Amerika kutuplaşıyor mu?

Bir zamanlar Amerikalılar siyasi partilerini (benzerliklerine işaret ederek) Alis Harikalar Diyarında’ki Tweedledee ve Tweedledum karakterleriyle kıyaslıyorlardı. Sürekli rekabet içinde olan ama aslında birbirlerinin yerine kolayca geçebilir durumdaki partiler Amerika siyasetini belirliyordu.

Roosevelt zamanından 1960’ların sonuna kadar Demokrat Parti hem kuzeyin sanayi bölgesindeki sendikacılarını hem de güneyin beyaz ırk ayrımcılarını bünyesinde barındırabiliyordu. İdeolojik farkların görece eksikliğiyle biçimlenen böyle bir dönem yaşandı. İlk değişim 1960’lı yıllarda yaşanan protesto hareketleri, özellikle de Afrika kökenli Amerikalıların medeni haklar mücadelesinin etkisiyle yaşandı. Irk ayrımına son veren kararların Demokrat başkan Lyndon Johnson tarafından imzalanmasının kalıcı etkileri oldu. Tarihsel olarak Demokrat olan güneyli beyazlar Cumhuriyetçi oldu. Demokrat Parti de etnik azınlıkların partisi haline geldi. Cumhuriyetçi Parti, özellikle de Ronald Reagan’ın etkisiyle genel anlamda muhafazakâr bir partiye dönüştü. Demokrat Parti de, ABD’de “ilerici” anlamına gelen “liberal” politikasıyla kendini tanımlamaya başladı.

Bu sürecin diğer önemli safhası da 1994’te, Bill Clinton’ın başkanlık döneminin ortasındaki genel seçimler sırasında yaşandı. Cumhuriyetçiler “Contract with America” (Amerika ile anlaşma) adlı kültürel muhafazakârlık ile ekonomik liberalizmi karıştıran gerçek bir hükümet programı ortaya koyup seçime girmişlerdi. Böylece Beyaz Saray’a karşı amansız mücadelelerinde Kongre’yi karargâh haline getirdiler. Bill Clinton’ı devirme girişimi, 2000 yılındaki tartışmalı seçimler (George W.Bush oyların çoğunluğunu kazanmadan seçildi) ve Barack Obama’ya karşı Tea Party isyanı, siyasi kutuplaşmayı belirginleştiren olaylar oldu.
Bu kutuplaşma her partinin seçilmişlerinin ideolojik olarak kamplaşması anlamına gelmektedir.

Yakın bir zamana kadar Kongre’de görece solda olan Cumhuriyetçiler ve muhafazakâr Demokratlar bulunuyor ayrıca her iki partide de ılımlılar varlıklarını sürdürüyorlardı. Bu kamplaşmanın dışında kalan seçilmişler yok olma yolunda. 2010’a kadar muhafazakâr demokratların ya da lakaplarıyla söylersek “Blue Dog Coalition”ın (Mavi Köpek Koalisyonu) Temsilciler Meclisi’nde 54 temsilcisi bulunuyordu. Bugün ise sayıları sadece 15. Genelde Demokratların hâkim olduğu eyaletlerden gelen ılımlı Cumhuriyetçilerin de durumu aşağı yukarı aynı.

Kutuplaşma bugünkü ABD’nin siyasal yaşamının en belirgin olgularından biridir. Kutuplaşma 2011 yılından beri Kongre’de çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçilerin Obama’ya karşı sürdürdükleri sistemli engelleme stratejisini de açıklamaktadır. Bütçelerin kabulünü zorlamak için federal devletin “kapatılması”, Yüksek Mahkeme’ye Başkan’ın yaptığı atamayı engelleme çabaları süreklilik arz eden taktiklerdir.

Bu olayı nasıl açıklamalı? Kuşkusuz temelinde bazı ideolojik uyuşmazlıklar var, bir yanda Cumhuriyetçilerin yurtseverlik, devlet karşıtlığı, piyasa yanlısı değerleri öte yanda Demokratların refah devleti ve sosyal adaleti. Ama partilerin ideolojik farkı her şeyi de açıklamıyor. Önseçimlerin de bunda rolü var.

Bu dönemde seçmen grubu halkın genelinin aksine aşırıcı adaylara daha fazla rağbet gösteriyor. Seçim bölgelerinin oluşturulmasının da önemi var. Eğer bir eyaletin başındaysa, ciddi bir muhalefetle karşılaşmadığı sürece seçim bölgelerini oluşturma gücü var. Bu durum da aşırıcı adaylara cesaret veriyor. Nihayet bazı nüfus bilimciler yerleşim alanlarının da gitgide daha homojen hale gelmeye başladığını belirtiyor. Demokratik yaşamın merkezinde bulunan diyalog sekteye uğramış halde. Bu durum da, sağda Trump’ın adaylığının gösterdiği gibi, çok daha kutuplaştırıcı olan siyasi figürlere siyaset alanında yer açıyor.

Mıchael Behrent
Sciences Humaines, No: 21, Mayıs-Haziran 2016

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin