel durumlarımızı kalbimizden geldiği gibi Rabbimize en içli bir şekilde arz etmek, adeta Onunla sohbet eder gibi dertlerimizi açmak, boynumuzu bükerek bütün aczimiz, fakrımız ve zayıflığımızla Onun kudretine ve rahmetine sığınmak mümkündür. İnanıyoruz ki, “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?”, “Dua edin cevap vereyim” buyuran Rabbimiz, bize en güzel bir şekilde cevap verecektir.

Tevbe ve İstiğfar

İ’tikâfın en verimli yönlerinden biri de, en samimi ve en nitelikli tevbe ve istiğfarlara vesile olmasıdır. Önce tevbe namazı kılarak her gün yüzlerce tevbe ve istiğfar cümleleriyle Rabbimizin Tevvab ve Gafûr isimlerine sığınmalıyız. Zira tevbe ve istiğfar Kur’an’ın bir emridir ve başlı başına bir ibadet olduğu gibi, arınmamız, temizlenmemiz, gözyaşıyla Rabbimize sığınmamız için önemli bir imkândır.

Belki böylece günahsız olduğu ve Rabbimizin Fetih Suresinde “geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığını” müjdelediği hâlde her gün yüz kere tevbe ve istiğfar eden Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetini uygulamış olur, daha sonra da kalıcı bir davranış hâline getirebiliriz.

Muhasebe Yapma ve Projeler Belirleme

İ’tikâfın önemli bir avantajı da, kapsamlı bir nefis muhasebesine imkân vermesidir. Bu muhasebede, geçen bütün yıllarımızı, aylarımızı, günlerimizi düşünerek, ibadetlerimizi, ahlâkımızı, duamızı, ilim öğrenme gayretimizi, dine hizmet için yaptığımız çabaları masaya yatırmalıyız. Ayrıca kötü alışkanlıklarımızı, yanlış davranışlarımızı, eksiklerimizi sorgulamalı, daha iyi bir Müslüman olmak için hem planlar yapmalı, hem dua etmeliyiz.

İ’tikâf aynı zamanda, kendi kendimize sözler verip, dinimizin yayılması için projeler yapıp hedefler belirlememiz gereken bir süreçtir. Çünkü maksadımız toplumdan ayrılıp sadece kendi nefsimizi yüceltmek değil, bir bakıma enerji, taktik, şevk depolayıp toplumun içine katılmak, ıslah, ihya ve inşa faaliyetleri yapmaktır.

Tabii ki, “On güne bütün bunlar sığar mı?” demeyin. Unutmayın ki, her gün zamanınızı boşa tüketen lüzumsuz ve bir kısmı zararlı bir dizi uğraştan geriye kalan öyle bereketli bir zamanınız olacak ki, belki kendinize özel keşifler, tespitler yapacak, bire bin kazandıran ibadetleri eda edeceksiniz.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin