Sosyal medyada insanları tek bir davranışla silip atmayı öğütleyen cümleler yaygınlaşıyor. Oysa insan tek bir fotoğraf karesi değil, uzun bir hikâyedir. Yanlışı görmek ama insanı o yanlışa hapsetmemek gerekir. Rahmet nazarı, insana henüz ulaşamadığı hâliyle de bakabilmektir. Asıl mesele, karşımızdakini yalnızca hatalarıyla değil, Allah’ın yaratmayı murat ettiği hâliyle de görebilmektir.
ALİ TOPDAĞ | YORUM
Son yıllarda sosyal medyada aynı kapıya çıkan cümlelerle sık sık karşılaşıyorum: “Seni düşünmeyeni sen de umursama!”, “Hak etmeyene ikinci şans verme!”, “Hayatından toksik insanları çıkar!”, “Sana zarar verenle iletişimini kes!”
İlk bakışta bu cümlelerin çoğu kulağa mantıklı geliyor. Hatta bazı durumlarda insanı koruyan yönleri de olabilir. Ne var ki zaman geçtikçe zihnimi daha çok meşgul eden başka bir soru ortaya çıkıyor: Bir insanı değerlendirirken hangi gözlüğü takıyoruz? Çünkü insanı değerlendirme biçimimiz, insan anlayışımızı; insan anlayışımız ise hayatla kurduğumuz ilişkiyi belirliyor.
Bir insanı tek bir paylaşımıyla, tek bir cümlesiyle, tek bir davranışıyla tanımlamaya başladığımızın farkında mıyız? Bir hata yapıyor; hemen etiketliyoruz. Belki farkında olmadan yanlış bir şey söylüyor; bütün geçmişini unutup defterimizden siliyoruz. Bir kusuru ortaya çıkıyor; sanki bütün hayatı o kusurdan ibaretmiş gibi hüküm veriyoruz. Oysa insan, tek bir fotoğraf karesi değildir. İnsan, uzun bir hikâyedir.
Bir öğretmen, öğrencisini yalnızca sınavdan aldığı son nota göre değerlendirse adaletli davranmış olur mu? Bir anne veya baba, evladını yaptığı bir hataya göre yargılasa gerçekten onun gelişimine yardımcı olmuş olur mu? Yıllarca aynı evi paylaşmış iki eş, birbirlerini yalnızca son tartışmaları üzerinden değerlendirebilir mi? Bir mürşit, talebesine sadece bugünkü zaafıyla bakarsa onda saklı bulunan istidadı nasıl görebilir?
İnsan; çocukluğu, aldığı eğitim, yaşadığı acılar, yaptığı hatalar, pişmanlıkları, sevinçleri, korkuları ve umutlarıyla birlikte bir bütündür. İnsan dosya değildir ki kapatılıp rafa kaldırılsın veya gereksizse bilgisayardaki çöp kutusuna atılsın. İnsan değişebilir, öğrenebilir, pişman olabilir, hatalarından ders çıkarabilir, yeniden ayağa kalkabilir ve eskisinden daha iyi biri olabilir. Bu, her şeye rağmen muhatabımızın yanlışını doğru görmek, zulmüne ses çıkarmamak, yaptığı haksızlığı görmemek anlamına gelmiyor.
Doğru soru: “Sana ne oldu?”
Allah’ın yeryüzüne halife olarak gönderdiği insana ‘rahmet nazarı’ ile bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bu bakış, hakikati değil ona bakış biçimini değiştirir. Bir insanın yaptığı yanlışı inkâr etmek doğru olmadığı gibi onu yalnızca yaptığı yanlıştan ibaret görmek de doğru değildir. Bugün birçok yönden manipüle edilmekte olan insan için belki de en zor olan bunu yapabilmektir. Yani yanlışı görebilmek ama insanı o yanlışa hapsetmemek.
Bu bakış yalnızca dinî geleneklere mahsus değildir. İnsanlık tarihi boyunca farklı düşünce gelenekleri de bu mesele üzerinde durmuştur. Stoacı filozoflardan Marcus Aurelius, insanların çoğu zaman kötülüğü bilerek değil, hakikati yeterince göremedikleri için o davranışta bulunduklarını söyler. Bu yüzden hüküm vermeden önce anlamaya çalışmayı tavsiye eder.
Modern psikoloji de benzer şekilde “Sende ne bozuk?” yerine, “Sana ne oldu?” sorusunu sorar. Bu iki soru arasındaki fark küçümsenecek gibi değildir. Birincisi insanı suçlar, ikincisi anlamaya çalışır.
İslam düşüncesi ise meseleye daha farklı bir pencere açar: İnsan, Allah’ın yarattığı mükerrem bir varlıktır. Hatası olabilir, günahı olabilir, zaafları olabilir ama bütün bunlar onun insan olma haysiyetini ortadan kaldırmaz. Kur’an’da en çok tekrar edilen ilahî isimler arasında ‘rahmet’ isimlerinin bulunması tesadüf değildir.
Rahmet, yanlışı yok saymak değildir; insanı, yanlışının ötesinde de görebilmektir.
Bir öğretmen, sınıfında yaramazlık yapan öğrenciyi yalnızca problem çıkaran biri olarak mı görmelidir; yoksa doğru yönlendirildiğinde büyük işler başarabilecek bir çocuk olarak mı? Bir eş, hayat arkadaşının yaptığı yanlışlardan sonra sadece kırgınlıklarını mı hatırlamalıdır; yoksa yılların ortak hikâyesini de hesaba katmalı mıdır? Bir mürşit, talebesinin düştüğü yere mi odaklanmalıdır; yoksa ayağa kalkabilecek tarafını da görebilmeli midir?
Bence gerçek eğitim, gerçek aile ve gerçek irşad işte burada başlıyor. İnsana, henüz ulaşamadığı hâliyle de bakabilmek…
İnsan yaptığı hatadan ibaret değildir!
Çağımızda bunun tam tersi bir durum/hastalık var: Hızlı hüküm vermek. Artık insanları tanımıyor, onları sınıflandırıyoruz; dinlemiyor, etiketliyoruz; anlamaya çalışmıyor, dosyalıyoruz. Oysa hiçbir insan tek bir cümleden veya davranıştan ibaret değildir. Hele yaptığı hatadan hiç ibaret değildir. Hiç kimse en kötü haliyle özdeşleştirilemez.
Peki, başka insanlara bu gözle bakarken aynı anlayışı kendimize de gösterebiliyor muyuz? Geçmişte yaptığımız yanlışlara bakarken de aynı gözlüğü takıyor muyuz? Bugün sahip olduğumuz bilgi ve tecrübeyle yıllar önceki kendimizi yargılamak kolaydır. Oysa insan, dönüp geçmişine baktığında “O günkü aklım o kadardı.” cümlesini kurabilmelidir.
Bu cümle geçmişi meşrulaştırmaz, sorumluluktan kaçırmaz, hataları yok saymaz ama bugünkü aklımızı geçmişteki hâkim yerine koymaktan da vazgeçirir. Çünkü olgunluk, geçmişi inkâr etmek değil; ondan ders çıkarabilmektir. Muhasebe başka şeydir, kendini ömür boyu mahkûm etmek başka…
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin insanlara yeni bir gözlükle bakabilmek olduğunu düşünüyorum. Öyle bir gözlük ki suçu inkâr etmeyecek, adaleti zedelemeyecek ve insanı da yaptığı tek bir yanlışa mahkûm etmeyecek.
Bunun tam adı merhamet midir, şefkat midir yoksa hüsnüzan mıdır bilmiyorum. Kanaatimce rahmet nazarı hepsini ve daha fazlasını kapsıyor. Rahmet nazarı ile bakan kişi insanın yanlışını inkâr etmez, fakat onu yanlışından ibaret de görmez. Çünkü bilir ki insan, tamamlanmış bir eser değil; hâlâ yazılmaya devam eden bir hikâyedir.
İnsanın olgunlaşması; karşısındaki insanı yalnız yaptığı hatalarla değil, Allah’ın yaratmayı murat ettiği hâliyle de görebilmeye başlamasıdır.
Rahmet nazarı dediğim şey, işte bu bakışı yakalayabilmektir.

İnsan biraz hayata ara verip düşünüp kendine baktığı zaman ne doğru ifadeler !…