“Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak” ne demek?

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Başlığı okuyunca hemen aklınıza şu soru gelebilir: Allah’ın ahlâkı olur mu?

Ahlâk, tavır ve davranışların bütünü olduğuna göre, Rabbimizin de kullarına karşı sergilediği davranışlar onun ahlâkı olarak anlaşılabilir. Söz gelişi merhamet, ikram, ihsan, lütuf, af, hikmet, doğruluk gibi özellikler, Rabbimizin eksiksiz ve kusursuz olarak uyguladığı davranış biçimidir.

Başta İmam-ı Gazalî’nin İhya-yı Ulûmiddin isimli şaheserinde ve diğer dinî kitaplarımızda hadis olarak zikredilen, “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanınız” ifadesinin aslında çok geniş ve derin manaları vardır. Bazı hadis âlimlerince eleştirilse de manası çok güzeldir.

Bir müminin Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmasından kast edilen mana, esma-i hüsnanın tecellisine uygun bir ahlâkî davranış sergilemektir.

Bugünkü yazımızda bu mananın açılımını yapıp uygulama örneklerini vermek istiyoruz. Başta insan olmak üzere canlı cansız bütün varlıklara karşı Rabbimizin sergilediği davranışların tümünü “esma-i hüsna” çatısı altında toplayabiliriz.

Şimdi bunlardan birkaç örneği işleyelim:

  • Merhametli olmak:

Cenab-ı Hak sonsuz rahmet sahibidir ve yaratıklara merhametle davranır. Kur’an’daki surelerin başında yer alan Besmelede kendini Rahman ve Rahîm olarak tanıtan Rabbimiz, ayrıca surelerde de bu iki ismi çok zikreder. Allah’ın şefkat ve merhameti ifade eden Raûf, Hannan, Şefik gibi isimleri de vardır.

İşte başta insanlar olmak üzere bütün hayvanlara, bitkilere hatta cansızlara bile şefkat ve merhametle davranmak, Rabbimizin bu özelliğini kendi dünyasında aksettirmektir.

Bütün ahlâkî özelliklerin zirvesinde bulunan ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insanlara ve bütün varlıklara şefkat ve merhametle davranmış, eliyle, diliyle, hatta kalbiyle bile kimseyi incitmemiştir.

  • İyilik yapmak ve ikramda bulunmak:

Rabbimiz sonsuz ihsan ve ikram sahibidir. Canlı cansız bütün varlıklara, bilhassa insana karşı sonsuz ve karşılıksız iyilikte ve lütufta bulunur. O kadar ki Rabbimiz, “Allah’ın nimetlerini saymak isteseniz sayıp bitiremezsiniz” buyurarak bu iyiliklere işaret eder.

İşte adeta bir iyilik meleği olup bütün varlıklara, bilhassa insanlara iyilikte bulunmak, karşılığında Allah rızasından başka bir şey beklememek Cenab-ı Hakkın Muhsin, Mükrim, Mün’im, Lâtif, Kerîm, Rezzak gibi isimlerine ayna olmaktır.

İnfak yarışı yapan cömert insanlar hep bu isimlerin tecellisine mazhar olmuş kahramanlardır.

  • Affedici olmak ve ayıpları örtmek:

Allah insanlara yaptığı sonsuz iyiliklere karşı kendisine ibadet ve şükredilmesini emreder. Maalesef insan iyilikte cömert olan Rabbine karşı ibadet etmekte çok cimridir. Hatta birçok günahlara girer, Allah’a itaat yerine isyanda bulunur.

Bu kez Rabbimiz hemen cezalandırmak yerine tövbe ederse tövbesini kabul eder, af ve mağfiretle karşılık verir, hatta mahcup olmasın diye kusur ve ayıplarını örter. Onun Tevvab, Gafur, Gaffar, Afüv, Settar gibi isimleri böyle güzel manalar taşır.

İşte bir mümin kendisine karşı yapılan hataları hoşgörü ve anlayışla karşılar, yapılan özürleri kabul edip affeder, kusur ve ayıpları araştırmaz ve örterse bu isimlere uygun hareket etmiş olur.

Burada da ilk akla gelen Peygamber Efendimizdir (s.a.v.). Çünkü o en azılı düşmanlarını bile affetmiş, onlara iyilikten başka bir şey yapmayı düşünmemiştir.

  • Hikmetle hareket etmek:

Cenab-ı Hak, yarattığı her şeyi binler hikmetlerle donatmış, her varlığa ve yaratılışla ilgili fiillere sayısız fayda ve maslahatlar takmıştır. Kâinatta boş, manasız, abes, faydasız bir varlık ve fiil olmadığı gibi, israf da yoktur. Her şey bir ölçü ve düzenle yaratılmıştır.

Allah’ın Hakîm, Adl, Nazım gibi isimleri hikmeti, adaleti, ölçüyü ve düzeni ifade eder.

İşte bir mümin, duyguyla ve öfkeyle değil, akıl ve hikmetle hareket eder, haksızlığa ve zulme meydan vermez, israftan uzak ve ölçülü davranırsa bu isimlerin gereğini kendi ahlâkına aksettirmiş olur.

Ayrıca her varlığa tefekkürle bakıp onlardaki yaratılış hikmetlerini keşfeden insanlar da, Rabbimizin Hakîm ismine mazhar olmuşlardır.

  • Temiz olmak ve çevreyi temiz tutmak:

Mikro canlılardan makro âlemlere kadar evren uçsuz bucaksız bir fabrika gibidir. Bu muhteşem fabrikada her gün kirlenen hava, su, toprak ve çevre akıllara durgunluk veren bir sistemle temizlenir. Kirli görünen her varlık, değiştirilir, dönüştürülür ve tekrar kullanıma hazır hale getirilir.

Rabbimizin Kuddûs, Tâhir, Nazîf ve Mutahhir gibi isimleri bu manaları ifade ettiği gibi, maddeten ve manen kendisini ve çevresini temiz tutan bir mümin de bu isimlere ayinedarlık eder.

  • Yardım isteyenin imdadına koşmak:

İnsanı sonsuz ikram ve ihsanına mazhar eden Rabbimiz, herhangi bir arzusu olanların kendisine başvurması için dua ve yardım isteme kapısını açık bırakmıştır. Bir derdi ve sıkıntısı olan Ona yalvarır, ekstra bir isteği olan Ondan ister.

Rabbimiz de Mücîb ve Müste’an isimleriyle onların isteklerine cevap verir ve yardımlarına koşar.

İşte insanların isteklerine karşı verici olan ve yardımlarına koşan bir mümin, Rabbimizin bu güzel isimlerinin tecellisine uygun bir ahlâkî erdem sergilemiş olur.

Rabbimiz bizlere isimlerini keşfetmeyi, onların manalarını anlayıp ahlâkımızla ayna olmayı nasip eylesin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin