CUMALİ ÖNAL | ANALİZ
Suriye’den dün birbirine zıt açıklamalar peş peşe geldi. Sabah saatlerinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi, “Suriye hükümeti ile askeri entegrasyon, sınır kapıları ve yeraltı kaynaklarının yönetimi gibi temel konularda kritik anlaşmalara vardık, müzakerelerde önemli eşikler aşıldı.” dedi. Ancak akabinde Suriye Enformasyon Bakan Yardımcısı Ubade Kujan, sosyal medyada, “İletişim şu anda durmuş durumda; paylaşılan rakamlar temenni ve beklentiden öteye gitmiyor.” açıklamasını yaptı veya yaptırıldı. Çünkü bu açıklama Türk medyası dışında, neredeyse başka haber kaynakları tarafından görülmedi.
Her iki açıklamadan önce ise Milli Savunma Bakanlığı, “PKK/YPG/SDG’nin son dönemde gerçekleştirdiği saldırılar Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve istikrarına zarar veriyor, mutabakat sürecini olumsuz etkiliyor.” uyarısında bulundu.
10 Mart’ta varılan mutabakata göre 31 Aralık, SDG ile Şam arasında varılan anlaşmanın yürürlüğe girmesi için son tarih. Görünürde her iki taraf zamanla yarışarak anlaşmayı yürürlüğe koymaya çalışıyor. Ancak dikkat çekici olan, bu gelişmenin Pazartesi günü Türkiye’den Şam’a yapılan üst düzey ziyaretten hemen sonra yaşanmış olması.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın, Şam’da Suriye Geçici Lideri Ahmet el Şara ve diğer üst düzey yetkililerle bir araya geldi. Görüşmeden sonra Fidan, “SDG‘nin Şam yönetimi ile entegrasyon görüşmelerinde çok fazla ilerleme kaydetmeye niyeti olmadığını görüyoruz.” dedi. Fidan daha önce de arka arkaya benzer açıklamalar yapmıştı. Hatta Fidan’ın bu açıklamalarına AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu tepki göstererek, “Neticede nihai politikayı Cumhurbaşkanı belirler ve son sözü o söyler.” demişti.
Ziyaretten hemen sonra, Halep’in kuzeyinde, Afrin üzerinden Türkiye sınırına uzanan Kastello Yolu boyunca, Kürt nüfusun yoğun olduğu iki stratejik mahalle, Şeyh Maksud ve Eşrefiye, Türkiye destekli milislerle SDG güçleri arasında şiddetli çatışmalara sahne oldu.
Türkiye’nin doğrudan yer almadığı 10 Mart mutabakatı, SDG’nin askerî unsurlarının Suriye ordusuna entegrasyonu ile sınır kapıları, havaalanları ve petrol-doğal gaz alanlarının merkezi yönetimin kontrolüne verilmesini öngörüyor. Kürtlere göre Türkiye, yer almadığı 10 Mart mutabakatını içine sindiremiyor.
Ancak görüştüğüm Kürt ve Arap kaynaklara bu mutabakat daha çok Türkiye’nin hem Şam’a ve hem de SDG’ye baskılarını hafifletme amacı taşıyor. Pratikte bu mutabakatın yürürlüğe girmesi neredeyse imkansız.
Bunun pek çok sebebi var… İlki; Dürziler ve Alevilere yönelik saldırılar sonucu yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi, silahlarını bırakan Kürtlerin El Kaide geçmişi olan Şara güçlerinin insafına kalacağına dair endişeleri arttırdı. İkincisi; İsrail’in fiilen Suriye’ye müdahalesi ve Amerikan Yönetiminin Kürt bölgesine askeri olarak daha fazla yerleşmesi Kürtleri cesaretlendirdi.
Üçüncüsü; Kürtler mevcut Suriye ordusundan sayı, eğitim ve teçhizat olarak daha güçlü durumdaki SDG’nin Şam’dan gelebilecek her türlü saldırıyı kolaylıkla püskürtebileceğini hesaplıyor.
Bunun dışında Kürtler diğer azınlıklarla birlikte kendi haklarının garanti altına alındığı bir anayasa hazırlanmadan 10 Mart mutabakatının kendilerine hiçbir güvence sağlamayacağını belirtiyor.
Suriye’nin geri kalanına göre daha istikrarlı ve güvenli olan SDG kontrolündeki bölgeler ayrıca ülkenin en önemli petrol ve doğal gaz yataklarına da sahip.
Kürtlerle Şam arasında şu ana kadar üzerinde anlaşmaya vardıkları en önemli nokta, SDG’nin neredeyse varlığını tamamen koruyarak ve bulunduğu bölgeleri de Şam’a vermeyerek Suriye ordusu içinde yer alması. Türkiye ise Şam’a bu tür bir anlaşmayı kabul etmemesi için baskı uyguluyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’la olan yakın ilişkisini de kullanarak Kürtlerin bir an önce silahlarını bırakmasını ve tamamen Şam’ın kontrolüne girmesini istiyor.
Diğer yandan Türkiye, ‘SDG’ kartını kullanarak Şam üzerindeki etkisini ve gücünü de pekiştirmeye çalışıyor. Çünkü başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Arap ülkeleri Şam’ı Türkiye’nin periferisinden çıkarmak için büyük bir gayret gösteriyor. Hatta bu amaçla milyarlarca dolarlık yatırım projeleri açıkladılar. Fakat şu ana kadar bu yatırımların neredeyse hiçbiri gerçekleştirilmedi.
ABD ise Türkiye’yi karşısına almadan sorunun çözülmesi için her iki taraf nezdinde girişimlerde bulunuyor. Şu ana kadar Amerikan yönetiminin ne Şam’a ve ne de Kürtlere büyük bir baskı yaptığına dair bilgi mevcut değil.
Sonuç olarak şimdilik ABD de, Şara da, Kürtler de aralarında top çeviriyor. Muhtemelen 31 Aralık’ta herhangi büyük bir gelişme yaşanması söz konusu olmayacak. Olsa bile amaç günü kurtarmak olacak.
