Aydınları kendi kalemiyle öldürüyorlar

YORUM | MAHMUT AKPINAR 

Ahmet Turan Alkan su gibi berrak diliyle, ana sütü kadar duru Türkçesi ile, zekavet kokan mizah anlayışıyla yıllardır zevk  alarak okuduğum, makalelerini kaçırmadığım bir yazar. Onun Türk edebiyat tarihine geçeceği konusunda şüphe duymuyorum.

Benim gözümde Ahmet Turan Alkan’ı büyüten asıl konu ise sergilediği dik ve onurlu duruştu. Sadece iktidara muhalif olduğu için kapatılmak istenen gazetesine sahip çıkması ve bu nedenle de hapse girmesiydi. 2018 yılında mahkemedeki savunmasında adeta haykırmış ve zulüm düzenine teslim olmayıp herkese ümit olan şu konuşmayı yapmıştı:

“Evet, ben Ahmet Turan Alkan; Zaman yazarıyım, muhalifim. Yazdıklarımla ve fikri duruşumla gurur duyuyorum. Kesinlikle pişman değilim. Majestelerinin hukukuyla yargılanıyorum. Boğazımı kesen bıçağı yalamayacağım. Zalimden af dilemeyeceğim.”

Bu duruşundan sonra Ahmet Turan Alkan’a hayranlığım kat be kat artmış, sadece güçlü bir yazar değil, “Gerçek bir entelektüel!” demiştim.

Bugün Ahmet Turan Alkan’ın kendi yazılarını topladığı sitesinde “Kaçınılmaz Bir Özeleştirinin Satırbaşları” başlıklı bir yazı gördüm. Okuduğumda ilk aklıma gelen şey bunun troller tarafından kaleme alınmış, Üstad’a atfedilen, propaganda amaçlı bir yazı olduğuydu. Ama ağır baskıya ve tehdide maruz kalarak böyle bir yazı yazmaya zorlandığı ihtimalini de göz ardı etmedim. Sosyal medyada, medyada yazının içeriği tartışılıyordu fakat manipülasyon, trolleme olduğuna dair şeyler yoktu. İki yıl yattıktan sonra tahliye edilmesine rağmen 8 yıl 9 ay ceza verilen Üstad’ın dosyası Yargıtay’da onandı yakın zamanda ve içeri tekrar girmemesi için böyle bir pazarlık yapıldığı da iddialar arasında. Bu iddia mevcut Türkiye için gayet inandırıcı. Zira adalet dağıtması gereken yargı mafyatik yapılarla işbirliği halinde mala çöküp haraç almak için sopa yapılıyor. Pekala “Bunları yapmazsan tekrar hapsi boylarsın!” denmiş olabilir. 67 yaşına gelmiş, hastalıkları olan Alkan da bu şantaja direnememiş olabilir.  

Yazının tamamını okuduğumuzda Ahmet Turan Alkan’ın nezahetinden, zekavetinden uzak bir dil görülüyor. Yazı sadece edebi açıdan yetersizlik taşımıyor, çirkin ithamlar ve iftiralar da içeriyor. Önceki yazılarıyla ve yaşamıyla çelişen, onun edebine, üslubuna yakışmayan çokça ifade var. Yazının bütünlüğü, tenasübü de sıkıntılı. Yazı Üstad’a ait olsa bile sanki birileri “Böyle bir yazı yaz ve içinde mutlaka şu ifadeler geçsin!” diye tehdit etmiş gibi. Muhtevada ve üslupta sunilik, zorlama var. 

Yazının trollerin işi olduğunu bilmek ben başta olmak üzere pek çok takipçisini sevindirecektir. Ama O’na aitse bile şahsen ben Üstad’ı kınayamam, ayıplayamam. Öyle ifritten bir dönemde yaşıyoruz ki, adaleti savunmak, mazlumların hakkını müdafaa etmek değil, bu dönemde sipere yatıp suskun kalmak büyük kahramanlık. Devletin devasa gücü, caydırıcı imkanları münhasıran muhalif yazarların, aydınların başında giyotin gibi duruyor. Mutlak biat etmeyenlerin cezalandırılıp hapislere doldurulduğu, soluğu mahkemelerde, karakollarda aldığı karanlık bir zamandayız. Eğer yazı ona aitse çok üzülürüm. Harika bir kaleme, ideal bir kişiliğe sahip olduğunu düşündüğüm bir Üstad’a atfen böyle bir yazının piyasada dolaşması, yazarlığına değil ama duruşuna dair bende inkisar oluşturur.

Yazı ona aitse tek alınacağım, gönül koyacağım nokta Türk siyasi tarihin en ilkesiz, en kirli ve karanlık iki siyasi figürüne temenna durması, onlardan özür dilemesi olur. O’nu sadece bu ifadeleri için kınarım. Bir gruba terör örgütü iftirası, “F.TÖ” tabirini kullanması, benim gibi yurt dışında yaşayıp sıfırdan ve türlü zorluklarla tutunmaya çalışanlara “tüymüşler” demesi de beni üzmez. Bu dönemde yazıya/söze besmele gibi “F.TÖ” diye başlamanın bir mecburiyet haline geldiği vakıa. Zarar görmemek, hayatından emin olmak için sokaktaki insanlar bile muktedirlerin dilini, söylemlerini kullanmak zorunda hissediyor kendisini. Maalesef ana muhalefetten Kürtçü hareketlere, liberallerden milliyetçilere, cemaatlere, dindarlara kadar herkes günah keçisi yapılmış, cadı avına maruz bir kesime habire vuruyor. Bunu da kanıksadık. 

Muhatap olabilseydim Ahmet Turan Alkan’a söyle demek isterdim: Büyük Üstad! Bari sessizliği tercih etseydin. Zalime baş eğmeseydin! Boğazını kesen bıçağı yalamasaydın! Özür cümleleri kurmasaydın!

Bu yazıdan çok daha acı ve acıtıcı olan şey ise Ahmet Turan Alkan gibi aziz tutulması, el üstünde taşınması gereken güçlü bir yazarın, muhteşem bir kalemin ne hale düşürüldüğünü görmek! İnsanların onuruyla, haysiyetiyle nasıl oynandığını, nelere zorlandığını müşahede etmek!

Öyle bir dönem yaşıyoruz ki hayatını tertemiz yaşamış, ömrünü ülkesine, milletine adamış aydınlar, çakallar karşısında dize getiriliyor. Aslanlara çakallardan özür dileten, tilkilere boyun eğdiren bir düzen hüküm sürüyor memlekette. Aydınların, yazarların harakiriye zorlandığı, kendi kalemiyle öldürüldüğü, kirli siyasetçilere yem edildiği, sanatçıların saray soytarılarına dönüştürüldüğü bir zaman dilimindeyiz.

5 YORUMLAR

  1. Edebiyat ögretmeniyim. Binbir güclukle, hamile haliyle bir botla “tüyenlerdenim”. Ahmet Turan Alkan’in yazilarinin lezzeti yok bu metinde. Bunu, yazilanlara inanamadigım, ona konduramadigim icin soyluyor degilim. Yazdiginiz her satir hislerimi anlatmis. Ne olursa olsun ona iltimas geciyor ve diyorum ki, yillar sonra imza gunlerine katilip, uzun kuyruklarda bekleme pahasına “attiginiz imzayi karalatmaya geldim” diyerek kitaplarini uzatacagim yazarlar arasinda olmayacak. Allah affetsin.

  2. Nazi Almanya´sinin aydınlara, komünistlere, yazarlara, sairlere yaptiklarini okumadan, anlamadan bugünü anlamak olanaksız. Bilmiyorum ben ne yapardım onun durumunda. Birisi bana gelse bu yasta ya bunu yazacaksın ya da sekiz sene daha iceride kalacaksın. Kendime güvenemiyorum acikca yazayım. 20 yaşında olsam belki. Ahmet Alkan´nin ne kadar kuvvetli bir dava adami oldugunuda bilmiyorum. Herkezden Ahmet Altan olması beklenemez. Saygılarımla.

  3. Bedel ödüyoruz ve ödeyeceğiz.
    Bu tür eleştirilerde haklı mıyız, emin değilim. İnsanlar büyük bir travma yaşıyorlar. 15 Temmuz’ öncesi bir tarafa ama 15 Temmuz’la ilgili olarak cemaate bakan yönüyle o kadar çok soru işareti var ki. Bu şartlarda birçok insanın kendince “paçayı kurtarmaya çalışması” normal.
    Biz nasıl mahkemelerde savunma yapıp (mümkün mü ayrı bir husus) hapse razı olmak yerine botla “sıvışmayı” tercih ettiysek bu insanlar da özür dilemeyi tercih ediyor.
    Cemaatten birçok kişi nasıl “itirafçı” olup kendini kurtarmayı (yüzlerce kişiyi yakma pahasına) tercih ettiyse bazıları da Erdoğan ve Bahçeli’ye sığınmayı tercih ediyor.
    Çare mi? Bilmiyorum. Ama 15 Temmuz’a her halükarda karışmış bir cemaat var ve bu faturayı biz, çocuklarımız ve belki torunlarımız ödeyecek.
    Acı gerçeği görelim. Hayallerin kimseye faydası yok.
    Bir tespitim de şu: Yıllar geçtikçe bu tür manzaralar daha da artacak. Bir şekilde görevine döneceğini düşünen kitle bunun olmadığını gördükçe ve yeni bir hayat kuramayınca bu tür yollara başvuracak.
    Ne yazık ki öngörüm bu.
    Saygılar.

    • “Cemaatten birçok kişi nasıl “itirafçı” olup kendini kurtarmayı (yüzlerce kişiyi yakma pahasına) tercih ettiyse bazıları da Erdoğan ve Bahçeli’ye sığınmayı tercih ediyor.”

      Kendini kurtarmak adına başkalarını canavara yem edenleri filmlerde görürdüm çok kızardım. Gerçek hayatta tiksinyorum bu tip insanlardan. Haftalarca gözaltında, aylarca cezaevinde kalmış, çıplak aramaya maruz kalmış, güvendiği dağlara kar yağdığını görmüş, alçakça bir ihanete uğramış ve bu ülkeden “tüyememiş” biri olarak söylüyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin