Adını sen koy!

HABER-ANALİZ | HAKAN TANER

“Türkiye tarihinin en büyük tahribat ve talanı son 15 yılda oldu” tezi üç eksik beş fazlasıyla beraber doğru bir tezdir.

Ülkenin tüm kaynakları doğal, tarihi, maden ve metaller, çevre, insan ve toplum… Hepsi tahrip talan ve yağma edildi.

İlk başlarda bunun iş bilmezlik, cahillik, hırs, gözü dönmüşlük, hatta intikam hırsı ile yapılmış olabileceği seslendiriliyordu. Zaman içerisinde bu durum sistematik bir hâl alıp, etrafta kıyıda köşede tahrip edilmemiş bir yer kaldı mı? diye arayışlar devam edince bunun böyle sıradan ve alelade bir iş olmadığı izlenimi doğdu, gelişti ve büyüdü.

Son dönemde o kadar çok doğal tarihi ve insan kaynağı yok edildi ki bunları tek tek kronolojik olarak sıralamaya kalksak bir değil, birkaç kitap yazmak gerekir.

Hatırlatma açısından birkaç tanesinden bahsedelim yine de.

Kanadalı bir şirketle yapılan ortaklık ve sonrasında Kaz Dağları’nın yok edilişi.

Dünyanın en çok kamu ihalesi alan şirketler listesinden artık isimlerini bütün dünyanın bildiği şirketlere tahsis edilen zeytin bahçelerinin talan edilmesi, yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının yok edilmesi.

Osmanlı mirası olan başta Fethi Paşa olmak üzere, Hidiv kasrı, Beykoz sırtlarındaki ormanlık alanlar, Mihrabat Korusu vb. gibi İstanbul’un ciğerleri sayılan alanların bu şirketlere tahsisi ve yalan yangınlar ile alan genişletmesi sonrası dikilen heyula yapılar.

İstanbul Boğazı’nın iki yakasında dikilen usulsüz yapılar.

Bodrum’dan Marmaris’e Belek’ten Kemer’e tüm sahil ve tatil beldelerinde AKP’ye yakın isimlere verilen imtiyazlı işler.

Ülkenin en güzel köşeleri seçilerek oralara yerleştirilmek istenen nükleer santraller ki Mersin’in tam karşısı Sinop, İğneada ve tam karşısında yer alan Ermenistan’daki santral ile adeta ülkenin dört tarafı bilerek ya da bilmeyerek nükleer ile sarılmış oluyor. Böyle bir çembere alınışı dünyanın hiçbir tarafında göremezsiniz.

Bu ve benzeri yüzlerce tahribata en son eklenen Gümüşhane’de dipsiz ve doğal göl…

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’a tahsis edilen tarihi ve tabii güzellikler.

TÜRGEV, Ensar vb. vakıflara devredilen tarihi bina ya da benzer alanlar…

Balıkesir’de Zağnos Paşa Camii ve etrafının satışa çıkarılması ki bu cami Atatürk’ün Cuma hutbesi irat ettiği bir cami olarak bilinir.

Kişilerin özel araçlarında içtikleri sigara için çevre duyarlılığı adına kesilen milyonluk cezalar, termik santrallere çevreyi kirlettikleri için takılması elzem olan, fakat MHP-AKP işbirliği ile bu filtrelerin takılmasının iptal edilmesi.

Sinop’ta kesilen 100 binlerce ağaç ,Tokat Turhal’da “çevre ve park düzenlemesi” ismi altında kesilen yüzlerce yıllık ağaçlar ve yine yurdun dört bir yanında ağaçların yeşilin tahrip edilerek betonlaştırılması.

Kural ve kaidelerine uygun şekilde yapılmayarak doğal kaynak sularının kurumasına ve kuraklıklara sebep olan hidro-elektrik santralleri…

Milyonlarca Suriyeli, Afgan, Pakistanlı vb. mülteciye hiçbir planlama ve entegrasyon çalışması yapmadan kapıları açarak toplumsal düzen ve işleyişin bozulması.

Ticarette yandaş ve yalakalara sağlanan ayrıcalıklar, muhalif olanlara yapılan baskı ve yıldırma politikaları…

Ülkenin yerli sermayesinin yurt dışına çıkmasına, kaçmasına sebep olan baskı ve korku iklimi.

Toplumsal dokuyu tahrip eden fitne fesat ve ayrılıkçı ortam.

Dini siyasete alet ederek boş bırakılan camiler ve itibarsızlaştırılan din adamları.

Ekonominin kural ve kaidelerine matematiğine aykırı hareket edildiği için bozulan ekonomik düzen.

Her şeyin başı ve sonu olan adalet ve özgürlüklerde dünya sıralamasında en sonlara yerleştirilen ve orada kök salan bir ülke in”â edilmesi…

Bu ve benzeri, burada sayamayacağım yüzlerce menfi icraat.

Bütün bu olan bitenlerin benim için çağrıştırdığı ilk şey, İngilizlerin Suud için bir keşfi olan Vahhabi düzeni aklıma geliyor.

İngiliz-Amerikan yapımı Suud ailesi de yaşadığı topraklarda tarihi ne kadar hatıra var ise hepsini yıkıp yok ederek yerine ruhsuz beton binalar dikmedi mi? Hatta hâlâ kabenin etrafını ruhsuz lüks binalarla donatıp bir sokak ötesinde çöplük ve pislikleri ortadan kaldırmak için kılını bile kıpırdatmamaya devam etmiyor mu?

Medeniyet tarih, din, milliyetçilik, vatan, millet edebiyatı yapanların en çok zarar verenler olduğu bilindiği halde toplumun hâlâ bu aldanış içerisinde olması da ayrı bir tenakuz değil mi?

Özetle ben bu top yekûn çöküşe bir isim koymakta zorlandım. Bunun adını siz koyun ya da bunu yapanlar kendileri koysun…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin