Abdülhamit eğitim alanında başarılı oldu mu?

Yorum | Dr. Serdar Efeoğlu | @DrEfeoglu

Türkiye’de okulların açıldığı şu günlerde eğitimle ilgili tartışmalar yine alevlendi. Tartışmaların odağında ise ders müfredatları yer alıyor. Uzun yıllar sürecek çalışmalarla belirlenmesi gereken müfredatlar, her zamanki gibi yine bir oldubittiye getirildiğinden tartışmalar uzun süre devam edecek gibi duruyor. Biz de bundan hareketle Abdülhamit devri eğitimini ele alarak başarılı olup olmadığını incelemeye çalıştık.

TANZİMAT: BİR ARAYIŞ DÖNEMİ

Osmanlı Devleti’nin Avrupalı devletler karşısındaki uğradığı yenilgiler, yeni arayışlara yol açtı. Osmanlı devlet adamları askeri reformlarla eski parlak günlere geri dönüleceğini ümit ettiler.

Fransız İhtilâli ile gelişen modern devlet yaklaşımıyla “eğitim” bir kamu görevine dönüşüyor ve devletin kendi ideolojisine uygun vatandaşlar yetiştirme aracı olarak görülüyordu. Osmanlı Devleti de şimdiye kadar vakıflar vasıtasıyla yürütülen eğitim faaliyetlerini doğrudan üstlendi.

1.Mahmut döneminde Avrupa tarzında sivil okullar olan rüştiyelerin açılmasıyla devletin memur ihtiyacı bu okullardan karşılanmaya başladı. Bunun anlamı, dini eğitimin ön planda olduğu medreselerin ikinci plana atılmasıydı.

Tanzimatçılar, eğitimi bir modernleşme aracı olarak görmekte ve özellikle devletin dağılmasının önüne geçmek için ortaya koydukları “Osmanlıcılık” ideolojisine uygun vatandaşlar yetiştirmeyi amaçlamaktaydılar. Bunun için toplumun tamamı eğitilmeli, kızlar da eğitime dâhil edilmeliydi. Ayrıca gayrimüslimler, en azından lise seviyesindeki okullar olan idadilerde Müslüman çocuklarla beraber eğitim görmeliydi.

19.yüzyıl Osmanlı aydını ve devlet adamı için “eğitim” sihirli bir değnekti. Eğitim sayesinde ülkenin istikbali değişecek, devletin ihtiyaç duyduğu memurlar ve vasıflı elemanlar yetiştirilecek ve böylece Avrupa’nın gelişmeleri Osmanlı ülkesine taşınacaktı. Açılacak okullarla özellikle Amerikan misyonerlerin ülkenin dört bir yanında açtıkları yabancı okulların etkisi kırılacak, azınlıklar ve Müslüman tebaanın bu okullara rağbeti önlenecekti.

ABDÜLHAMİT’İN DEVRALDIĞI MİRAS

Tanzimatçılar eğitimde önemli adımlar atarak özellikle bürokrasinin memur ihtiyacını karşılayacak rüştiyeleri yaygınlaştırdılar. 1873 yılı istatistiklerine göre Osmanlı ülkesinde erkek rüştiye mektebi sayısı 294 ve öğrenci sayısı da 14.688 olup İstanbul’daki 8 kız mektebinde de 1.614 öğrenci okumaktaydı. 4’ü İstanbul’da olmak üzere 5 idadide de 300 öğrenci öğrenim görmekteydi.  Aynı yıl ilkokul düzeyinde okullaşma oranı yüzde 1 olarak hesaplanmıştı.

Tanzimat döneminde rüştiyelere öğretmen yetiştirmek için Darülmuallimin’ler açılmış ve böylece medrese, öğretmen yetiştirme özelliğini de kaybetmiştir. Yine Hukuk Mektebi’nin açılmasıyla da ulemanın tekelinde olan yargı el değiştirmeye başlamıştır.

Abdülhamit devri öncesinde Harbiye, Tıbbiye, Mülkiye gibi yüksekokullar faaliyette olsa da henüz Batılı anlamda bir üniversite yoktu. Dönemin sembolik kurumu “Mekteb-i Sultani” yani “Galatasaray Lisesi” idi. Müslümanlarla gayrimüslim çocukların birlikte okuduğu ve tamamen Fransız sisteminin ithali bu okul, Batılılaşmanın her türlü problemin çözümü olarak görüldüğünün ideal bir örneğiydi.

ABDÜLHAMİT VE EĞİTİM

Abdülhamit, Osmanlı tarihinde en uzun süre tahtta kalan hükümdarlardan birisidir. Bir “Tek Adam” olarak Tanzimatçıların bürokrasi kanalıyla gerçekleştirdiği modernleştirmeyi bizzat kendisi yapmaya çalışmıştır. Reformcu padişah Abdülmecit’in oğlu olan Abdülhamit, şehzadeliği döneminde Abdülaziz’in Avrupa seyahatine iştirak ederek Batıda yaşanan değişimi görme imkânı da bulmuştu.

Abdülhamit de Tanzimatçılar gibi eğitimi, ülkenin gelişmesini sağlayacak ve toplumu dönüştürecek en önemli vasıta olarak görüyordu. Bu dönem eğitimi, bazı yazarların iddia ettiği gibi bir gerileme devrine girmemiş, camiden çok okul inşa edilmiştir. Eğitim, ülkenin her yerinde devlet otoritesinin kurulmasında ve “sadık bireyler yetiştirilmesinde” bir araç olarak görüldüğünden çok önemli sayısal gelişmeler yaşanmış, ülkenin en uzak yerleri bile eğitim kurumlarına kavuşmuştur. Bir taraftan “cahil” kitle eğitilirken, diğer taraftan da “elit” bir aydın kesim yetiştirilmeye çalışılmıştır.

Abdülhamit, kendi iktidarına karşı gelişen muhalefet hareketlerinin merkezini oluşturan bu okulları kapatmayı düşünmemiş ve cahilliği öne çıkaran bir eğitim politikası izlememiştir. Özellikle taşrada okul ve öğrenci sayısındaki artış, dönemin çok önemli bir başarısıdır. Bu sayede toplumda bir yatay ve dikey hareketlilik yaşanmıştır.

Abdülhamit, ülkenin Müslüman tebaasını merkeze koyan bir anlayışı benimsemiştir. Amaç Türk, Arap, Arnavut, Kürt, Boşnak Müslüman halkı kaynaştırarak devletin dağılmasını önlemektir. Tanzimat ideolojisinin sembolü Mekteb-i Sultani iken İslamcılık anlayışının en önemli sembolü Aşiret Mektebi’dir. Bu mektep merkeziyetçi politikanın bir yansıması olarak önce Arap aşiret liderlerinin çocuklarını eğitmek amacıyla açılmış, daha sonra Kürt ve Arnavut çocuklar da bu okula alınmıştı. Ancak bu çabalar sonuçsuz kalacaktır.

Medreseler ise Abdülhamit devrinde de ihmal edilmiştir. Çağdaş gelişmelere ayak uyduramayan medrese camiası, yeni mekteplere tepki gösterse de bir sonuç alamadı. İlginçtir ki, medreselerin ıslahı projesi İttihat ve Terakki iktidarında gündeme gelecektir.

Abdülhamit devrinde maddi imkânsızlıklara rağmen birbirine benzeyen, daha çok Fransız merkezli Batı mimarisi ve İslam mimarisinin sentezi olan, bugün de Osmanlı coğrafyasında çoğu ayakta olan okul binaları inşa edilmiştir. Hatta Padişah, yurt dışından gelen misafirlere İstanbul’daki vitrin okulları büyük bir keyifle gezdirmekteydi.

Abdülhamit’in dini hassasiyetleri okullara da yansımış, din ve ahlâk eğitimi okul müfredatının önemli bir parçası olmuştur. Tanzimat, Abdülhamit ve Cumhuriyetin eğitime yükledikleri misyonun aynı olması şaşırtıcıdır. Üç dönemde de “öğretmenler, mühendisler ve doktorlar” modernleşmenin önderleri olarak görülmüş ve döneme göre değişen ideolojileri yaymada önemli roller üstlenmişlerdir.

Yeni gelişmelere paralel olarak ihtiyaç duyulan alanlarda meslek okulları da açıldı. Askeri okullar ise yabancı subayların danışmanlığı ile yeniden düzenlendi. Ayrıca 1900 yılında Darülfünun yeniden açılarak Batılı anlamda bir üniversite faaliyete geçti. Darülfünun’da bir “İlahiyat Fakültesi” de açılarak medresenin etkisi kırıldığı gibi devletin denetiminde bir “resmi İslam” anlayışının egemen hale gelmesi süreci de başladı.

Dönemin ders kitaplarında Allah’a, peygambere itaatin yanında padişaha ve devlete itaat önemli bir yer tutuyor, bazı eserlerde otoriteye itaatin vacip, bazılarında farz olduğu belirtiliyordu.

SAYISAL GELİŞMELER

Bu dönemde eğitim alanında sayısal olarak çok önemli gelişmeler yaşandı. Abdülhamit’in saltanatının son yıllarında bu durum açık bir şekilde görülmektedir. 1907-1908’de İstanbul’da Müslümanların devam ettiği iptidai mekteplerin sayısı 274, toplam öğrenci sayısı 17.514; taşrada ise 5.145 mektepte 206.520 öğrenci oldu. Aynı yıl İstanbul’da 34 rüştiyede 6.514 öğrenci, taşradaki 160 rüştiyede 7.539 öğrenci okuyordu.

İstanbul’daki idadi sayısı 11, öğrenci sayısı da 4.950 idi. Taşrada idadilerin sayısı 70’e çıkmış ve öğrenci sayısı da 9.562’ye ulaşmıştı. Abdülhamit döneminde yatılı okullar da yaygınlaşmış, kız öğrenciler için de yatılı imkânı sağlanmıştı. Ancak aynı yıl yabancı okullardaki öğrenci sayısının 34.498 olması, bütün gayretlere rağmen bu okulların hâlâ önemli bir cazibe merkezi olduğunu göstermektedir.

BAŞARIDA ÖLÇÜ

Abdülhamit devrinde okullaşmada önemli bir başarı elde edildiği gibi okulların en ücra yerlere kadar ulaşması da sağlandı. Ancak Abdülhamit, eğitim yoluyla devlete ve kendisine sadık bireyler yetiştirmeye amaçlasa da bu okullardan yetişenler, muhalefetin temelini oluşturdular.

Abdülhamit’in açtığı okullardan yetişen İttihatçı aydın ve askerler, önce meşrutiyetin ilanını, ardından Abdülhamit’in tahttan indirilmesini sağladılar. Cumhuriyete de öncülük yapan bu kadroların özelliği; dönemin okullarında din ve ahlâk dersi sayısındaki artışa rağmen, Abdülhamit’in arzu ettiği İslamcılık ideolojisi ve dini referans alan yaklaşım yerine sekülerliği benimsemeleri, hatta “dini”, ülkenin gelişmesinin önünde bir engel olarak görmeleriydi.

Abdülhamit’in İslamcılık yolu ile Müslüman unsurları bir arada tutma hedefi de gerçekleşmedi. Bu okullarda eğitim alan Müslüman kitle de gayrimüslimleri izleyerek kendi milli devletini kurmayı bir ideal haline getirdi. Sonuçta Arnavutlar ve Araplar da Osmanlı Devleti’nden ayrıldılar.

Bütün bunlar, okul binası ve öğrenci sayısı çok büyük artış gösterse de sayısal anlamdaki başarının devletin yıkılmasının önüne geçemediğini göstermekte ve verilen eğitimin içeriğinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin