NECİP F. BAHADIR | YORUM
Demokrasilerde çare de tükenmez, formüller de… Eğer yol çıkmazsa, yeni yol açılır. Yeter ki siyasi ve stratejik akıl dumura uğramasın. İmamoğlu cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü adayı. Erdoğan’ın en çok korktuğu isim. İstanbul’da defalarca yenildi. Ve çareyi ‘yargıyı kullanarak’ önünü kesmekte buldu. 35 yıl sonra diplomasını iptal ettirdi. Yetmedi, belediye başkanlığını da elinden aldı, tutuklattı. Oysa diplomanın iptali kafiydi engellenmesi için…
Belli ki hedef hem İmamoğlu hem de CHP… Partiyi karıştırmak. Fakat beyhude… Erdoğan bilmiyor mu ki Türkiye’de hapishaneler bir sıçrama tahtasıdır. Zindan siyasi mahpusu küçültmez, aksine büyütür. Hapishaneden Ankara’ya bir yol var. O yoldan devletine zirvelerine kadar tırmanmak mümkün. Bizzat kendisi 90 gün hapis yattı. Bütün siyasi geleceğini mahpusluğu üzerine inşa etti. İmamoğlu için de hapishane kesinlikle bir son değil, yeni bir başlangıç ve bir dönüm noktası…
İstanbul Üniversitesi, yatay geçişte ‘usülsüzlük’ tespit ettiği için İmamoğlu’nun diplomasını iptal ettiğini duyurdu ama 40 gün geçti ama hala resmi tebligat yapmadı. Neyi bekliyor üniversite yönetimi? Tebligat niye önemli? Çünkü İmamoğlu üst mercilere itiraz hakkını kullanacak. ‘İptali, iptal ettirmek…’ imkan dahilinde. Evet, yargının üzerinde koyu ve kesif bir AKP gölgesi var. Fakat işlem öylesine hak ve hukuktan uzak ki altına imza koyacak adam bulunulamayabilir.
Mevzuat, “4 yıllık üniversite diploması olmayan biri cumhurbaşkanı adayı olamaz” diyor da Erdoğan’ın var mı ki? Büyücü bir ‘hokus pokus’ yaptı, ortaya bir diploma çıkardı, YSK da kabul etti. Ama soru işaretleri ortadan kalmadı. Şu ana kadar bir tane üniversite arkadaşını gösteremedi. Bugün güç elinde, şapkadan çıkan tavşanı veya diplomayı kurumlar mecburen kabullendi. Fakat bir de bunun yarını var… 35 yıl öncesinin yatay geçişi sorgulanır da Erdoğan’ın üniversite diploması araştırılmaz mı?
Aldatılmış koca bir ülke!
Yoksa ülkeyi yıllardır ‘diplomasız’ biri mi yönetmekte? Belki de dünya siyaset tarihine geçecek ‘korsan cumhurbaşkanı’ diye… Sahte diploma ve evraklarla ‘cumhurbaşkanı’ olabilen birinin altına imza koyduğu kararlar ne olacak peki? Erdoğan sonrasının tartışmalarından biri de bu. Belki bugünün konusu değil ama önünde sonunda gündeme geleceği kesin. Kaçışı yok. Yalan ve sahtelik üzerine kurulu bir iktidar… Ve kandırılmış, aldatılmış koca bir ülke… Sokaktaki vatandaştan devlete kadar…
Aman Allahım! Düşüncesi bile kabus gibi…
İmamoğlu aday olabilecek mi? Mahpusluğu engel değil. Silivri’den Saray’a uzanması mümkün. Zindandan Meclis’e yol açılmıştı zaten, eğer aday olur kazanırsa o yol ilk kez Saray’a da çıkacak. CHP resmen İmamoğlu’nu ‘aday’ olarak ilan etti. Ön seçim yaptı, sadece partilere değil ayrı bir sandık koyarak vatandaştan da dayanışma istedi. 15 milyon gibi bir rakam İmamoğlu’na destek verdi. Sayı çok yüksek. AKP’yi korkutacak, Erdoğan’ı ürkütecek kadar var.
İmamoğlu resmen aday olursa seçim çalışmalarını kendisi hapishanede, partisi CHP ise meydanlarda yürütecek. Özel, “Eğer İmamoğlu içeride kalırsa biz durmayacağız. Ben otobüs üstünde olacağım, Mansur Yavaş başka bir şehirde olacak, grup başkanvekillerimiz ve milletvekillerimiz farklı şehirlerde halkla buluşacak. Bu süreci sokakta sürdüreceğiz.” dedi.
İmamoğlu da ulaşabildiği diğer mahpus ve gardiyanlardan oy isteyecek. Yazılı mesajlarıyla kamuoyuna sesini duyurabilecek tabii. İletişim kanalları kapanmaz, özel önlemlerle susturulmazsa…
AKP’den her şey beklenir. Ülkeye bak… 2025 AKP Türkiye’sinin hali pürmelali… Erdoğan’ın bu muydu hayali? Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğer isimler böyle bir ülke mi hayal etmişlerdi? Sözde siyasal İslamcılığın yüz yıllık birikimi bu sonucu mu doğuracaktı?
Erdoğan’ın 3 rakibi var, hepsi de hapishanede; İmamoğlu, Ümit Özdağ ve Selahattin Demirtaş… Tesadüf mü? Hayır, üçü de siyasi nedenlerden dolayı mahpus. Bugün siyasetin nabzı Ankara’da, Meclis’te falan değil, hapishanelerde atıyor. Salı partilerin grup günüdür, Bahçeli haftalardır yok, sözde 4 Nisan’da mesaisine başlayacaktı, Özgür Özel ise Ümit Özdağ’ın duruşması için İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde. Böylesi ancak darbe dönemlerinde yaşanır.
Ve ülke için utançtır.
Rüzgar muhalefetin arkasından esiyor
Bir süredir rüzgarlar Erdoğan’ın karşısından, muhalefetin ise arkasından esiyor. Mayıs seçimlerinde de farklı değildi. Fakat Kılıçdaroğlu kendi adaylığını dayatınca eldeki kuş uçup gitti. Altını masanın renklerini yansıtan bir aday çıkarabilseydi muhalefet Erdoğan’ın kazanması mümkün değildi. İmamoğlu varken Kılıçdaroğlu kendi ismiyle kumar oynadı. Erdoğan kazandı, ülke kaybetti. Yine CHP’den benzer hatalar zinciri bekleyenler hiç de az değil. Özgür Özel, ‘23 Nisan genel başkanı’ gibi ne iktidar ne de muhalefetle ilişkilerini yönetebilmekte… Emanetçiliği fazlasıyla ‘sırıtıyor’. Tam Erdoğan’ın yarışmak ve karşısında görmek istediği biri.
Normalleşme gibi Erdoğan iktidarının ömrünü uzatmaktan başka işe yaramayan siyasi hamleler yapan Özel’in, 19 Mart İmamoğlu operasyonundan sonra süreci fena yönetmediğini söylemek lazım. Toplumsal muhalefeti arkasına almayı başardı. Sağın kalesi Yozgat’ta bile olağanüstü miting yapabildi. Çünkü mesele CHP değil, demokrasi ve adalet idi. Yozgat’ın oyunu demokrasi ve adaletten yana kullanmasından daha doğal ne olabilir.
Çiftçi Abdullah Ceylan’ın, “Ülke turpunan, şalgamınan yönetilmez, adaletle yönetilir!” sözü siyasi tarihe geçti. Anadolu insanına ilişkin umutlarını büyük oranda tüketmiş biri olarak beni bile heyecanlandırdı. Eskiden olsa işte irfan, feraset ve basiret derdim. Şimdi diyemiyorum. Yurdum insanı öyle yanlış yerlere savruldu ki zulmün bir parçasına dönüştü. Şu sıralar sanki bir ışık belirdi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP – MHP blokunun adayı kim olacak belirsiz… Erdoğan’ın önünde ciddi engeller var. Hala nasıl aşacağı, aşıp aşamayacağı bile meçhul… Buna rağmen öteden beri CHP’nin adayı siyasetin tartışma konusu… CHP’nin iki potansiyel adayı var. 19 Mart İmamoğlu darbesi Mansur Yavaş ismini biraz geri plana mı düşürdü yoksa öne mı çıkardı? Her ikisi de… Artık Yavaş’ın İmamoğlu ile yarışması mümkün değil. İmamoğlu oyundan düşerse şansı yüksek.
Özel, Fatih Altaylı’ya ‘altın formülünü’ açıklamış. Birçok kişi gibi benim de aylardır zihninde dolaşıp duran ilk formül buydu. Şu sözler CHP lideri’nin: “İmamoğlu’nu Silivri’de tutup yasak getirsinler yüzde 70 oy ile seçimi alırız. Parlamentoda Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu alırız. 15 günde Anayasa’yı değişir, İmamoğlu çıkar görevine başlar. Tayyip Erdoğan için bulunan formül bulunur. Ya da büyük bir coşkuyla hızla güçlendirilmiş parlamenter sistem hazırlığı yapılır. Bir Cumhurbaşkanı seçilir, Cumhurbaşkanı Yavaş olur, Başbakan İmamoğlu olur. O sürece katkı sağlayan Cumhurbaşkanı olarak milletin gönlündeki figür olur…”
Halkın da benimseyeceği bir formül bu. Üstelik sistem değişikliğini de içeriyor. Türk usulü ucube başkanlık sisteminden ülke çok çekti. Hiç hayrını görmedi. Bir asır sonra ‘sultanlığa’ tekrar dönüş gibi… Ülkeler ileriye giderken Türkiye geri gitti. Modern demokratik sistemlerde sultanlara, krallara yer yok. Halkın yönetimin bir parçası olduğu katılımcı demokrasi önemli. Toplumun, “İmamoğlu da Erdoğan gibi olur” korkusu vardı. Çünkü yetki ve güç insanı bozar.
Özel’in altın formülünü ‘isabetli’ parlamenter sistem çıkışını ‘doğru’ buluyorum. Umarım ayak üzeri söylenmiş, sonrasında unutulacak bir söz değildir. Altı doludur. Bildiğim kadarıyla CHP’nin kitapçığa dönüşen bu yönde bir çalışması vardı. O raporları çekmeceden çıkarma zamanı…
Bu altın formül CHP’nin yelkenlerini daha da şişirecektir. AKP veya Erdoğan’ın ‘daha fazla zulümden’ başka vaadi kalmadı. Yozgat gibi muhafazakar bir şehir ‘sihirbaza’ aldırmayarak ‘demokrasi ve adalet’ dediyse yarınlar aydınlıktır…

Sultan Birinci Mahvettin’in saltanatı çoktan bitti. Yerine ne geleceği netleşmedi. Bu ülke için Parlamenter sistemden daha iyisi yok. Daha çok demokrasi ve daha çok şeffaflığa ihtiyaç var.
Yazarın yazılarını heyecanla bekliyorum okumak için. Kaçırdığım yazısı yok gibi. Bugünkü yazısındaki teklifler ve gündeme getirdikleri bence çok önemli ve takip edilmesi gereken hususlar. Yazrımızın affına sığınarak ben de katkıda bulunmak istiyorum. RTE nin Cumhurbaşkanlığı meselesi. Bugünden itibaren Anayasa, ceza ve tüm hukukçuların tartışması gereken hususların başında RTE nin Cumhurbaşkanlığının iptal edilmesi, bana göre mutlak butlanla nedeniyle RTE nin cumhurbaşkanlığı iptal edilmelidir. 2014 yılından beri sahte bir cumhurbaşkanıyla yönetiliyor TC. RTE nin cumhurbaşkalığı nasıl iptal edilir ve iptal edildikten sonra sahte cumhurbaşkanının imzaladığı herşey (kanun, khk, c.hurbaşkanlığı kararnameleri, her türlü kararnameler) hasılı altında RTE nin cumhurbaşkanı sıfatıyla imzası her türlü işlem nasıl iptal edilir bunu şimdiden çalışmak ve gündemde tutmak gerekir. Mubalefetten biri 2014 yılından buyana imzaladığın herşeyi iptal edeceğiz, doğan kamu zararını kendisinden tazmin edeceğiz dese RTE gece gündüz uyuyamaz. Bu konuya ağırlık vermek ve gündemde tutmak gerekir. Ayrıca konuyu gündemde tutmamızın ileride şu faudası olacak. Özgür Özel gibiler iktidara gelirse mağdur ve mazlumların hakkını vermez. Şimdiden hukuki anlamda yapılacaklar kayıt altına alınırsa Ö.Özel gibiler de ileride benden de hesap sorarlar hukuka uygun davranacaklardır.