Aziz kim, zelil kim?

YORUM | SÜLEYMAN SARGIN

Benî Mustalık seferinden dönerken Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Müreysi kuyusunun başında konakladı. İnsanlar gruplar halinde suyun başına doğru koştular. O sırada Muhacirlerden genç bir delikanlı ile yine Ensar’dan bir genç kendi aralarında tartışmaya başladılar. Tartışma kavgaya dönüşünce Ensar’dan olan genç “Ey Ensar topluluğu!” diye seslendi. Muhacir genç de “Ey Muhacirler!” diye bağırdı. Münafıkların reisi olarak bilinen Abdullah b. Ubey b. Selûl de sefere katılmıştı. Olan biteni duyunca öfkelendi. O sırada etrafında akrabalarından bir grup vardı. Abdullah b. Ubey öfkeli ve nefret saçan bir ses tonuyla Muhacirler aleyhine konuşmaya başladı: “ Gerçekten böyle yaptılar mı?  Bize karşı soylarıyla övünmeye başladılar mı? Muhacirler şimdi üzerimize çocuklarını sürüp bize düşmanlık mı yapıyorlar? Vallahi bu Mekke sürgünlerinin hali bana dedelerimizin şu sözünü hatırlatıyor: ‘Besle köpeği yesin seni!’. Ahdim olsun ki Medine’ye döndüğümüzde aziz olanlar zelil olanları oradan çıkaracaktır.” Sonra yanında bulunan akrabalarına döndü ve konuşmaya devam etti: “Bu durumu siz kendi ellerinizle hazırladınız. Yurdunuzu onlara açtınız, mallarınızı onlarla bölüştünüz. Fakat eğer siz onlara şimdi müdahale etmezseniz günün birinde bunlar sizi evlerinizden atacaklardır.” Maksadı bu küçük tartışmayı büyük bir fitne ateşine dönüştürecek ilk kıvılcımı yakmaktı.

O sırada onların yanında bulunan Zeyd b. Erkam duydukları karşısında ürperdi. Hemen Allah Resûlü’ne koştu ve İbn Selûl’ün konuştuklarını birer birer anlattı. O sırada orada bulunan Hazreti Ömer “İzin ver hakkından gelelim!” dedi. Efendimiz ise “İnsanların ‘Muhammed ashabını öldürtüyor’ demelerini istemem!” diyerek bu talebe olumsuz cevap verdi. Ardından da hemen yola çıkılması emrini verdi. Normalde Peygamber Efendimiz’in hiç yolculuk yapmadığı bir saatti bu ve üstelik daha yeni konaklamışlardı. Herkes tekrar yola çıktı. Münafıklar reisi sözlerinin Efendimiz’e iletildiğini duyunca hemen Allah Resûlü’nün yanına koştu. Böyle bir söz söylemediğine dair defalarca yemin etti. Ona göre Zeyd b. Erkam fitne çıkarmak için Efendimiz’e yalanlar uydurmuştu, kendisi ise masumdu! Ensardan bazı kimseler bile :”Yâ Resûlallah belki de çocuk yanlış anlamış, adamın dediklerini tam kavrayamamıştır” diyerek İbni Selûl’ü korumaya ve onu savunmaya çalıştılar.

İbn Selûl sıradan biri değildi

İbni Selûl sıradan, alelâde biri değildi; Medine toplumu içinde saygın bir yere sahipti. Kılığı, kıyafeti, hitabeti, oturması, kalkmasıyla insanlar nezdinde bir itibar edinmişti. Uzun boylu, zengin ve etkileyiciydi. Yıllar boyu birbiriyle savaşan Evs ve Hazreç kabileleri Efendimiz gelmeden az önce İbni Selûl’ü Medine’ye kral yapmak için uzlaşmışlardı. Allah Resûlü eşsiz fetanetiyle ondan gelecek zararları etkisiz hale getirecek bir strateji geliştirdi.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yola koyulunca Üseyd b. Hudayr’la karşılaştı. Üseyd, Efendimiz’e neden bu saatte ve böyle acele yola çıktıklarını sordu. Efendimiz Üseyd’e “Yoksa sen arkadaşınızın ne dediğini duymadın mı?” diye cevap verdi. Üseyd’in olanlardan haberi yoktu. Allah Resûlü durumu ona anlatınca Üseyd “Yâ Resûlallah Allah’a and olsun ki eğer sen dilersen onu Medine’den çıkarırsın. Aziz olan sensiz, o ise zelilin önde gidenidir!” dedi ve şunları ekledi: “Yâ Resûlallah, ona yumuşak davran. Çünkü Allah Seni bize gönderdiği zaman kavmi ona krallık tacı giydirmek üzere kıymetli taşlar düzüyorlardı. Bu yüzden o, Senin onun elindeki mülkü aldığını düşünüyor!”

Efendimiz orduyu ertesi gün sabaha kadar yürüttü. Dinlenmek için durduklarında hiç kimsenin tek kelam edecek takati kalmamış herkes bulunduğu yere yığılıp uyuyakalmıştı. Nebiler Serveri bu şekilde insanların daha fazla konuşup fitneyi büyütmelerinin önüne geçmişti.

Münafikûn Sûresi bu hadise üzerine nazil olmuştur. Münafıkları tarif eden “Fiziki görünüşleri caziptir, konuştukları zaman kendilerini dinletirler…” ifadeleri İbn Selûl’e tam uyuyordu. Ayrıca İbni Selûl’ün sarfettiği “Medine’ye döndüğümüzde azizler zelilleri oradan çıkaracak” ifadelerine de Kur’an aynen yer vermişti. İbn Selûl’ün münafıklığı bu sure ile adeta tescillendi. Münafikûn Sûresi indiği zaman Efendimiz kendisine İbn Selûl’ün konuştuklarını ulaştıran genç sahabi Zeyd b. Erkam’ın kulağını tuttu ve tebessümle: “İşte bu delikanlı, kulağı ile Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getirmiştir” buyurdu. Zira Zeyd b. Erkam çok zamanında ve yerinde bir hamleyle Nebiler Sultanı’na koşup olan biteni anlatmış ve büyük bir fitnenin önüne geçilmesine vesile olmuştu.

İbni Selûl’ün oğlu Abdullah’ın yiğitçe duruşu

İbni Selûl’ün yiğit oğlu Abdullah da babası ile ilgili meseleyi duymuştu. Hemen Allah Resûlü’nün yanına geldi ve “Yâ Resûlallah, duyduğuma göre konuştuğu şeylerden dolayı babam İbn Selûl’ü öldürtmek istiyormuşsun. Bütün halk şahittir ki Medine’de babasına benim kadar hürmetkâr bir evlat yoktur. Ama sen eğer babamı öldürteceksen emret, onun kafasını koparıp sana kendim getireyim. Şayet onu öldürme işini başkasına verirsen babamın katili olan bir Mü’mine istemeden de olsa düşmanlık besleyebilir hatta nefsime yenik düşüp onu öldürebilirim. Bir kâfire karşı bir Mü’mini öldürüp cehenneme girmekten endişe ederim!” dedi. Efendimiz’in gözleri doldu ve şefkat dolu bir ifadeyle: “Aksine biz ona iyi davranacak ve bizimle beraber olduğu sürece hep iyi arkadaşlık edeceğiz!” buyurdu.

Efendimiz’in bu merhametli tavrı Medine halkı üzerinde çok etkili oldu. Bundan sonra İbni Selûl ne zaman bir aykırılık yapacak olsa ona en büyük tepkiyi en yakınları verdi. Hazreti Ömer, Efendimiz’in bu engin firaseti karşısında  “Eğer benim dediğimi yapıp onu öldürseydik, İbn Selûl halkının arasında bir kahraman olarak yâd edilecekti. Şimdi ise onun yanlışlarına en büyük tepkiyi kendi halkı veriyor. Efendimiz’in tercihinin ne kadar isabetli ve bereketli olduğunu bir kere daha anladım!” diyecektir.

Ancak Efendimiz’in bu tavrı İbn Selûl’ün oğlu Abdullah’ın içini soğutmaya yetmedi. Allah Resûlü’ne yaptığı saygısızlığın hesabını babasından mutlaka sormalıydı. Ordudan daha hızlı bir şekilde Medine’ye ulaştı. Kılıcını kınından çıkarmış bir vaziyette şehrin kapısında beklemeye başladı. Babası yaklaşınca karşısına çıktı ve “Sen bu şehre giremezsin!” dedi. Babası, oğlundan ilk defa böyle bir davranış görüyordu. “Ne diyorsun sen oğlum!” dedi. Abdullah babasına “Biraz sonra bütün yeryüzünün en şereflisi (Efendimiz) gelecek. O’na senin gibi bir zelili Medine’ye alıp almayacağımı soracağım. İzin verirse Medine’ye girersin, vermezse seni burada öldüreceğim!” diye çıkıştı. Efendimiz gelince İbni Selûl oğlunu Allah Resûlü’ne şikâyet etti. Efendimiz de onun Medine’ye girmesine izin verdi.

Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) münafıklara ve onların ürettiği fitnelere karşı stratejisi, Zeyd b. Erkam’ın Allah Resûlü’ne koşarak olan biteni eksiksiz anlatması ve İbni Selûl’ün oğlu sahabi Abdullah’ın duruşu bize çok şey anlatıyor…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin