AHMET KARABAY | HABER İNCELEME
Gıdada tağşiş ve hile yapan firmaların çok konuşulduğu şu günlerde “helal sertifikası” yeniden gündem oldu. Ürünlerde sahtekarlık yapan firma ve markaların büyük çoğunluğunun helal sertifikasına sahip olmaları, bu belgelerin kendisinin sorgulanmasına yol açtı.
‘Helal’ kelimesi Türk Dil Kurumu’nda (TDK), “dinin kurallarına aykırı olmayan, dini bakımdan yasaklanmamış olan, haram karşıtı” diye tanımlanıyor. Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde helal kavramı, “Yapılması dinen serbest olan fiiller.” olarak yer alıyor.
Helal sertifikası, Müslüman ülkelerin sorunu gibi görünse de bu alandaki ilk çalışmalar, 1960’lı yılların başlarında ABD’de başlatıldı. Helal sertifikasının ticari bir meta haline getirilmesi ise Malezya’da 22 yıl boyunca ülkeyi yöneten Başbakan Mahatir bin Muhammed’in girişimleriyle oldu. Malezyalı JAKİM, 2000’li yıllardan itibaren helal sertifikası vermeye başladı. Türkiye’de bu alanda yapılan çalışmalar büyük ölçüde Malezya’yı kendisine örnek alarak şekillenmiş oldu.
DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE’DEKİ HELAL PAZARI
Helal sertifikasyonu ne kadar tartışmalı ise dünyadaki helal pazarı da o kadar su götürür. Bu alanda birbirlerini saf dışı bırakmaya çalışarak yol almaya çalışan akreditasyon kuruluşları, dünyadaki helal pazar payı konusunda da büyük görüş ayrılığı içerisinde bulunuyor.
GİMDES’e bakılırsa dünyadaki helal pazarı 2 trilyon dolar civarında. Dünya Helal Birliği bu rakamı 7 trilyon dolar olarak hesaplıyor. Helal sertifikasyonu yapanlarla ilgili çalışma yürüten Para dergisi ise rakam konusunda daha cömert davranıyor ve bunu 10 trilyon dolar olarak duyuruyor.
Toplumunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu belirtilen toplumda, 20 yıl öncesine kadar kimsenin gündeminde helal sertifikası kavramı yoktu. Helal sertifikasyonu üzerinden rant elde etmek isteyenler, topluma önce bu sertifikanın bir zaruret olduğuna inandırmaya çalıştılar.
Toplumun domuz etine karşı hassasiyetini bilenler, başlarda bu sertifikayı sadece gıda alanında oluşturma peşinde koştular. Baktılar ki bu sertifikanın Türkiye’de ranta dönüştürülebilecek hayli karşılığı var, bu kez gıdadan kullanılan tüketim malzemelerine, oradan araçlara kadar yaygınlaştırdılar.
Şimdilerde lojistik sektörünün bile “helal sertifikası” taşıması gerektiğini savunanlar var. Zira helal sertifikası rantını elinde tutmaya çalışanlara göre, “helal sertifikası sadece gıdaya yönelik değil aynı zamanda Müslümanların tüm hayatını kapsamaktadır.”

HELAL SERTİFİKASI ABLUKASI
Türkiye’de “helal sertifikası” pazarlayan farklı yapılar var. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
- GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği): 2005 yılında bir sivil toplum örgütü olarak kuruldu. Yasal altyapının tamamlanmasından sonra 2009’dan itibaren gıdadan kozmetiğe, sağlık ürünlerine kadar farklı alanlarda sertifikalandırma çalışması yapıyor.
- Dünya Helal Birliği (Dünya Helal ve Temiz Gıda Araştırma, Bilinçlendirme ve Sertifikalandırma Birliği Derneği): Bir grup akademisyen tarafından 2010 yılında Bursa’da kuruldu. 40’ı aşkın ülkede ofisi var ve sertifika dağıtmak için 4 alt kuruluşa yetki vermiş durumda.
- HELALDER (Helal Derneği): “Helal ürün piyasasına katkıda bulunmak” iddiasıyla 2010’da Konya’da kuruldu. Uluslararası Helal Entegrasyon Birliği (IHI) ve West Africa Islamic Economic Forum (WAIEF) üyelikleri bulunan HELALDER aynı zamanda Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından da akredite edildi.
- HEDEM (Helal Gıda Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi): HEDEM de HELALDER ve Dünya Helal Birliği gibi 2010’da kuruldu. Öteki yapılar gibi bu alanda faaliyet gösteren birçok uluslararası yapı ile işbirliği var.
- TSE (Türk Standartları Enstitüsü): Helal sertifikası pazarının genişleyeceğini gören hükümet, 4 Temmuz 2011’de Diyanet İşleri Başkanlığı ile TSE’yi devreye aldı. Öteki yapılar, şirketler üzerinde “helal” terörü estirip sonuç almaya çalışırken, parsayı kamu kuruluşu TSE topladı. Faaliyetinin beşinci yılında 150’nin üzerinde firma ve 300’ün üzerinde ürüne helal sertifikası verdi.
- HAK (Helal Akreditasyon Kurumu): HAK, Meclis’te kabul edilen yasa ve 18 Kasım 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren yasal bir yapı. Helal sertifikası veren kuruluşların, üretici firmalar üzerinde “helal terörü” estirmeye çalışması üzerine devlet, “helal ürünlere yönelik sertifikalandırma süreçlerinde yaşanan farklılıkların giderilerek bu işin ticari amaçlardan korunması ve standartlaşmanın önünün açılması” amacıyla oluşturdu.
HAK, helal sertifikası veren öteki bütün kuruluşların üst yapılanması olarak devreye alındı..
TOPLU KESİMHANELERDEKİ SORUNA ÇÖZÜM FORMÜLÜ
Helal sertifikası uygulamasının başladığı dönemlerde, tavuk kesimhanelerinde “Allah adıyla” kesildiğini ifade etmek için kullanılan “Bismillah” denmesinin nasıl sağlanıp Bakara Suresi’nin 173 ve Nahl Suresi’nin 115 ayetlerindeki hükmün yerine getirilmesi hayli gündem oluşturdu.
Faize finans kuruluşları hülle formülünü üreten ilahiyatçılar, aynı anda binlerce tavuğun kesildiği mezbahalara da “bir kez Bismillah” denmesine cevaz verdi. Bu fetvanın ardından en çok tartışılan gıda üreticisi olan piliç firmaları “helal sertifikası” alma yarışına girdi.
Sertifikasyon konusunda en saldırgan politika izleyen kuruluş olarak GİMDES orta yerde görünüyor. Aktif gazetecilik yaptığım dönemde yakından tanıdığım pek çok şirketi nasıl abluka aldıklarını hatırlıyorum. Başlarda özellikle gıda alanında çalışanlara yönelik hizmet veren GİMDES, bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin sahip veya profesyonel yöneticilerine ulaşıp, helal sertifikası almanın markalarına neler katacağını anlatmaya çalışıyorlar.

Bu ilk görüşmeyi firma genel olarak, “Biz bu sunduklarınız üzerinde bir çalışıp size dönelim!” sözleriyle bitiriyor. Aradan geçen süre sonunda ilk adımı atan taraf yine sertifikalandırma çalışmalarını yürüten GiMDES oluyor. Firma yöneticilerine “Ne yaptınız?” aramasında karşı taraftan, “Üzerinde çalışıyoruz!” cevabı almışsa bu kez bir adım ileriye gidiliyor. Bir an önce sertifikalandırıp “standart” parayı almak isteyen GİMDES yetkilisi, işin güzellikle olmayacağını fark ettiğinde tavrını değiştiriyor.
Sundukları teklif için bir süre veren sertifikasyon şirketi temsilcisi, sürenin sonuna doğru ilgili markaya yeniden ulaşıyor ve eğer hâlâ karşı taraf “üzerinde çalışma” aşamasında ise konuşma ufak yollu tehdide dönüşmeye başlıyor. Sertifikayı almamaları durumunda ürünlerine karşı boykot uygulanabileceği ve bundan çok zarar görecekleri dillendiriliyor.
Bu aşamada ilgili şirket tavrını net ortaya koyamayıp “Tamam” diyorsa, GİMDES yetkilisi hazırlanan yemin metni imzalatılıyor ve üretilen ürünlerin dört mezhep içinde fıkhi ölçülerle GİMDES standartlarında olduğuna yemin ettiriyor ve sertifikayı veriyor.
GİMDES, sadece kendi sektöründe faaliyet gösteren KOBİ tarzındaki şirketlerin ensesinde boza pişirmiyor. Büyük ve uluslararası şirketlerin helal sertifikası almak için tercih ettiği TSE’yi açıktan hedef almaktan çekinmiyor.

TSE’yi ucuz yollu “Ben yaptım oldu” mantığıyla çalışmakla itham eden GİMDES, “büyük bir yanlışlığın içerisinde” olmakla suçluyor. TSE’nin verdiği sertifikanın geçersiz olduğunu söylemeye cesaret edemeyen GİMDES, bu kuruluştan alınan belgenin sakıncalı olduğunu öne sürüyor.
EN ÇOK HİLE HELAL SERTİFİKALI MARKALARDA YAŞANDI
Tarım Bakanlığı’nın yayınladığı Ekim 2024 ürün analiz raporunda en dikkat çeken noktalardan birisi, hile ve tağşişin en çok yaşandığı markaların, helal sertifikası bulunanlarda ortaya çıkmasıydı. “Yerli” ve “milli” özelliklerine bir de “helal” belgesi ekleyenler, nedense en çok sahteciliğin yaşandığı markalar oldu.
Toplum, “hijyen” yerine sadece “helal sertifikası” peşinde koştukça hile ve tağşiş en çok bu sertifikalı ürünlerde yer almaya devam edecek. Uluslararası standartları uygulayan ürünler ise helal sertifikalı hileli ürünler sunmak yerine taahhüt ettiği standartta ürünleri müşterilerine ulaştırmaya devam edecek.

Müslümanın cahilliğini paraya tahvil etmekte uzmanlaşmış bir zümrenin, bu alanı boş bırakmayacağı belliydi.