5 yıl önce 5 yıl sonra: Ahmet Şık, iktidar ağzı kullanmadığı için tutuklandı [Haber-Analiz: Kemal Ay]

Ahmet Şık, tıpkı 5 yıl önce olduğu gibi, ‘terör örgütü propagandası’ gerekçesiyle tutuklandı. Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) muğlâk maddelerinden birisi olan ‘terör propagandası’ kavramı, hâkimler tarafından özellikle son günlerde muhalif gazetecileri içeri tıkmak için kullanılıyor. Hangi terör örgütü peki? Size hangisi lazımsa… Ahmet Şık’ın avukatı, müvekkilinin hem PKK, hem DHKP-C hem de FETÖ propagandası yapmaktan tutuklandığını açıkladı.

Birkaç gün önce Avukat Fidel Okan, Ahmet Şık’la ilgili yürütülen soruşturmada bir gizli tanığın, ‘İmamın Ordusu kitabını Ahmet Şık’a FETÖ yazdırdı’ dediğini aktarmıştı. Gerçekten de öyle oldu ve Ahmet Şık daha önce karşı karşıya geldiği Cemaat’in iktidar dilindeki karşılığı olan FETÖ’nün propagandasını yapmaktan tutuklandı.

Normal bir hukuk devletinde…

Normal bir hukuk devletinde ‘terör propagandası’ ciddi bir suçtur. Ancak bu suçu ispat edebilmek için, biraz uğraşmanız gerekir. Öncelikle propagandayı yapan gazeteciyi ciddiyetle takip etmeli, onun Yargıtay’ca da onaylanmış, hukuk tarafından tescillenmiş bir terör örgütünün elemanları ile ‘propaganda aracı olduğunu ispatlayacak biçimde’ görüştüğünü tespit etmelisiniz. Yani sadece yazdıklarının ‘terör örgütüyle ilişkiliymiş gibi’ göstermesi yetmez.

Ancak normal bir hukuk devleti olmadığımız için, savcılarımız dijital çağın gereklerine de uyarak, gazetecilerin Twitter paylaşımlarını inceliyor, bazı tweet’lerin terör örgütlerinin tezlerine uygun olabileceğine, uymasa bile onların ‘işine yarayacağına’ hükmediyor ve bir dava dosyası oluşturuyorlar. Ahmet Şık mesela, attığı tweet’ler, yazdığı haberler ve yaptığı röportajlar sebebiyle tutuklandı.

Propaganda muğlâklığı

‘Propaganda’ ciddi bir iş olduğu kadar, çoğunlukla -eğer devlet tarafından alenen desteklenmiyorsanız- gizlilik içinde yapılan bir iştir bir de. Yani ulu orta, her mecrada, net bir biçimde yapmazsınız propagandayı. Sinsilik gerektirir. Fikirlerinizi eğerek, bükerek aktarırsınız. Oysa Ahmet Şık soruşturmasında, her şey gayet açık. Eğer bir hâkim kafasına takmışsa ‘suç’ uydurabilir ama yani hemen her şey alenen ortada, ne anlatmak istediği de belirgin.

Bir de tutukluluk hâli, sanığın delil karartma ihtimaline, kaçma şüphesine ve çeşitli başka hâllere dayanır. Burada, diğer 150’ye yakın gazetecide olduğu gibi, tutuklama bir cezalandırma biçimi. Bir çeşit, “Buna gücüm yetiyor bak!” deme çiğliği. Son birkaç senedir, iktidarın “Ben iktidarım!” haykırışlarının somutlaşmış hâli bu tutuklamalar. Ahmet Şık’ın delil karartamayacağı ortada, zira bütün ‘deliller’ ayan beyan. Ama tutuklu, zira birileri öyle istiyor.

Ahmet Şık neden tutuklandı?

O birilerinin neden Ahmet Şık’ın tutuklanmasını isteyebileceğine dair bir tahmin yürütelim. Mesele aslında Can Dündar’a kadar dayanıyor. Erdoğan ve AKP iktidarı, üzerine atılı bütün suçlamaları, “Güç savaşında yenik düşmüş bir Cemaat’in hezeyanları” olarak pazarlamak istiyordu başından beri. Can Dündar’a bu kadar öfke kusmalarının sebebi, MİT Tırları meselesini manşet yapması, haberin arkasında durması ve gittiği her yerde bunu anlatması.

Ahmet Şık’la ilgili problem de burada. “Yahu seni bu Cemaat içeri attı!” diye kuduruyorlar muhtemelen Ahmet Şık’ın attığı tweet’leri, yazdığı haberleri okurken. Şık’ın son ‘büyük hatası’ muhtemelen, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili soru işaretlerini dile getirdiği yazı dizisi oldu. İktidarın ‘FETÖ tezleri’ni olduğu gibi kabul etmeyen, arka planını araştıran, bir şekilde hükümeti de işin içinde tutan her türlü görüşü, fikri cezalandırma yolunda bir ant içilmiş besbelli. ‘Yenikapı Ruhu’ diyerek Türkiye’den dünyaya ‘tek ses’ (her şey Cemaat’in suçu, ben masumum) vermek isteyen Erdoğan’ın CHP’ye olan öfkesi de, benzer bir hayal kırıklığına dayanıyor. CHP’nin farklı ses çıkarması, özellikle dünyadaki planları bozuyor.

Ahmet Şık ilk kez tutuklandığında…

Ahmet Şık ilk kez tutuklandığında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül inisiyatif alıp kararın yanlış olduğunu savunmuştu. CNN Türk, NTV, Habertürk gibi ana akım haber kanallarında Ahmet Şık’ı savunan gazeteciler vardı (Gerçi Ruşen Çakır, o dönemde NTV’den ayrılışının Ferit Şahenk’in kendisinden Şık-Şener meselesindeki tutumu sebebiyle rahatsızlığı sebebiyle olduğunu anlatmıştı). Ahmet Şık’ın ilk tutuklandığı zaman, Ergenekon davaları yoğun bir toplumsal baskıya maruz kalmış, hatta Ergenekon davalarının meşhur savcısı Zekeriya Öz görevden alınmıştı (Gerçi bir bakandan dinlediğime göre, Zekeriya Öz’ün alınma sebebi Şık’ı tutuklaması değil, Abdullah Gül’e karşı ‘açıklama’ yayınlamasıydı).

Ahmet Şık ilk kez tutuklandığında, “Dava sulandırılıyor” endişesi ile geri adımlar atılmış, o güne kadar darbe soruşturmalarını destekleyen AB ve ABD’den kaygı duyan açıklamalar gelmişti (Üstelik Erdoğan’ın gidip Avrupa Parlamentosu’nda “Bazı kitaplar bombadan tehlikelidir!” çıkışına rağmen).

İktidarın tek vücutluğu

Şimdiyse ana akım medyada ne Ahmet Şık’ı savunacak bir gazeteci kaldı, ne de siyasetin herhangi bir kademesinde Ahmet Şık’la ilgili ‘kaygılı’ olduğunu dillendirecek bir merci. AKP’liler en son Can Dündar’la ilgili AYM kararından sonra ‘iyi oldu’ diyecek oldular da, ağızlarının payını alıp hemen çark ettiler. Şimdi, Ahmet Şık’ın tutukluluğunun yanı sıra, hâlen gözaltında olan Tunca Öğreten ve diğer gazeteciler için, hatta dillendirilen 500’den fazla gazetecinin soruşturması için ‘tek vücut’ bir iktidar çıkacak karşımıza.

ABD’nin Meksika’ya karşı yürüttüğü savaşı finanse etmek için koyduğu adam başı vergiyi ödemediği için hapse giren Henry David Throreau’yu ziyaret eden özgürlükçü dostu Ralph Waldo Emerson’un “Henry, neden buradasın?” sorusuna, “Waldo, sen neden burada değilsin?” cevabını vermesi gibi artık durumlar. “Ahmet Şık neden hapiste?” sorusunun bir anlamı yok belki de. Etrafımızdaki, etrafınızdaki insanlar bir bir alınıp bir hücreye tıkılırken, “Sen neden burada değilsin?” sorusunu düşünmek gerekir…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin