Ağaç Baladı (2)

Yorum | M. Nedim Hazar

Yönetmen Ron Fricke’in bir görsel tefekkür resitali olan Baraka (Arapça Bereket’ten geliyor) isimli filmi yeryüzündeki canlı-cansız tüm yaratılmışların ilahi bir vecd içinde rüku ve secdeye durduklarını resmeder.

Hiçbir efekt ve manipülasyon olmadan doğrudan perdeye yansıtılan bu tasvirlerde özellikle ağaçların gece ve gündüz deveranında dalları bir derviş kolları misali açarak duruşları etkileyicidir.

Ağaçlar, insanlık tarihi boyunca hayatın simgesi olarak kabul edilmiş. Fani olanı baki olanla irtibatlandıran bir metafor olarak görülmüş pek çok inanç sisteminde.

Dolayısıyla sosyal hayatın, edebiyatın, sanatın ve daha pek çok şeyin parçası olmuş ağaçlar. Her ağaç türünün farklı bir öyküsü ve etkileyiciliği vardır şüphesiz. Ancak türü ne olursa olsun, ister sahih ister mitolojik kaynaklar ağacı medeniyet ve hayat ile doğrudan irtibatlandırmıştır.

Özellikle doğu kültüründe ağaç çok daha büyük bir öneme sahip. Destan ve söylencelerinde en görkemli ve epik haliyle tasvir edilir ağaçlar. Tabiri caizse yer ile gök arasında duran bir tür direk ve sütun olarak ilahi olanla fani olanı bağlayan unsur olmuştur.

Ağacın sinesinde başlayan hayatlar, gölgesinde kurulan medeniyetler, kovuğunda biten trajediler mevcut.

Ağaç, bu yönüyle kucaklayan, saran, sığınılan bir metafor.

İnançlar ve kültürler mutlaka bir ağacın gölgesinde neşv ü nema buluyor, doğuyor, serpiliyor, büyüyor ve hitama eriyordur. Peygamberler tarihine bakıldığında bir tür ağacın tarihçesini görmek de mümkün. Bir balığın karnında imtihana tabi tutulan Hz. Yunus bir ağacın altında hayata dönüyor, Hz. İdris nesillerine ağaç gölgesinde ilahi nizamı anlatıyordur. Minyatürlere bakıldığında tasvir edilen tüm peygamber tablolarında mutlaka birer ağaç vardır bu nedenle. Hatta her insanın manevi düzlemde bir hayvan ve bitki karşılığı olduğunu söyler bazı mana alemi sultanları. Kimi tilkidir, kimi aslan, kimi küheylandır, kimi sırtlan… Göğsünden söğüt dalları uzayan büyük insanların bağrında kurulan medeniyetler vardır. Kimi kavak ağacıdır, kimi çınar, kimi zeytindir, kimi incir… Keza tasavvufa bakıldığında yine inancın merkezine yerleşmiş türlü türlü ağaçlar görmek mümkündür.

https://wifflegif.com/gifs/206789-beautiful-baraka-gif

Nebiler Nebisi (sav) ağacı yüceltir, değer verir ve hemen her cennet tasvirinde mutlaka bir ağaç vardır. Kur’an ayetleri de açıkça ağaçtan bahseder. İbadet için yaratılmışların arasında sayılır ağaç: “Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun?” (Hac, 22/18) buyrulurken dağ ile yıldızlar arasına ağaç yerleştirilir. Keza, “Bitkiler ve ağaçlar onun buyruğuna boyun eğerler” (Vakıa, 56/6) ayetinin tecellisini görmek adına bu güzelliklerle sürekli ru-be-ru yaşamak lazımdır. Bir ihtiyaçtır ağaç; maddi ve manevi gıdadır esasen. Belki de bu nedenle “İncir ve zeytine and olsun” (Tin 95/1) der mukaddes metin.

İnsan ağaç ile arasına koyduğu mesafe kadar uzak/yakındır Rahman ve Rahim olana… Bu nedenle bitkilere kötü davranmak da yasaktır İslam inancında. Çocukluğu Hazreti Peygamber’in (asm) çevresinde geçen Rafi’ İnu Amril Gifari hemen her çocuğun yapacağı yaramazlıklardan birini yapar ve hurma ağacını taşlar. Fahr-i Kainat şöyle der: “Ey oğulcuğum, hurmayı niye taşladın?” Amril Gifari “Yemek için” deyince  “taşlama, altına düşenlerden ye.’ diye buyurur ve başını okşayıp şöyle dua eder: “Rabb’im karnını doyur.”

Hazreti Bediüzzaman ağaçları bir manevi rampa olarak gördüğünden olsa gerek, dağın tepesinde bile olsa ayrıca bir ağacın üzerine çıkmayı tercih etmiştir. Çam Dağı’ndaki Katran ağacı adeta Barak filminden fırlamış gibidir.

Keza evinin önündeki çınar ağacı ile ilişkisi o kadar derindir ki, beldeden ayrılırken ağaca sarılıp ağlar büyük mütefekkir.

Barla’daki evin önünde bulunan ağaç için şunları söyler: ““Ehl-i hükümet gelerek, ‘Eğer razı olursan şu ağacın bir dalını keseceğiz, sana da on bin altın vereceğiz; bu parayı Risâle-i Nûr’un hizmetine sarf edersin’ deseler, vallâhi razı olmam.”

Bediüzzamanın tartısında bir ağaç dalı on bin altından daha ağırdır.

Bugünlerde farklı gerekçelerle ağaçların kesileceği haberlerini okumak üzücü ve iç burkucu. Havaalanı, konut, yol, AVM, evlerin manzarasını bozduğu için kesilen her ağaç sadece çevre anlamında fenalık içerip, dünya dengesini bozmakla kalmıyor, ruh ve maneviyat sütunlarına da sarsıcı darbeler vuruyor. Merhum Necip Fazıl’ın şu sözlerini hatırlıyorum mesela: “Memleket ağaç yönünden her geçen gün fakirleşirken, ahmaktan ortalığı güneş sızmaz bir orman kaplıyor!”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin