Aya gidiyoruz

YORUM | PROF. DR. MEHMET EFE ÇAMAN

Küçükken Ay Üssü Alfa’yı veya Uzay Yolu’nu izlemiş miydi? Ya da Yıldız Savaşları (Star Wars) serisini? Ya Uzay Yolu? Next Generation? Deep Space 9? Bunları bilemiyorduk. Gençliğinde hiç Jules Verne okumuş muydu? Mesela Ay’a Seyahat falan? Isaac Asimov’un romanlarına aşina mıydı? Vakıf serisi veya benzeri öyküler? Boşluktaki Kahramanlar başlıklı NASA belgesel-filmini izlemiş miydi? Bunları bilmemiz imkânsızdı.

Beyefendinin okul arkadaşları konusu, dış güçlerin beyefendiyi hakir göstermek, karalamak, bunun için bazı maşa terör örgütlerini seferber etmek gibi yollara başvurmalarından dolayı iyi karşılamamaktaydı. Biz, bu durumun kendisini ne kadar üzdüğünün farkındaydık. Özellikle üniversite arkadaşlarından ayrı kalmak kendisini çok üzüyordu, ama o her zamanki vakur tavrıyla hepimize örnek oluyordu. Sağ olsundu. Lafı oraya getirecektim, konu dağıldı: Yani okul arkadaşları ile görüşme imkânımız olsaydı, onlara sorar, beyefendinin bir bilim kurgu ilgisi var mıdır, öğrenebilirdik. Neyse, ne olacak sanki biz bunu bilsek? Bildiğimiz bize yeter de artardı. Beyefendi, ilim-irfan, özellikle de feza konularında hep ilgiliydi, malumatlıydı efendim.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Yıllar önce bir sahur programında “Uzaya belki biz de astronot vesaire gönderme noktasına geleceğiz. Bunların üzerine Türkiye şu anda çalışmaya başladı!” dediydi de, hepimiz, tüm taife-i saray bir tuhaf olduyduk. Artık gurur mu desem, iftihar mı, bilemedim. Koltuklarımız kabardıydı. Öyle demiş olayım efendim. O yıllarda Gebze İleri teknoloji Enstitüsü’nden ve Sütçü İmam Üniversitesi’nden ilahiyat doktoralı “ilim adamları” bu feza ve kâinat yolculukları işini gündeme getirdiydiler. Akabinde TÜBİTAK ve Konya Üniversitesi hocaları, daha önce tamamlanmış olan bir projenin, Tillo Evliyalarının Kerametleri ve Kuantum Fiziği çalışmasının tatbiki modellerini geliştirmişlerdi. Yine aynı yıllarda efendim, Reis hazretleri birilerini fırçalarken, arada “El âlem uzaya çıkıyor, bizimkiler ülkeyi tek adama bırakıyor diyor. Yahu el âlem uzaya çıkarken siz Türkiye’de darbe peşindeydiniz!” buyurduydu. Hep bak dikkat buyurun, ne diyor? Uzay diyor. Yani feza!

Bir başka vesileyle, zatı âli-i şahaneleri, “Antarktika’da kuruluş hazırlığını başlattığımız Türk bilim üssünü önümüzdeki yıl hizmete açıyoruz. Türkiye’nin otomobil projesini hızla hayata geçireceğiz. Gemi filomuzu hızla büyüteceğiz. Uzay ajansını 2018’de kuracağız. Stratejik sınıf taarruzi insansız hava araçlarını üreteceğiz. Bilgisayar işlemci çip tasarım merkezi kuracağız!” diye müjde verdiydi. Ve ben başta, tüm hazirun hep bir ağızdan gözyaşları içerisinde “Yaşasın! İşte budur!” diye birbirimize sarılmıştık efendim. Bakın bilahare bir defa daha dikkatlerinizi celbediyorum, uzay ajansı diyor efendim. Yıl 2018! İleri görüşe bakar mısınız mirim?

Bu proje için, 2018’de zatı âlilerinizle taksim ettiğim projeler çok mühim roller oynadılar. Neydi onlar, hatırlayalım. Papaz eriğini imam eriğine çevirme projesi, abdest koruyan EKG önlüğü projesi, salâvat projesi, renkli gözlerin nazar tetiklediğine dair proje, fotoselli cevşen projesi, tespih çeken robot el projesi gibi birçok projenin neticelerini bu feza programımızda tatbik etme fırsatına nail olduk. Ayrıca fezada kıble bulucu app projesi, fezada susuz abdest aldırtıcı lazer ışınlı duşakabin projesi, tesettürlü fezai (Türk astronotu) kaskı, fezailerin fezada bulacakları değerli ganimetleri koymaları için ayakkabı kutusu biçimli alüminyum kasa gibi, değerlerimizin de bizlerle beraber fezaya gidebilmesini sağlayan icatlar da feza projemize ilave edildi. Beyefendi, sağolsun, himayelerini o zaman da, bugün de asla ve kata esirgemediler efendim.

Şimdi sıkı durun. İlk Türk uzay mekiği projesinin prototipi, Göztepe Sanayi Sitesi ve Bostancı Sanayi Sitesi işbirliğinde ve Opel Özel Servis’ten kaportacı Oktay Usta başkanlığındaki konsorsiyumun yoğun çalışmalarıyla tamamına erdi, nihayetlendi efendim. Mekik derken, öyle aklınıza Bostancı-Kadıköy hattı dolmuşları gibi, 1962 model dört kapılı Chevrolet büyüklüğünde bir araç falan gelmesi, ha! Bahsettiğim bildiğin körüklü Magrius otobüs büyüklüğünde, hatta daha kallavi bir gemi. Oktay Usta, çıraklık döneminden bugüne öğrendiği sanatını konuşturmuş. Mekik, Dokuz Oğuz 1. Mürettebat dokuz kişilik. İçinde her türlü lüks mevcut! Çay ocağı, lavabo, tost makinesi, mini çok amaçlı fırın, kamaralarda MODOKO’da özel üretilen çift katlı ranzalar, mescit kamarası ve abdesthane, ne ararsan!

Bu mekik, fezaya nasıl çıkıyor? Şimdi, zatı âlilerinin fevkalade tatbiki ve bir o kadar da pratik ve dahi jeo-stratejik dehalarını sizlerle taksim edeyim: S-400 füze bataryalarının ABD gibi bir eski müttefikimizle aramıza kara kedi gibi girdiği şu dönemde, beyefendi “Yahu bu S-400’leri mekik için şey etsek? Bir Oktay Bey’e sorsak?” buyurunca, inanın TÜBİTAK’taki kıdemli porof hocalar, doçentler, doktorlar falan göz göze geldiler, ben de oradayım o anda, birbirlerine bir sarılışları var ki, sanırsınız o gün halife-i ruyi zemin yeni bir dini bayram ilan buyurdu. Öyle bir mesudiyete bunca yaşımda hiç şahid olmadım desem yeridir efendim. Artık ağlayanlar mı dersiniz, beyefendinin ellerini yüzlerindeki maskeleri çıkarmadan öpmeye yeltenenler mi, ne ararsanız var.  Oktay Usta da bizi kırmadı, bataryaların Bostancı Sanayi’deki garaja getirilmesini, gerekeni derhal yapacağını söyledi, ya; artık demeyin keyfimize efendim! Sıkı dur feza, biz geliyoruz.

Tabi bundan tam 1200 yıl önce, Moğol diyarının orta noktasında, Bilge Kağan ve Bumin Kağan, Vezir Tonyukuk, sanırsınız bugünleri görmüşler. Ve bu nesillere atalarının ferasetini nakledebilmek için, efendime söyleyeyim, bozkır mı desem, çöl mü, ortalık yere bir taş kondurtup, üzerine de “Göğe bak, ayı gör” yazdırmışlar. Uzun yüzyıllar, Göktürk alfabesinde apostrof olmadığından, kadim Türkler bunun bir hat hatası zannetmiş ve hep birbirlerine hayretle “yahu gökyüzünde ayı olur la?” diye sual etmişler. Bir diğer kısmı da, sağanak yağmurlu bir gün vezir Tonyukuk’un Kağan’a, “Yav, Kağanım, haydin sefere çıkak” demesi üzerine celallenen kağanın, vezire “Göğe bak ayı! Gör!” dediğini zannetmişler. Bu yanlış anlama böyle uzun yıllar devam etmiş. E, ilim olunca her şey bir başka oluyor tabii. Bugün, bu sırrı da ne yaptık? Çözdük! Atalarımızın bize dediğinin dünyanın peyki olan Ay olduğunu akıl ettik. Ve uzaklardan, telekonferans ile ekibe zatı şahanelerinin tok sesiyle beklenen emri istikamet geldi: “2023’te Ay’la ilk temas kurulacak”! Tabii yine hissi anlar idrak edildi efendim. Bayılan bayanlar, ağlayan yaşlı hocalar, horon tepen genç takım, birbirine sarılan biz tayfa-i saray. Sağ olunuz! Var olunuz! Çok yaşayınız! Rabbim bizim ömrü-bakiyemizden alıp sizin ömrünüze şey etsin!” nidaları arasında, hummalı çalışmalar daha bir şevkle ve zevkle devam etti. Nihayet bugünlere geldik.

Bu arada, Devlet Beyefendi, uzay-Türk için “cacabey” teklifinde bulunmuş. Reis-i muazzamımız o esnada oturduğu koltuktan hafifçe, tabiri caizse, dıhk ederken düşeyazmış. Dahıkeleri duyulmasın, neme lazım, Devlet Beyefendinin kulağına gitmesin diye, kapıları pencereleri kapattırmış. Yanındaki güruh-müşavir de af buyurun, maymun gibi dıbne etmiş. Velhasıl, saray bir şenlenmiş. Kendisine tez reis-i cumhurumuzun fezai isminde karar kıldığını üslubunca bildirmişler efendim.

İmdi: 2023 senesinde önce aya sert iniş yapacağız. Hava Kuvvetleri zabitlerimiz ve Oktay Usta “Mekik çakılacak dersek suistimale sebebiyet verebilir” deyince, iletişim şeyimiz Fahrettin Efendi, o her zamanki kıvrak zekâsıyla, derhal sert iniş tabirini teklif buyurmuşlar, sağolsun kıymetli reis beyefendi hazretleri de tasvip etmişler. Binaenaleyh, ilk hedef-i mıntıkamız, artık yegâne peykimiz olan Ay’a Türkün fezada âlem-i mubsarata kendi gemisini – veya ondan geriye kalacak enkazı – havale etmektir efendim. Sonrası Allah kerim! 2025’te insanlı mekik Ay mahrekine girecek, dairevi hat ile fezailerimizin oradan canlı yayında Kuran okuyup, reis-i cumhurumuz efendimize “nasılsınız sayın reisim?” diye sual edecekleri bir TV yayını ile, dünyaya devletimizin kudreti gösterilecek. Tabi Ayrıca mekiğin lastiklerinin Lassa, bilgisayarının Vestel, fezai iç giyimlerinin Eros, ekmek üstü çikolataların Sarelle, meşrubatlarının Oralet, Çamlıca gazoz ve Kola Turka olması, salavatmatiklerin camlarının Paşabahçe, sucukların Pınar veya Maret, Zeytinyağı’nın Kırlangıç, sabunların ise Hacı Şakir olmasına özen gösterilmesi, daha önce bildirildiği üzere, aynen tatbik olunacaktır. İrtibata geçilecek mahlûkat-ı fezaiye bu mamuller ikram edilecek, onlara Türk ve Müslüman damak zevki ve kabiliyet- i sınaî bilfiil ispat-ı vücut edilecektir. Hatta var ise şayet, onların baht-ı muhit i havailerindeki seyyarelerindeki kupon araziler, reis-i cumhurumuzun başkanlığı ve uhdesindeki yeni kurulan birimimizde, nam i diğer ganimet-i beleş-i feza dairesinde diğer semasire arasında pay edilecektir. Bunların mülkiyet ve simsariyesi, yine (meluf olunduğu üzere) reis-i cumhurumuzun uhdesi ve salahiyeti altında taksimat olacaktır. Hem arzın mahrekinde, hem ay sathında ilk mescit veya hatta cami üsleri inşa edilecek ve hatta o rast gelinen mahlûkata tebliğ yapılacak, hidayete ermeleri devlet siyaseti addedilecektir.

Reisimizin deha-i fenni ve vasf-ı amiriyeti, bu feza programımızla bir defa daha dosta ve düşmana gösterildi. Elbette ki bu projenin dâhili ve harici, hatta mahlûkat-ı fezai-i bi-malumat (uzaylı) sayısına ve sürüsüne bereket hasm-ı düşmanı olacaktır. Ancak Türk uzay programı ilelebet payidar kalacak, muvaffak olacaktır. Allah yar ve yardımcımız olsun. Yolumuz açık olsun. Devletimiz ve reisimiz var olsun. Feza bizi bekle, biz geliyoruz! Ay bizi bekle, sana serçe iniyoruz!

(Bu yazı, henüz resmiyet kazanmamış, Cumhurbaşkanlığı İletişim Müdürlüğü’nün tanıtım ve kamu diplomasisi amaçlı taslak çalışmasıdır. Resmiyet kazandığında günümüz Türkçesi ile de yayınlanacaktır. İlgilenenlere saygıyla duyurulur.)

1 YORUM

  1. Mehmet Bey sizi okurken bir zamanların meşhur muharriri Recai Güllaptanı ki kendisi yakın bir zamanda bilemediğimiz bir şekilde murdar oldu hatırladım.Allah taksiratını affetsin.

    Gördüğüm kadarı ile o boşluğu siz doldurabilirsiniz gibi geldi bana.Nasıl olsa izah faslından gına geldi bari gayri mizah faslına geçip hiç olmazsa biraz tebessüm edelim.

    Sizden bu tür yazıların devamını bekliyoruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin