696 sayılı KHK ekseninde CHP ve Türk “solu”

Analiz | Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman

Türkiye an itibarıyla parlamento denetiminin ortadan kaldırıldığı, anayasanın temel hak ve özgürlüklerine ilişkin garantilerin tümüyle yok edildiği, anayasal düzenin – yürütme, yasama ve yargının birbirinden bağımsız üç erk olarak denge ve kontrol sistemi oluşturduğu siyasi sistem – fiilen rafa kaldırıldığı keyfi bir yönetimdir. Bu tür devletleri hiçbir açıdan demokrasi olarak niteleyemezsiniz. Normatif hukuk bilimi de, ampirik siyaset bilimi de literatürlerinde bu tür bir rejimi hukuk devleti olarak tanımlamaz.

Çok kısa bir süre önce yayınlandığından hemen sonra eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olarak “hukuk diliyle bağdaşmayan muğlâklık hukuk devleti anlayışı açısından kaygı vericidir” diye bir açıklamada bulundu. Neye istinaden yapıyor bu ağır eleştiriyi Gül? 696 sayılı KHK, Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında cezai sorumsuzluk getiriyor. Türkiye’de hukukun artık tamamen bitirilmesi anlamına gelmektedir bu. Öylesine geniş bir koruma parantezi açıyor ki bu KHK her türden hukuk dışılığa, Türkiye’nin artık hukuk devletini geçtik, kanun devleti bile olmadığını net olarak ortaya koyuyor.

Bu KHK’yı çıkartma cüretinde bulunan irade, faşisttir

Darbe esnasında ve sonrasında yaşanan vandallıklar, katliamlar, işkence ve kötü muameleler, cinayetler, görevi suiistimaller, şiddet, tedhiş, adam kaçırma, insan hak ve hürriyetlerini ihlaller vb. tüm suçlar, artık yasal kovuşturmaya uğramayacak, yani yapılanlar yapanların yanına kalacak. Orman kanunlarına geri dönüşün kibarca ifade edilişinden başka bir şey değildir bu. Bu KHK’yı çıkartma cüretinde bulunan irade, faşisttir. Kanunla, hukukla, sağduyu ve devlet aklıyla tüm bağlantılarını yitirmiş, anayasanın kendisinden de özünden de siyasi düzeninden de bütünüyle kopmuş, kendini mutlak kontrolsüz gücün dayanılmaz çekiciliğine teslim etmiştir. Bunun beraberinde getireceği tehlikeli sonuçları görmüyor mu kimse? Artık işlenen her cinayet, yapılan her işkence, uygulanan her darp ve şiddet, gerçekleşen her vandallık bu KHK arkasına saklanacak, bu KHK çerçevesinde altın tepside sunulan dokunulmazlığın korumasına girecektir! Dahası, bugünkü siyasi karar alıcılar ve bürokrasi, yaptıkları korkunç haksızlıklara ve hak ihlallerine karşın dokunulmazlık zırhına sahip olacaktır. Haydi, iktidardaki rejim güçleri bu KHK’yı çıkarttı diyelim, peki neden muhalefet bu KHK’dan sonra birkaç retorik açıklama yapmak dışında hiçbir şey yapmıyor? Ya bu korkunç tehlikeyi fark edemeyecek kadar basiretsizler – ki ben buna ihtimal vermiyorum, bence bal gibi olan-biteni gayet iyi anlıyorlar – ya da bu “olağanüstü rejim” gücünü bir gün kendi lehlerine ve avantajlarına kullanma hesabı içindeler.

Bu kontekst çok ama çok hayati önemdedir. Bunu irdelemeli, bunun üzerinde durmalıyız. Ama bakıyorum, yine herkes işin yüzeysel ve magazinsel boyutlarıyla ilgileniyor. Ama muhalefetin – özellikle de ana muhalefet partisi CHP’nin – tutumunu ve duruşunu ikincil planda işliyor. Oysa CHP içerisinde sittin senedir var olan sosyal demokratlar ile ulusalcılar (nasyonalist solcular) arasındaki ideolojik temel ayrıma ilişkin parti içi mücadele, artık bariz şekilde ulusalcılar lehine sonuçlanmış görünüyor. Öyle ki, mülayim bir çizgide görünen ve sosyal demokrat tutumu ağır basan parti başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile, bu parti içi dinamiğini gözetmek adına söylemlerini açık şekilde “nasyonalist çizgiye” kaydırdı. Çünkü CHP içerisinde birkaç kalender ismi – mesela Tanrıkulu gibi bazı ilkeli siyasetçileri – hariç tutarsak CHP neredeyse 1970’lerin Ecevit dönemindeki sol seviyenin bile altına indi. Adeta 1940’ların tek parti dönemindeki fabrika ayarlarına geri döndü.

Yenilikçi ve reformist bir parti olmak şansı kullanılamadı

Oysa Kılıçdaroğlu, CHP’nin sol tabanı olan Alevi toplumunun temsilcisi bir genel başkan olarak, CHP’nin kendi (özellikle tek parti dönemi) geçmişiyle hesaplaşarak ve özeleştiri yaparak, yeni ve modern bir sosyal demokrat partiye evrilebilirdi. Maalesef AB reformlarının yoğun bir şekilde hayata geçirildiği 2003-2010 dönemi başta olmak üzere, CHP Baykal dönemindeki “Avrupa’ya verilen tavizler” söyleminden kurtulamadı. Özellikle azınlık hakları konusunda derin devletle bütünleşik yapısından dolayı, AB reform sürecinde ayağı frende olan taraf oldu. Yenilikçi ve reformist bir parti olmak şansını kullanamadı ve AB reformları bayrağını, o dönemin “reformcu ve AB’ci partisi” olan AKP’ye kaptırdı. Baykal sonrasında partide genel başkanlığa gelen Kılıçdaroğlu, CHP içindeki bu derin devletçi nasyonalist kemik yapı nedeniyle, Dersimli bir Alevi olarak Dersim katliamı konusunda bile ilkeli ve demokrat bir duruş sergilemekten çekindi. Kılıçdaroğlu CHP’yi dönüştüremedi, ama tersi oldu. CHP içi ulusalcı kadro (yani nasyonalistler) Kılıçdaroğlu’nu hizaya getirdiler.

Bu CHP, en az bugünkü AKP kadar tehlikelidir. Çünkü Türkiye’de potansiyel demokratik solu giderek nasyonalist bir ideoloji ile zehirlemektedir. Deniz Gezmiş gibi Marksist bir devrimciyi sahiplenmekte zorluk yaşamıyor CHP tabanı. Ama temel insan hak ve özgürlükleri konusunda hala kapsayıcı – yani sadece kendi mahallesinden olanların değil, istisnasız tüm vatandaşların hukukuna sahip çıkan – bir pozisyon alamıyor. Sadece tabandan söz etmiyorum. Yazarı-çizeri, bilim insanı, gazetecisi, tüm mürekkep yalamış CHP’lilerden, hatta Beyaz Türklerden söz ediyorum. Kendi ailemden de bire-bir biliyorum ki, Cemaat düşmanlığı, Kürt kimliğine karşı tutumları, liberal her şeyden nefret etmeleri gibi konularda sabit fikirliler ve hukukun bu grupları kapsayıcı şekilde işletilmesine tümüyle şüphe ve kaygıyla yaklaşıyorlar.

Perinçek ekolü, CHP içerisindeki hâkim görüş haline geliyor

Avrasyacı derin yapının ve Perinçek ekolünün dünya görüşü gittikçe CHP içerisindeki hâkim görüş haline geliyor. Bu görüşün solla-solculukla alakası yok. Marksist ideolojinin bile sadece toplum kontrolü, hukuk anlayışı ve liberal demokrasiyi “burjuva demokrasisi” olarak aşağılaması gibi özelliklerini alıp, mesela ekonomik eşitlik gibi hedeflerini es geçiyorlar. Zaten işlenmemiş Marksizm diye niteleyeceğim ideoloji, Avrupa sosyal demokrasisine temel oluşturmuyor. Batı sosyal demokrasisi içinde liberal demokratik değerleri büyük bir duyarlılıkla koruyor. Türkiye’de sol hiçbir dönemde liberal demokrasiyle barışık olmadı. CHP her zaman jakoben ve “devrimci” bir niteliğe sahip oldu. Devrimden dönüşümü değil, zorla iktidara sahip olmayı anladı. Hukuku “iktidarın köpeği” olarak gören bu ekol, temel anayasal hakları uygulamada daima zorlandı. Darbe dönemlerinin “hukukuna” bu nedenle hiçbir darbeden sonra cezai müeyyide mekanizmasını ve hukuku işletmedi. Şimdi Erdoğan’ı vitrine koyup kendi siyasi gündemini uygulayan bu yapı, elbette 696 sayılı KHK konusunda da aynı stratejiyle hareket ediyor.

Ana muhalefet partisi CHP, 60,000 siyasi tutukluya da, 160,000 KHK ile kamu görevinden ihraç edilen memura da bu nedenle itiraz etmiyor. CHP içindeki baskın kanat olan ulusalcılar (tıpkı MHP gibi algılarla) kamuda yapılan “temizlik” operasyonunda hukuk falan aramıyorlar. Zaten hukukun olduğu bir ülkede 160,000 kamu görevlisi bir yıl içerisinde kitlesel olarak görevden alınırsa, her aklı başında insan bu durumun hukuk devletinin olağanlığında gerçekleşebilecek bir şey olmadığını görür. Ve siyasi sistemi artık hiç kimse bir anayasal demokrasi olarak nitelemez. Dolayısıyla CHP, düşük yoğunluklu ve “laiklik odaklı” bir çakma muhalefet yapıyor ve tüm Türkiye tarihi boyunca yaşanan en ciddi kitlesel faşizan takibat politikalarına ve korkunç boyutlara ulaşan hukuksuzluğa karşı çıkmak bir yana, zımnen onay veriyor. Bir ara Kılıçdaroğlu kamu görevinden ihraç edilenleri gündemine almaya gayret etti, ama başaramadı. Kanımca Kılıçdaroğlu da etkisinin sınırlı olduğunu biliyor. CHP içerisinde Alevileri kontrol altında tutmak stratejik önemi haiz bir durum olduğundan, Kılıçdaroğlu’nu vitrinde tutarak bunu sağlıyorlar.

Faşizmle mücadele edilmeli, AKP veya Erdoğan’la değil

Dostlar, bakın buraya açıkça yazıyorum: faşizmle mücadele edilmeli, AKP veya Erdoğan’la değil. Faşizm bir bütündür. İlkesel seviyede yaklaşın soruna. Bugün kimler anayasanın rafa kaldırılmasına itiraz etmiyor sorusunu sorun. Anayasanın size sağladığı (kısıtlı da olsa) hak ve özgürlükler, bugün mumla aranılacak seviyelere geriledi. Ağzını açanı “Fetö’cü” diye içeri alabilen bir mekanizma kuruldu. Bu mekanizmanın içinde olan AKP’liymiş, MHP’liymiş, CHP’liymiş, fark etmez. Sizin haklarınızı hiç biri savunmuyor, savunmayacak. Her biri kendi çıkarları bakımından hukuksuzluğa sahip çıkıyor. Liberal demokrasiyi temsil eden Batı’ya karşı üçü de düşman. Kılıçdaroğlu’na bile Yunan Adalarını alacağına yönelik bir mega-faşizan söyleme itmeyi başardılar! Bunu söyleyen bir parti, sol-sosyal demokrat falan değil, normal bir anayasan parti olamaz, düzgün işleyen bir demokraside. Bir “sol” parti bunu söylerse, halk Erdoğan’a neden karşı çıksın ki?

Türkiye’de demokrasiyi talep eden tek sol parti var, o da HDP. İYİ parti de dâhil, sağda ise hiç bir partinin demokrasi diye bir derdi yok! İçindeki etnik milliyetçiliğe karşın, HDP en azından ilkeli şekilde insan haklarına sahip çıkıyor. Çünkü derin devletin zulmüne uğrama konusunda, üzgünüm doğruyu yazmak zorundayım, Kürtler herkesten, hepimizden deneyimli! Oğluna, kızına istediği ismi koyamayacak kadar hakkı gasp edilmiş bir toplumun milletvekillerinin demokrasi, hak, hukuk talep etmeleri şaşırtıcı değil. Ama sistemin esas sahibi olduğuna dair derin bir inanç taşıyan CHP’lilerin, sistemin bugünkü zorbalarına karşı sol ve demokratik muhalefet yapmasını bekleyenlerin, ileri derece naiflik hastalığından muzdarip olduğu kanısındayım.  Liberal değerlere sahip olmak Türkiye’de küfür olarak kullanıldığı sürece ne ağır insan hakları ihlalleri biter, ne azınlıklar haklarına kavuşur, ne de insanca bir siyasi düzen kurulabilir. Ve ülke daha çok uzun süre KHK’larla yönetilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin