Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, yaklaşık 9 yıldır cezaevinde tutulan iş insanı ve hak savunucusu Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna (Kavala v. Türkiye No. 2) ilişkin nihai kararını bugün açıkladı. Türkiye’yi bir kez daha mahkum eden Mahkeme, Osman Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğine hükmetti.
Mahkeme, Türkiye hükümetinin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını reddetti ve istisnai şartlar altında hak ihlalinin sürmesini engellemek adına AYM kararının beklenmesine gerek olmadığına hükmederek başvurucunun şikayetlerini inceledi.
AİHM Başkanı Mattias Guyomar tarafından bu sabah açıklanan kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 3, 5/1, 6/1, 10, 11 ve 18’inci maddelerinin ihlal edildiğine hükmedilerek Osman Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması istendi. Mahkeme, Kavala hakkındaki mahkumiyet kararının Sözleşme hukuku altında “hükümsüz ve geçersiz” olduğunu vurguladı. Kavala’ya 70 bin avro manevi tazminat ve 43 bin 342 lira 57 kuruş dosya masrafı ödenmesine karar verildi.
Kararın en dikkat çekici bölümü, kabul edilebilirlik şartı olan “iç hukuk yollarının tüketilmesi” kuralına getirilen istisna oldu.
AİHM Türkiye’yi hangi maddelerden mahkum etti?
İşkence ve Kötü Muamele Yasağı (Madde 3): Kavala’ya verilen ve hiçbir koşulda salıverilme ya da gözden geçirilme imkanı sunmayan “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası, infaz biçimi itibarıyla kötü muamele yasağına aykırı bulundu.
Özgürlük ve Güvenlik Hakkı (Madde 5/1): Kavala’nın tutukluluğunun makul şüphelere dayanmadığı, önceki AİHM ihlal kararını dolanmak amacıyla “kötü niyetle” sürdürüldüğü belirtildi.
Adil Yargılanma Hakkı (Madde 6/1): Savunma tanıklarının gerekçesiz reddedilmesi, yargının bağımsız ve tarafsız olmaması ve yargılamanın adil bir şekilde yürütülmemesi gibi adalet mekanizmasını felç eden ihlaller tespit edildi.
İfade ve Toplantı Özgürlüğü (Madde 10 ve 11): Tamamen barışçıl sivil toplum projeleri ve sivil hak savunuculuğunun “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçuyla ilişkilendirilmesinin ifade ve örgütlenme özgürlüğünü çiğnediği belirtildi.
Siyasi Saikle Hak Kısıtlaması (Madde 18): Kavala hakkındaki tüm yargısal sürecin asıl amacının iş insanını bir hak savunucusu olarak cezalandırmak, susturmak ve sivil topluma gözdağı vermek olduğu teyit edildi.
Öte yandan Mahkeme, Türkiye hükümetinin “Anayasa Mahkemesi (AYM) süreci tamamlanmadı, iç hukuk yolları tüketilmedi” yönündeki itirazını reddetti.
AİHM’den AYM istisnası: Etkili iç hukuk yolu değil
AİHM, AYM’nin Kavala davası özelinde artık etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti. Mahkeme kararını üç başlık altında gerekçelendirdi:
Kesintisiz hak ihlali ve kötü niyet: Kavala’nın 8,5 yılı aşkın süredir kesintisiz olarak cezaevinde tutulması ve tüm iç hukuk yollarını ısrarla ve titizlikle kullanmasına rağmen hiçbir sonuç alamaması göz önünde bulunduruldu. AİHM, yetkililerin Kavala’yı cezaevinde tutabilmek için sürekli yeni suçlamalar uydurarak ve yasaları dolanarak “kötü niyetle” hareket ettiğini belirtti. Ayrıca, Büyük Daire’nin 2019’da verdiği kararın uygulanmadığına da dikkat çekildi.
AYM kararlarının fiilen yok sayılması (Can Atalay ve Tayfun Kahraman örnekleri): AİHM, Türkiye’deki alt mahkemelerin AYM kararlarına uymayı reddettiği Gezi davası tutukluları Can Atalay ve Tayfun Kahraman kararlarına doğrudan atıf yaptı. Mahkeme, anayasal düzende AYM kararlarının bağlayıcılığının alt mahkemelerce fiilen ortadan kaldırılmasının, bu hak arama yolunun etkililiğini tamamen tahrip ettiğini vurguladı.
Aşırı ve gerekçesiz gecikme: Kavala’nın tutukluluğuna karşı Haziran 2022’de yaptığı ilk AYM başvurusunun 4 yılı aşkın süredir; mahkumiyetine karşı Ekim 2023’te yaptığı ikinci başvurunun ise 2 yıl 9 ayı aşkın süredir yüksek mahkeme tarafından karara bağlanmamasını sadece prosedürel bir gecikme olarak değerlendiremeyeceğini belirtti.
AİHM sistematik problemlere karşı yapısal değişiklik yapılmasını istedi
AİHM Büyük Dairesi, 310. paragraf ve devamında davanın aslında sivil toplum temsilcileri, muhalif siyasetçiler ve gazetecilerin geniş ceza maddeleriyle tutuklandığı sistematik bir sorunun ve yürütmenin yargı üzerindeki doğrudan ya da dolaylı nüfuzunu kolaylaştıran yapısal eksikliklerin bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Bu doğrultuda mahkeme, Türkiye’den genel önlemler kapsamında hakimler üzerindeki baskıların önlenmesi, ceza yargılamalarının araçsallaştırılmasının engellenmesi, güçler ayrılığı ilkesinin tesis edilmesi, AYM ve AİHM kararlarına tam olarak uyulması ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için koşullu salıverilme mekanizması getirilmesi gibi yapısal değişiklikler yapılması gerektiğine hükmetti.
