Topal ördek

YORUM | EKREM DUMANLI

31 Mart seçimleri AKP için kötü bir 1 Nisan şakasına dönüştü. Şu ana kadar bütün seçimlerden bir şekilde başarılı çıkan AKP, ‘yenilemez’ algısı oluşturmuştu.

Yerel seçim akşamı bu büyü bozuldu.

Neye rağmen?

Sandıkta yapılan onca hileye rağmen.

Seçim öncesi eşitsiz ve adaletsiz güç kullanımına rağmen.

Devletin bütün imkanlarını tepe tepe kullanan, cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan, AKP Genel Başkanlığı da yapan, başbakanın yetkilerini de kendinde toplayan, bakanlar kurulu yetkilerini de ele geçiren Erdoğan’a rağmen…

***

Eğer anayasada o acayip değişikliği yapmamış olsaydı; yani ‘tarafsız cumhurbaşkanı’ olmayı içine sindirebilmiş olsaydı, bugün Erdoğan ayağını ayağının üzerine atacak, kahvesini yudumlayacak; hatta, “İşte bakın, ben olmadığım zaman böyle başarısızlıklar oluyor,” diyerek AKP yönetimini rahatlıkla eleştirebilecekti.

Ama o öyle yapmadı.

Seçim meydanlarında kendini paraladı. Belki fanatik taraftarını bir miktar coşturdu; ama vicdanlarda, “Yeter be kardeşim; bıktık artık senin bağırıp çağırmalarından” havası oluştu.

Umurunda mı?

O meydan meydan kavgaya devam etti. Muhalefet liderlerini tehdit etti. Demagojik konuşmalar yaptı. Hakaretler ve tehditler savurdu…

***

Sonuç ne şimdi?

Bu seçimin tek kaybedeni Erdoğan’dır; başkası değil. Ne parti teşkilatına kızabilir, ne havuz medyasına. Adamlar elinden geldiği kadar yırtındı durdu; ama baş aktör (pardon, tek aktör demem gerekiyordu galiba) kimseye rol bırakmamış; figüranlar kahvesinde iş bekleyenlerin bile elinden rolünü kendine almıştı.

Arada tek aktörden rol çalmaya çalışan karakterler de çıktı sahneye. Mesela SS lakaplı Süleyman Soylu. İçişleri bakanlığını korkak bir tehdit cazırtısıyla idare eden adam ve ona benzemeye çalışan mafya bozuntuları. Tabi bir “damat sendromu” da yaşandı arada. Bunlar, AKP’ye karşı biriken öfkenin bir kısmını üzerlerine çeken figüranlardı sadece.

***

Nedir manzara şimdi?

İstanbul 25 yıl aradan sonra Erdoğan’ın ellerinden uçup gidiyor.

Gitti, ‘kupon arazi’ avcılığı.

Gitti, eşe dosta peşkeş çekilen kamu kaynakları.

Oğlu Bilal’in vakıflarında yapılacak bir basit inceleme bile olayın nasıl vahim boyutlara ulaşmış bir peşkeşe dönüştüğünü gözler önüne serecek.

Ankara çeyrek yüzyıl sonra muhalefet partisinin eline geçiyor. Ankara belediye başkanlığı demek, devlet protokolünün baş köşesine oturmak demek. Erdoğan’ın bunu içine sindirebilmesi için kendine bir hayli hipnoz yapması gerekecek. Üstelik belediye başkanı seçilen Mansur Yavaş hakkında bizzat kendisi ve avenesi tehditler savurmuş idi. Şimdi her Ankara’ya dönüşte ve Ankara’dan ayrılırken protokolün baş köşesinde oturan yeni belediye başkanının elini sıkması gerekecek.

Ankara’daki kupon araziler meselesi ise başka bir konu…

***

1946’dan beri hiç böyle şaibeli bir seçim olmadı. O günkü ‘açık oy gizli tasnif’ uygulaması tek parti rejimi adaletsizliğinin sembolü olmuştu.

Şimdi de bir tek parti rejimi var. Tek partinin başındaki tek adam istiyor ki seçim sonuçları kendi isteğine göre ayarlansın. Ne var ki mızrak çuvala sığmıyor artık.

31 Mart’tan bu yana günler geçti hala seçim sonucu resmen açıklanamıyor. Niye? Çünkü beyefendi İstanbul’u ve Ankara’yı halkın seçtiği kişilere vermek istemiyor. HDP’li adayların kazandığı belediyeleri, kayyım atamak suretiyle tekrar gasp etmek istediği zaten biliniyor. Geçmişte kendi partisinden seçilen belediye başkanlarını da döve döve istifaya zorlamıştı. Ölçü ne? Kriter nerede?

Nasıl bir ‘metal yorgunluk’ ise herkeste belirtileri oluyor ama sadece ve sadece Erdoğan’da zerre kadar izine rastlanmıyor.

***

Asıl soru şu: Mahalli seçim sonuçlarını bile içine sindiremeyen ve halkın seçtiği kişilere anahtarı teslim etmeyen bir siyasi lider ve onun kuklaları, genel seçimde kaybederse halkın iradesine nasıl boyun eğer?

İşte diktatörlük dediğimiz şey de tam budur!

Halk kimi seçerse seçsin, tek adam sonuçları elinin tersi ile itecek, istediğini başkan ilan edecek, istemediğini istifa ettirecek. Nerede demokrasi, nerede milli irade?

***

Onca hile ve baskıya rağmen 31 Mart’taki belediye başkanlığı seçiminde ipi önde göğüslediği anlaşılan Ekrem İmamoğlu için Erdoğan, “topal ördek” demiş.

Kim topal ördek?

Amerikan demokrasisinde sıkça kullanılan bu tabir, yeni başkan seçildikten sonra halen görevine devam eden eski başkanın, görev süresi bitimine kadarki süredeki durumu için kullanılıyor. Yani, hâlâ görevde olan başkanın artık yetkilerinin tamamını kullanmaması gerektiğini vurgulamak için ‘topal ördek’ deniyor.

***

Türkiye’de kim ‘topal ördek’ şimdi?

Halkın verdiği oylara rağmen bir türlü mazbatasını alamayan genç bir belediye başkanı mı; yoksa halk kimi seçerse seçsin ‘seni istemiyorum’ diyen partici bir cumhurbaşkanı mı?

Her kim ki kıyamete kadar bütün seçimleri kazanacakmış gibi kanunları ve kurumları kendi keyfî isteklerine râm etmişse, ve o kişi milli iradeye toslamışsa, topal ördek aslında odur.

Bütün yetkiler zaten bir adamda toplanmış. Belediye başkanlığı başka bir partiye geçse ne olur? Bunu bile hazmedemiyorsanız; genel seçimlerde uğrayacağınız muhtemel bir sarsıntı size neler yaptırmaz!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin