‘Askıda kalan nikâh’ üzerine; tek taraflı ‘boşama’ olur mu?

YUSUF DEMİRTAŞ | YORUM

Günümüzde aile içi problemler maalesef çok yaygınlaştı. Bunun tezahürlerinden biri olarak pek çok aile, birliğini ne koruyabiliyor ne de son verebiliyor. Bununla ilgili olarak Ahmet Kurucan, geçtiğimiz günlerde “Askıda Kalan Nikah” başlıklı bir video yayınladı. Kendisiyle konu üzerinde kısa bir müzakeremiz oldu, daha geniş bir heyet içinde müzakere hakkımız mahfuz, konuyu başka bir açıdan değerlendirmek istiyorum…

Ahmet Kurucan söz konusu videoda yıllardır fiilen ayrı yaşayan, eşinin uzlaşmaz tavırları sebebiyle ne iletişim kurabilen ne de resmî boşanma sürecini sağlıklı şekilde yürütebilen insanların durumunu ele alıyor. Çözüm olarak da, tarafların ailelerinden oluşacak bir hakem heyetinin, bu sağlanamıyorsa, mağdur tarafın tek taraflı olarak oluşturacağı bir heyetin vereceği kararla dinen boşanmanın gerçekleşebileceği ve bu kişinin resmî nikâhı devam etse de dinen başka biriyle evlenebileceği ifade ediyor.

Ahmet Kurucan, sadece mağdur bir hanımefendinin sözlerine yer veriyor. Karşı tarafın ne düşündüğü, iddiaların ne ölçüde gerçeği yansıttığını bilmiyoruz. Halbuki hukuken olduğu gibi fıkhen de tek taraflı beyan üzerine hüküm bina edilemez. Bunu, kesinlikle hanımefendiyi yargılama veya itham anlamında söylemiyorum, böyle çok örnek vardır. Sadece hukukun işleyişine dikkat çekmek istiyorum.

Ahmet Kurucan’ın temel amacı mağduriyetleri gidermek olsa da, teklif edilen çözümün hem hukuk hem de fıkıh açısından ciddi problemler barındırdığı kanaatindeyim. Bir mağduriyeti gidermek adına hukukun temel ilkeleri devre dışı bırakılırsa, bu durum daha büyük mağduriyetlere ve suistimallere yol açabilir.

Eşlerin farklı ülkelerde yaşaması, iletişim kuramaması veya şiddetli geçimsizlik içinde bulunması boşanma sebebi olabilir; ancak bunlar evliliği kendiliğinden sona erdirmez. Böyle durumlarda yapılması gereken şey, hukuk sistemi içinde boşanma davası açmaktır. İki taraf da boşanmaya razıysa “anlaşmalı”, bir taraf boşanmayı istemiyorsa “çekişmeli” boşanma davası olur.

Çekişmeli de olsa bu süreç çözümsüz değildir. Modern hukuk sistemleri, uzun süreli ayrılık ve ortak hayatın yeniden kurulamaması gibi durumlarda boşanmaya imkân tanımaktadır.

Fıkıhta da modern hukukta da “bağlayıcı sözleşmeler”, taraflardan birinin tek taraflı iradesiyle ortadan kaldırılamaz. Mecelle’de de ifade edildiği üzere, kişinin kendi rızasıyla tamamladığı bir akdi sonradan tek başına bozması mümkün değildir. Evlilik de böyle bir akittir. Taraflar evlenirken sadece nikâhı değil, onun doğuracağı hukukî sonuçları ve boşanma prosedürlerini de kabul etmiş olurlar. Bu sebeple, eşlerden biri boşanmak istediğinde süreci hukuk içinde yürütmek zorundadır.

Hakem heyeti meselesine gelince; Nisâ sûresinin 35. âyetinde zikredilen hakemlik mekanizması, esas itibarıyla arabuluculuk ve sulh amacı taşır. Fakihlerin çoğunluğuna göre hakemler doğrudan boşama yetkisine sahip değildir. Ayrılık kararı verebileceklerini kabul eden görüşler dahi tarafların açık veya zımnî onayını şart koşmuştur. Buna rağmen, taraflardan birinin kendi oluşturduğu bir heyete boşama yetkisi vermesi yönünde ne klasik ne de modern dönemde muteber bir görüş bulunmamaktadır.

Bugün mahkemeler ve hukuk sistemi mevcutken, bunları devre dışı bırakıp “hakem heyeti” adı altında alternatif bir boşanma mekanizması oluşturmak, dinî ve hukukî alanları daha da karmaşık hâle getirir. Çünkü resmî olarak evli görünen bir kişinin, yalnızca kendi oluşturduğu bir heyetin kararına dayanarak başka biriyle evlenmesi hem toplumsal hem hukukî açıdan ciddi problemlere yol açacaktır. Bu durumda herkes kendi heyetini kurup kendi içtihadına göre hareket etmeye başlayabilir ki, bu da hukuk düzenini işlevsiz hâle getirir.

Ayrıca “evlilik fiilen bitmiş, dinen askıda” gibi ifadeler de hukukî ve fıkhî açıdan problemlidir. Evlilik, boşanma veya eşlerden birinin vefatına kadar devam eden bir akittir. Tarafların ayrı yaşaması, sevgilerini kaybetmesi veya sorumluluklarını yerine getirmemesi evliliği kendiliğinden sona erdirmez. İddet de ancak boşanma veya vefat sonrasında başlayan bir süreçtir; fiilî ayrılık üzerine bina edilemez.

Meseleye ters açıdan bakıldığında da bazı hususlar gözden kaçırılmamalıdır. Bir kişinin yeni bir hayat kurmak istemesi anlaşılabilir bir durumdur; ancak bunun tek yolu hemen yeni bir evlilik yapmak değildir. Ayrıca boşanmayı istemeyen tarafın gerekçeleri de dikkate alınmalıdır. Hukuk, yalnızca bir tarafın mağduriyet hissine göre değil, her iki tarafın haklarını gözeterek işler.

Sonuç olarak, Ahmet Kurucan hocanın iyi niyetle ortaya koyduğu “hakem heyeti” önerisi, çözmek istediği problemlerden daha büyük karmaşalara kapı aralayabilecek niteliktedir. Bu sebeple yapılması gereken, insanları hukuk dışı çözümlere yönlendirmek değil; onları mevcut hukuk mekanizmaları içinde kalmaya teşvik etmenin yanında, bu süreçte onları yalnız bırakmamaktır. 

Bu noktada, Ahmet Kurucan’ın hakem heyetine alternatif olarak teklifim; hukukçular, psikologlar, aile danışmanları ve ilahiyatçılardan oluşacak danışma heyetleri kurularak mağdur kişilere rehberlik edilmesi, hâlâ mümkünse aile birliğinin kurtarılmasına yardımcı olunması, bunun için çok geç olduğuna kanaat getirildiği noktada da boşanma sürecinin her iki taraf adına en kolay, en zahmetsiz ve en hızlı şekilde yürütülmesi noktasında onlara destek olmaktır. Bu, hem ailelerin korunması hem de ihtiyaç durumunda boşanma süreçlerinin daha sağlıklı yürütülmesi adına daha isabetli bir yaklaşım olacaktır.

 

5 YORUMLAR

  1. çok güzel ifade etmişsiniz…
    tebrik ediyorum…
    bir tarafta yapmakla uğraşmak var,
    fakat yaparken yıkımın şiddeti ve boyutu hesap dışı tutulamaz.
    hukuki başlayan bir birlikteliğin yine hukuki sona vermesi gerekir. aksi taktirde en çok madur olan taraf bayanlar olacaktır…

    kaleminize sağlık…

  2. Oncelikle Ahmet Kurucan Bey bir Hocadir ve bence ismi refere edilirken nezaketen bu nokta atlanmamalidir. Sadece Ahmet Kurucan demek usluba munafi. Hocaya iletilen vakanin asiri uc zorlukta bir vaka oldugunu dusunuyorum. Kadin yabanci bir legal sistemde dil ve kulture hakim degil, masraflari karsilayacak durumu ve surecle ugrasacak enerji ve zamani yok erkek de tamamen pasif bir durumda hicbirsey yapmiyor. Yukardaki uzun uzun aciklamalar bu vakaya yine yardimci olamaz. Kurucan hoca bu binde birlik vaka icin bir yorumda bulunmus ne deseydi adamcagiz. Evet bu vaka kadinin hukuki gelecegini guvence altina almak icin hukuk icinde cozulmeli. AI eger Turkiyede nikahlandilarsa hem turk hem abd makamlarinca bosanmalari gerektigini soyluyor. Womans shelter, pro bono, gocmen, legal aid gibi derneklerden destek alinabilecegini soyluyor. Tarafin belli sure cevap vermedigi davalar otomatikmen bosanma lehine karara baglaniyor. Evet kolay olmayacak bir hukuki surec bekliyor ablamizi.

  3. İdeal bir durum çerçevesi olmuş. Ancak boşanmamayı bir zulüm vasıtası olarak kullanmak isteyen taraf ile nasıl çözüme ulaşılacak?

    Eşlerden biri terör örgütü üyeliği ile suçlanıyor ve Türkiye”den çıkmış. Ülkeye dönerse tutuklanıp yıllarca cezaevinde kalacak. Diğer eş ise eşinin ülkeye geri dönmesini ve hapis cezasını çekmesini istiyor. Türkiye ‘deki eş yurtdışına çıkmayı sosyal ve ekonomik gerekçeler ile reddediyor. Bu süreç yurtdışındaki eşi yıpratıyor ve zamanla evliliğin sosyal ve duygusal bağları kopuyor. Türkiye devleti mahkemeleri de, yırtdışındaki eş “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla firari olduğundan ve Türkiye’deki eş de istemediği için boşanma kararı vermiyor veya mahkeme süreci hiç başlatılmıyor. Bu örneği ele alacak olursak, genellemeleri bir kenara bırakırsak, ne yapmak gerekir?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin