Amerika, dünyada yalnızlaşıyor mu?

HABER-YORUM | İSKENDER DERVİŞ

Türkiye ve Yemen’in öncülüğünde Birleşmiş Milletlere (BM) sunulan ve ABD’ye ‘Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma’ çağrısı yapan tasarı, 193 üyeli Genel Kurul’da oylandı ve 128 oyla kabul edildi. Kararın bir bağlayıcılığı yok fakat özellikle ABD’ye karşı alınmış diplomatik bir zafer denilebilir. Göreve geldiğinden bu yana hem BM’yi hem de NATO’yu eleştiren ve ‘Amerikan liderliğini yeniden tesis edeceğini’ savunan Başkan Donald Trump için açık bir mağlubiyet. Ancak Filistin’le ilgili BM oylamalarında benzer sonuçların sıklıkla çıktığını da unutmamak gerekir.

Nitekim ABD’nin BM Büyükelçisi Nikki Haley de yaptığı açıklamada, “ABD bugünü hatırlayacak. Oylama, Amerikalıların BM’ye bakışı ve bize BM’de saygısızlık yapan ülkelere bakışımız konusunda bir fark yaratacaktır” sözlerini sarf etti. Muhtemelen Trump, BM kararını dinlemeyerek Kudüs’te ABD elçiliği açmaya çalışacaktır. Bu da BM’nin uluslararası arenadaki etkinliğinin bizzat BM’nin en büyük bağışçısı tarafından iğdiş edilmesi anlamına gelecektir.

TÜRKİYE FIRSATI İYİ DEĞERLENDİRDİ

Kudüs kararına karşılık Türkiye’nin önce İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplayarak Mısır’la birlikte hareket etmesi, ardından BM’de bu konuyu gündeme taşıyarak bu kararın çıkarılmasına öncülük etmesi, ABD ile ilişkilerin net bir biçimde arka plana atıldığının göstergesi. Ancak aynı zamanda Erdoğan iktidarının aylardır peşinde koştuğu ‘nefes alma’ ihtiyacının da karşılanması anlamına geliyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun BM kürsüsünde ABD’yi doğrudan hedef alan sözleri, Reza Zarrab davasından canı yanmışlığın da bir yansıması olarak okunabilir.

AMERİKA, KENDİ STRATEJİSİNİ ATEŞE ATTI

Kararı yorumlayanlar ABD’nin dış politikada tarihinde belki de ilk kez bu kadar yalnızlaştığı tespitini yapıyor. Nitekim Trump’ın bu kararı da kuşkuyla karşılanmış ve ABD’nin şu an yapabileceği en acemice dış politika hamlesi olduğu söylenmişti. Bazı uzmanlar, Trump’ın iç politikadaki kötü gidişe karşı böyle dikkat çekici bir hamle yapmak istemiş olabileceğini dile getirse de, sonuçları itibariyle Kudüs kararının Trump’ın kendi dış politik oyun planını da tehlikeye attığını söyleyebiliriz.

Nitekim ABD’nin Ortadoğu’da ilişkileri yeniden güçlendirdiği Suudi Arabistan, Kudüs hamlesiyle birlikte boşluğa düşmüş durumda. Müslüman dünyasının en hassas konularından biri olan Filistin meselesinde Suudi Arabistan’ın İsrail’den yana açık tavır alması imkânsız görünüyor. Buna rağmen Suudi Arabistan’dan bazı cılız sesler, Kudüs kararını desteklemeye çalıştı. Fakat kraliyet ailesi sessizliğini koruyor. Türkiye’nin bu fırsatı hızlı bir şekilde kullanarak Müslüman dünyada inisiyatif alması, pasın ne kadar ‘gollük’ olduğunu da ortaya koyuyor.

ORTADOĞU’YU KENDİ HÂLİNE BIRAKMAK

Amerikan yönetiminin, Körfez ülkeleriyle sıkı ilişkiler kurarak İsrail’in koruma kalkanını sağlamlaştıracağını düşünmesi, özellikle İran’ın karşı hamle yapmak için fırsat kovaladığı bir dönemde, hayli zayıf bir stratejiydi. Ancak Rusya ve İran’ın bölgeyi, en azından Körfez dışındaki bölümünü, nüfuzu altına almak için Suriye meselesi üzerinden rol kapmaya çalıştığı dönemde, ABD’nin Kudüs’e sıkışıp kalarak Ortadoğu’daki azalan kredisini tamamen tüketmeye kalkması, başka türlü sonuçlar da doğurabilir.

Trump’ın ‘vize yasağı’ gibi hamlelerini de düşünürsek, ABD’nin ilerleyen dönemde Körfez’deki birkaç müttefikini saymazsak, Ortadoğu’yu gündeminden çıkarmak isteyebileceğini öngörebiliriz. Nitekim Avrupa’daki göçmen karşıtı politikacıların ajandasında da benzer hamleler bulunuyor. Bunun Rusya’nın ekmeğine yağ sürmek olduğunu düşünenlere karşı, bir de Rusya’nın Ortadoğu’daki bütün bu karmaşayla baş edemeyeceğini hesaplayanlar da var.

Yine de ABD’nin İsrail’i bölgede kendi hâline bırakamayacağını bilenler için, Trump’ın ya da göçmen karşıtlarının stratejisi pek gelecek vaat etmiyor denebilir.

İŞLER DAHA DA KARIŞACAK

Oylamanın ardından İsrail’in BM Büyükelçisi Danny Danon’un sert açıklamalar yapması ve tasarıyı destekleyen ülkeleri ‘manipülasyonlara kanmakla’ ve ‘Filistin’in kuklaları olmakla’ suçlaması, bölgede ‘terörden’ ekmek yiyen bütün rejimlerin ortak hissiyatını yansıtması bakımından önemli. Yani bugün bu tasarıya destek veren Ortadoğu ülkeleri, kendi ülkelerindeki ‘iç düşmana’ karşı İsrail’den aşağı kalır şeyler yapmıyorlar. BM’de gündeme gelecek olursa da, benzer hissiyat içinde olacaklar.

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın artık ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ söyleminin diplomaside işlemediğini anlatması da bu bakımdan manidar. Nitekim Kissinger, IŞİD’in yok edilmesinin İran’ın bölgedeki gücünü arttıracağını belirterek radikal bir çıkış yapmıştı. Ama bu, Amerika’nın bölgede sürekli yanlış tercihler yapıyor olmasının bahanesi olamaz. Hele ki ağırlığı olan uluslararası aktörlerin ‘doğruya doğru’ demek gibi bir mesuliyeti varken.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin